• Piyasalar
  • down
    BIST 100
    96720
  • up
    USD
    5.912
  • up
    EURO
    6.5175
  • down
    GBP
    7.4357
  • up
    Altın
    283.404
  • TGRT Haber Arama
  • TGRT Haber Facebook
  • TGRT Haber Twitter
  • TGRT Haber Youtube
  • TGRT Haber RSS
REKLAMI KAPAT
Tarih : 29.05.2019 - 13:01 Yorum : 0

İstanbul'un Fethi 1453, 29 Mayıs 1453 tarihinin anlam ve önemi nedir? Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul'un Fethi ile ilgili sözleri..

İstanbul'un Fethi'nin 566 yılı bugün coşkuyla sevinçle kutlanıyor. Dünya tarihinin akışını değiştiren, çağ kapatıp çağ açan, Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar olan Fatih Sultan Mehmet Han'ın, İstanbul'u Fethi'nin 566. yılı kutlu olsun. Peki 29 Mayıs 1453'te neler oldu? 29 Mayıs 1453 tarihinin anlam ve önemi nedir? Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul ile ilgili sözleri nelerdir? İşte tüm ayrıntılarıyla İstanbul'un Fethi...

İstanbul'un Fethi 1453, 29 Mayıs 1453 tarihinin anlam ve önemi nedir? Fatih Sultan Mehmet Han'ın İstanbul'un Fethi ile ilgili sözleri..

İSTANBUL’UN FETHİ

Osmanlı sultanlarından ikinci Mehmed Han’ın 29 Mayıs 1453’de, Bizans İmparatorluğu’nun başşehrini almasıyla kavuşulan mübarek fetih. Türk-İslâm târihinde çok önemli bir yer tutan İstanbul’un fethi, İslâmiyet’le birlikte ortaya çıkan mukaddes bir ideâl, yüce bir gâyedir. Bu ulvî gâye uğruna önce Arablar, sonra da Türkler İstanbul surları önünde seve seve can verdiler.

Babası Sultan II. Murad'ın ölümünün ardından 1451 yılında ikinci kez tahta çıkan Fatih Sultan Mehmed kuşatma hazırlıklarına 1451 sonlarında başladı. Boğaz’ın Anadolu yakasında büyük dedesi Bayezid’in yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı'nın karşısına o dönemde Boğazkesen adı verilen Rumeli Hisarı’nın inşa emrini verdi. İmparator Konstantin Mehmed’e hisarın yapımı için kendisinden izin alması gerektiğini bildirmek için elçiler gönderdi ancak Mehmed elçileri kabul etmedi. İmparator en son 1452’nin Haziran ayında barış görüşmeleri için bir kere daha elçilerini gönderdi ancak Mehmed elçileri yine reddetti. Bunun anlamı savaştı. Hisar 1452’nin Ağustos ayında tamamlandı. Böylece boğazın kontrolü Osmanlıların eline geçmiş oldu. Boğazdan geçecek gemiler bundan böyle geçiş parası ödemek zorundaydı. Aksi takdirde gemiler top atışıyla batırılacaktı. 1452 sonlarında ödeme yapmayı reddeden bir Venedik gemisi batırılmış, kaptanı ve tayfası tutuklanmıştı. Söz konusu toplar Erdelli Urban adında bir top dökümcüsü tarafından yapılmıştı. Mehmed kendisinden Konstantinopolis’in surlarını yıkabilecek güçte bir top yapıp yapamayacağını sormuş Urban da "Ne Konstantinopolis, ne de Babil’in surlarının karşı koyabileceği bir top yapabileceğini" söylemişti.

Öte yandan bu gelişmeler karşısında İmparator Konstantinos Papa ve İtalyan şehirlerinden umutsuzca yardım talebinde bulundu ama bunlar sonuçsuz kaldı. Yalnızca Cenova 1452’nin Kasım ayında yardım göndermeye karar verdi ve Giovanni Giustiniani komutasında 700 asker taşıyan Ceneviz kadırgaları 26 Ocak 1453’te Konstantinopolis’e vardı. İmparator Konstantinos, Giovanni Giustiniani’yi kara kuvvetlerinin başkumadan yaptı. Kostantinopolis’teki asker sayısı 8.000 civarındaydı, limanda 26 savaş gemisi bulunuyordu. Daha evvel 700 İtalyanı taşıyan yedi Girit ve Venedik gemisi Şubat ayında şehirden kaçmıştı. Osmanlı ordusundaki asker sayısı ise en az 50.000 idi. Ayrıca Mehmed yalnızca karadan kuşatmanın yeterli olmayacağını düşünerek bir donanma hazırlatmıştı. Bu donanma bahar aylarında boğazın Marmara girişine vardı.

