Tarih : 16.01.2021 - 00:27 Yorum : 0

Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002)

Kapitalist sistemin sinemasında altından kürsüye sahip Hollywood'un aslında hiç bir değere ve insana acıması yok... Nereden mi biliyoruz? Orijinal adı; "Searching for Debra Winger" olan ve Türkçe'ye "Kayıp Aranıyor: Debra Winger" olarak çevrilen filmi seyredince... Amerikalı ünlü oyuncu Rosanne Arquette'e ait olan ve 2002 yapımı ilk belgesel filmin konusu da bir hayli ilginç. Aslında sahici! 1980'li yıllarda 20'li, 30'lu yaşlarda el üstünde tutulan kadın sinema sanatçılarının 40'lı yaşlarında "üzgünüz bayan, artık yaşlandınız işimize yaramazsınız" diyerek bir kenara nasıl fırlatıldıklarını bu belgesel tadındaki sinema filmi gözler önüne seriyor...

Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002)

Eğer Rosanna Arquette’in yaptığı bu belgesel filmi izlemeseydim Hollywood kadınlarının bu kadar ‘hakiki’ sorunları olacağını asla düşünmezdim...

Bir arkadaşa flash belleğimi ödünç verdim. Haber merkezindeki yoğunluktan bir hafta sonra flash bellek bana lazım olunca ben de belleğimi istedim. Arkadaşım mahçup bir şekilde flash belleğimi bana geri verince abi dur bir de içine birkaç tane film atayım sen çok seversin böyle şeyleri dedi. Olur dedim ve bekledim... İyi ki de beklemişim. Yoksa bu filmi seyredemez, size de bu filmi anlatamazdım. 

Evet... Kayıp Aranıyor adlı bu belgesel filmi Debra Winger adlı aktristinin yıllar önce ve mesleğinin doruğunda olması gereken yaşlarda gözden düşmesi ve inzivaya çekilmesinin nedenleri üzerinden Hollywood’da, o rüya kadınların ve rüya erkeklerin oluşturduğu starlar aleminde aslında hiçbir şeyin o kadar yolunda gitmediğini kendince anlatmaya çalışıyor. 

"Eee ne var bunda kardeşim" diyebilirsiniz; sadece çoğu kişinin aklında "star" deyince akla gelen, yer aldıkları o sanal dünyayla bütünleşmiş, canlarının çektiğini yapabilen ve ‘insanın canı neyi çekiyorsa onu yapmalı’ya inanan, ‘nerede trak orada bırak’ usulü yaşayıp, üzüntüyü bir top gibi kaldırıp atabilen, sorumluluk duygusunu ‘elim sende’ basitliğiyle havale edebilen, oyun tadında yaşayan insanlar olur genelde.

Oysa konu ciddi. Konumuz her rolü başarıyla canlandırabilen kadın oyuncuların, sıra o büyük rollerine, kendi hayatlarının filmine geldiğinde aksayıp tökezlemeleri; tökezledikleri anları da samimiyetle itiraf edebilmeleri. 40 yaşlarında oyunculuk kariyerlerinin zor bir dönemecine gelmiş iken, hayatlarında neyin gerçek neyin sahte olduğunun bilgisiyle dürüstçe, acımasızca yüzleşmeleri... İtiraf edeyim, bir ara acaba Rosanna Arquette’in karşısında bizim ‘mesafe ve zırh kraliçemiz’ Türkan Şoray ya da "şımarıklık ve yapaylık prensesimiz" Hülya Avşar olsaydı sonuç ne olurdu diye düşünmeden edemedim. Ahh düşününce de yüreğim cızzzz etti... 

Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002)

Belgesel de bir zamanların en ünlü oyuncuları yer alıyor. Kimler yok ki... Jane Fonda, Sharon Stone, Vanessa Redgrave, Charlotte Rampling, Gwyneth Paltrow, Holly Hunter, Whoopi Goldberg, Patricia Arquette, Alfre Woodard, Robin Right Penn, Emmanuelle Beart, Meg Ryan görüşülen isimlerin arasında en çarpıcı isimler olarak yer alıyorlar. Arquette’in aldığı yanıtlar, bizleri Hollywood’da kadın olmak sorunsalının belli nirengi noktalarına götürüveriyor.. Yaşı 40 olmuş kadın oyuncuların hemen hemen hepsi anne olmalarının verdiği sorumluluk duygusu ile oyunculuk tutkuları arasında, bir suçluluk duygusu içinde yaşamalarına tanıklık ediyorsunuz. Asıl ilginç olan, bu duyguyu geleneksel bağlantılar ve muhafazakar saiklerle değil, varoluşçu bir yaklaşımla ele alabilmeleri... Sahici bir insan gibi yaşamanın güzelliğini yitirmelerinden kaynaklanan bir hayıflanma söz konusu. Emmanuelle Beart’ın söyledikleri, silikonlu bir sarışından duymayı umduğunuzun ötesinde (ne de olsa bir Fransız silikonlusu o): "Bu gerçek bir hayat değil." diyor Beart, "Seyirci bizi bir zaman diliminde donduruyor ve hep o şekilde görmek istiyor, onun sevdiği insan sabah kalktığımda benim aynada gördüğüm insan değil; onun gördüğü de gerçekte ben değilim." ve sonra bir kadının kendi parasını kazanarak mutlu olabileceğini iddia edenler için hayli provokatif sözler geliyor: "Hâlâ beni ve çocuğumu tüm bu sahte şeylerden çekip alacak, uzaklara götürecek bir adamın hayalini kuruyorum." (Ama eninde sonunda bir sarışın)

Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002)

Hollywood’un sunduğu kadın imajinasyonları gerçek kadın hikayeleri değil. Çoğunlukla filmi çekip götürecek bir erkeğin kız arkadaşı rolleri düşüyor kadınların nasibine. Bu durumda da kadın oyuncu 40’lı yaşlarına geldiğinde yazılı olmayan kurallar gereği kendiliğinden erkek egemen dünyada haliyle saf dışı ediliyor. Oysa ‘evlerinin kirasını verebilmek ve çocuklarını büyütebilmek için’ bildikleri tek mesleği, oyunculuk yapmak zorundalar. İşin para boyutu da bir yana, sevilen bir yüz ve vücuda sahip iken birdenbire devre dışı kalanlar ya da bu tehditle yüz yüze gelenler hakiki bir sarsılma yaşıyorlar. "Stüdyo yöneticilerimiz lisede kimseyle çıkamamış tipler bence’ diyor biri, ‘ bu yüzden ciddi bir çıtır takıntısı var Hollywood’da, yapımcılar jönleri kendileriyle özdeşleştiriyorlar ve onlara eşlik etmek için lisede çıkamadıkları kızları seçiyorlar."

Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002)

Oyuncunun yaşlanması olayına başka açılardan bakanlar da var elbette. Örneğin siyahi oyuncu Alfre Woodard; "Bir oyuncu için yaşlanmak, inanılmaz bir deneyim." diyerek şu garip sinemaseverin kalbini hemencecik fethediyor. "Çünkü gençlik yıllarınızda insanların sizi, siz olduğunuz için beğendiğini ve sevdiğini sanıyorsunuz; oysa daha sonra anlıyorsunuz ki, sizi göğüsleriniz için sevmişler. Asıl o noktadan sonra başlıyor anlam arayışınız. İyi ki yaşlanıyoruz; çünkü bu bizlerin yaşadığı en önemli (ve belki de tek) varoluşsal deneyim oluyor." Hollywood’un kadın oyuncu politikasına isyan ederek mesleği bıraktığı için anarşist sayılan; ama huzuru dometsik bir yuvanın kollarında bulduğu için feministlerce pek beğenilmeyen kayıp Debra’nın sırrı da aydınlanıyor sonunda: "Ben oyunculuğa ‘hayır’ demedim, oyunculuk nedeniyle vazgeçtiğim küçük ve önemsiz mutlulukların tümüne ‘evet’ dedim." diyor Debra. Rosanne’nin mütevazı sorularına ve çelimsiz yaklaşımlarına rağmen ortaya çıkan şey oldukça ilginç olmuş. Cezp etmeye kodlanmış; ama son kullanma tarihleri dolmak üzere olan şöhretli kadınlar için asıl hayat 40’ında başlıyor. Kullanılmayan seçenek ise hep takıntı, hep ‘keşke’ nesnesi. İstanbul’da da, Hollywood’da da…

Bu belgesel filmi bunca yıl benim gibi siz de seyretmediyseniz, seyretmenizi tavsiye ederim...

Diğer film eleştirilerimizi okumak için aşağıdaki linke tıklamanız yeterli.

Bir Andrei Konchalovsky Filmi: Deliler Evi (Dom Durakov) 2002 

Kral Arthur (King Arthur 2004) Filmi Üzerine 

Restorasyon (Restoration 1995) Filmi Üzerine

Şüphe (Disturbia 2007) Filmi Üzerine 

Cenneti Beklerken (2006) Filmi Üzerine

Death Proof (Ölüm Geçirmez, 2007) Filmi Üzerine

 
 

YORUM YAPIN

 
 
© 2004 - TGRT Haber