Osmanlı ordusu 23 Mart’ta Edirne’den hareket etti ve 2 Nisan’da Konstantinopolis’e vardı. Aynı gün Haliç’in girişi zincirle kapatıldı. Karargâhını Romanus kapısının karşısına Maltepe’ye kuran Mehmed son kez teslim çağrısında bulundu ama imparator reddetti.

6 Nisan sabahı ilk saldırı başladı. Kuşatma, aralıklı çatışmalarla 53 gün sürdü. İmparator Konstantinos, Giustinani ile birlikte Romanus kapısını savunuyordu. Şehzade Orhan da Marmara kıyısındaki kıtalardan birini yönetiyordu. 20 Nisan günü Papa’nın gönderdiği üç Ceneviz gemisi ve Sicilya’dan gelen bir Rum yük gemisi şehrin açıklarında belirdi. Marmara denizinde yapılan savaşın sonunda akşam saatlerinde dört gemi Haliç’e girmeyi başardı. Donanmasını bir şekilde Haliç’e indirmesi gerektiğini anlayan Mehmed gemilerini karadan geçirmeye karar verdi. Bugünkü Dolmabahçe’den Kasımpaşa’ya uzanan güzergaha kalaslar döşendi ve 70 kadar gemi silindirler üstünde 22 Nisan sabahında Haliç’e indirildi. Böylece Haliç’in kontrolü Osmanlıların eline geçti. Öte yandan kuşatmanın yedinci haftasında Osmanlılar hâlâ kesin bir sonuç alamamıştı. Bu noktada Halil Paşa son bir kez Mehmed’i teslim çağrısı yapmaya ikna etti ancak imparator teklifi yine reddetti. Bunun üzerine Mehmed 24 Mayıs’ta ayın 29’unda karadan ve denizden büyük bir saldırı yapacağını duyurdu.

29 MAYIS 1453 TARİHİ NEDEN ÖNEMLİ?

Son saldırı hazırlıklarını Zağanos Paşa düzenledi. Osmanlı ordusu 29 Mayıs’ın ilk saatlerinde taarruza başladı. Osmanlılar son taarruzu üç dalga halinde gerçekleştirdiler. İlk iki saat boyunca başıbozuklar surlara saldırdılar, ardından Anadolu birlikleri onların yerini aldı. Son olarak öldürücü darbeyi vurmak üzere yeniçeriler devreye girdi. Bu sırada yaralanan Giustiniani'nin savaş alanından ayrılması şehri savunanların arasında büyük moral bozukluğuna neden oldu. Nihayet sabah saatlerinde Osmanlı askerleri "Kerkoporta" adlı kapıdan içeri girmeyi başardılar ve kapının üzerindeki burca Osmanlı sancağını diktiler. Mehmed fethin ilk günü öğleden sonra şehre girdi. Ayasofya’ya giderek namaz kıldı ve min-baʿd (bundan sonra) tahtım İstanbul'dur diye buyurdu.

İmparator Konstantinos'un akıbeti meçhuldür. Kimi kaynaklar cesedinin bulunamadığını söylerken, Babinger gibi bazı tarihçiler imparatorun cesedinin mor ayakkabılarından teşhis edildiğini yazar. Alphonse Lamartine eserinde imparatorun cesedinin bulunduğunu ve Fatih'in Konstantin için Hristiyan usulü cenaze töreni düzenlediğini belirtir. Şehzade Orhan ise keşiş kılığında şehri terk etmeye çalışırken yakalanıp idam edildi.

Fatih şehrin ticaret merkezi olan Galata’dan kaçmış olan Rumların ve Cenevizlilerin dönmesini sağladı. Rum Patrikhanesi’nin yeniden açılmasına izin verdi; ayrıca bir Yahudi hahambaşlığı ile bir Ermeni Patrikhanesi kurdurdu. II. Mehmed İstanbul’u, farklı dinlerden insanların bir arada yaşadığı, ticaret ve kültür merkezi olan bir başkent yapmayı amaçladı.

Fethin hemen ardından Mehmed şehrin onarımına başladı. Amacı Doğu Roma’yı yıkmak değil onu Osmanlı yapısı içinde diriltmekti. Kuracağı imparatorluk bir İslâm devleti olmakla birlikte Doğu Roma gibi kozmopolit bir yapıya sahip olacaktı.

Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi ve Yahudi hahambaşı bulunmasına izin verdi. 6 Ocak 1454’te Yorgo Skolaris'i yeni Ortodoks patriği olarak atadı. Ayasofya camiye çevrildiğinden Patrikliğe resmî makam yeri olarak Havariyun Kilisesi verildi. Şehirdeki Yahudilerin hahambaşı olarak Moşe Kapsali atadı. 1461 yılında ise Bursa Psikoposu Hovakim İstanbul Ermeni Patriği olarak atandı.

Mehmed Theodosius Forumu’nun olduğu yerde ilk sarayının inşasını başlattı. Daha sonraki yıllarda ise Sarayburnu’nda Topkapı Sarayı’nı inşa ettirdi.

Fatih, ilk tahta geçtiğinde ve İstanbul’un fethi sırasında sergilediği tutumlar nedeniyle, Çandarlı Halil Paşa’yı 10 Temmuz 1453 tarihinde Edirne'de idam ettirdi. Bazı kaynaklara göre Çandarlı Fatih'i sabırsız ve deneyimsiz buluyordu. Bu olay ile Fatih otoritesini pekiştirmiş oldu ve herkes genç hakana boyun eğdi.

Çandarlı Halil Paşa fetihten sonra idamına giden süreçte Yedikule’de Altın Kapı’da kırk gün hapis edildi. 10 Temmuz’da gözlerine mil çekildi ve daha sonra idam edildi. Boyun eğeceği yerde Hakan’a dik baktığı iddia edilir. Daha sonra oğlu İbrahim Paşa tarafından İznik’e götürülüp türbesine gömüldü. Çandarlı Halil Paşa, idam edilen ilk Osmanlı sadrazamıdır. 

FATİH SULTAN MEHMET HAN'IN SÖZLERİ:

'Ya İstanbul beni alacak ya ben İstanbul'u': Kuşatmanın en bunalımlı anlarından birinde söylenmiş olan bu söz, Venedik'ten gelen üç geminin Osmanlı donanmasını yararak Haliç'ten içeriye gıda ve asker yardımı getirmesi üzerine söylenmiştir. Bu noktada genç Sultan, orduya ve komutanlarına çöken moral bozukluğu atmosferini dağıtmak için bir yandan Şeyh Akşemseddin'e fethin müyesser olması için dua ricasında bulunurken öbür yandan askeri tedbirler alıyor, karadan gemileri yürüterek Bizans'ın moralini çökertiyordu. İşte tam bu aşamada söylenmiş olan bu söz, aynı zamanda İstanbul alınamazsa kendisinin iktidarının, itirabarının ve Osmanlı'nın cihan devleti misyonunun da biteceğini ima ediyordu.

'Eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz. Yok, eğer padişah ben isem size emrediyorum! Gelip ordunun başına geçiniz': Daha ilk saltanatının sonunda, 1446 yılında vezirlerin, özellikle de Çandarlı Halil Paşa'nın baskısıyla babasını tahta çağıran bir mektupta bu sözü söylediği ifade edilen II. Mehmed'in mantık ilmine hakimiyeti de hayranlık vericidir. Muhatabına hareket imkânı bırakmayan bu ifade onun zihninin keskinliğini de ifade eder.

'Âhirûn': Sultan Mehmed “Fâtih” olduktan sonra İstanbul'un fethine tek bir kelimeyle tarih düşürmüştü. Âhirûn kelimesi sonrakiler, ahir zamandakiler gibi anlamlara geliyordu. Belki de büyük Sultan İstanbul'un fethinin ahir zamandaki bir çiçeklenmeyi sağlayacağı ümidiyle hicri takvimle fetih tarihi olan 857 yılını veren bu kelimeyi bulmuştu. Nitekim İstanbul'un ilk belediye başkanı sayılan Hızır Bey Çelebi de bu esrarengiz kelimeyi hoş bir beyit içinde şöyle formülleştirmişti:
Feth-i Stanbul'a fırsat bulmadılar evvelûn
Feth idüp Sultan Mehemmed didi tarih “Âhirûn”

'Hüner bir şehr bünyad eylemekdür
Reâya kalbin âbâd eylemekdür'

İstanbul'un fethinden sonra asıl büyük fethe, yani ilim ve irfan yoluyla fethi kalıcı hale getirecek ikinci fethe girişen Fatih Sultan Mehmed 10 yıl sonra Fatih Medreselerini yaptırırken vakfiyesine asıl hünerin bir şehir kurmak ve orada yaşayanların kalplerini âbâd etmek olduğunu ustaca böyle ifade etmişti. Şehrin sadece taştan, topraktan, betondan ibaret bir yapı olmadığını, orada yaşayanların kalplerinin de imar edilmesi gerektiğini ifade eden bu hoş formülü belediyelerimizin duvarlarına yazmakta fayda vardır.

'Benim kudretimin yettiği yerlere imparatorunuzun ümit ve emeli bile yetişemez': Yıl 1452'dir. Genç Sultan İstanbul'a Karadeniz'den gelebilecek yardımların yolunu kesmek için, dedesinin babası Yıldırım Bayezid'in müthiş bir uzak görüşlülükle Boğazın Asya tarafına yaptırdığı Anadolu Hisarı'nın tam karşısına bu defa Rumeli Hisarı'nın yapım emrini vermiştir. İnşaat devam ederken gelen Bizans İmparatoru Konstantin'in bir elçi göndererek burasının Galata Cenevizlilerinin mülkü olduğunu ve inşaat yapamayacağını hatırlatan elçiye söylediği rivayet edilir. Bu sözden korkan Bizans İmparatorunun onun öfkesini yatıştırmak için hisarda çalışan ameleye yiyecek gönderdiği söylenir.

 

'Elimizde İslam kılıcı vardır': Trabzon'u fethe giderken kendisine elçi olarak gelen Akkoyunlu Uzun Hasan'ın annesi Sare hatunun sarp yamaçlarda atından inip yaya olarak dağlara tırmanması üzerine Fatih Sultan Mehmed'e söylediği: “Ey oğul bu Trabzon'a bunca zahmet nedendir? Burasını gelinime bağışla” sözü üzerine ilk Osmanlı tarihçisi Aşıkpaşazade'ye göre şöyle demiştir. “Ana bu zahmet din yolunadır. Ahirette Allah huzuruna varınca inayet ola. Zira elimizde İslam kılıcı var. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gazi demek yalan olur.”

'İmtisal-i Cahidü fi'llah olubdur niyyetüm Din-i İslam'un mücerred gayretidür gayretüm'
Fatih'in yazdığı bu beytin manası şöyledir: “Niyetim Allah uğruna cihad etmektir. Sadece İslam dini uğruna çalışmaktır gayretim.”

'Zülfünün zencirine bend eyledi şahum beni
Kulluğundan itmesün azad Allahum beni'

Şahım beni saçının zincirine bağladı. Allahım beni kulluğundan azad eylemesin.

'Ebaenced devletimüz çerağı küfr ehlinin yüreği yağı ile ruşendür': Fatih bu sözü komutanlarıyla yaptığı bir istişare sırasında söylemiştir. Atalarımdan beri devletimizin çerağı (mumu) kâfirlerin yüreğini çok yaktığımız için onların yüreğinin yağıyla aydınlanmıştır.

Tarih yazmak korkaklara göre bir iş değildir.

Biz toprakları değil gönülleri feth etmeye gidiyoruz.

Bir gece ansızın gelir krallığınızı imparatorluğuma katarım.

Allah bu milleti elli yıldan fazla rahata koymasın, alıştırmasın.

Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir.

Eğer kanım ile yükselecekse Hz.Muhammed’in dini; durmayın kılıçlar doğrayın beni.

Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü kendisi benim hocamdır. (Akşemsettin hz.) için söylemiştir.

 
 

YORUM YAPIN

 
 
© 2004 - TGRT Haber