• Piyasalar
  • down
    BIST 100
    118810
  • up
    USD
    6.0745
  • up
    EURO
    6.5574
  • up
    GBP
    7.8874
  • up
    Altın
    313.319
  • TGRT Haber Arama
  • TGRT Haber Facebook
  • TGRT Haber Twitter
  • TGRT Haber Youtube
  • TGRT Haber RSS
REKLAMI KAPAT
Tarih : 29.01.2020 - 06:00 Yorum : 0

Nereden nereye

Marmara’yı yıkan 99 depremine hazırlıklı değildik. ‘Bu bize ders oldu’ dendi. Ancak iki buçuk yıl sonra devlet, Afyonkarahisar’ın küçücük bir ilçesinde çaresiz kaldı. Tır şoförleri hafta sonu tatilinde olduğu için yardım gecikti. 2011 Van depremi milat oldu. Devlet arama kurtarma ve yeniden imarda göz doldurdu. 1966 depreminin mağdurlarına konutlarını 43 yıl sonra teslim edebilen Türkiye, altı ay içinde felaketzedeleri yeni evlere yerleştirir hâle geldi.

Nereden nereye

FATİH SELEK

Yıl 2002. Aylardan şubat.
Türkiye soğuk bir kış geçiriyor.
Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Ahmet Necdet Sezer oturuyor. Başbakan ise Bülent Ecevit.
Ülke koalisyonla yönetiliyor.
Devletin zirvesinde sert rüzgârlar esiyor. Cumhurbaşkanı, anayasa kitapçığı fırlattığı Başbakan ile kavgalı.
Bu didişme sebebiyle ülke, ekonomik krize boğulmuş. Vatandaş bunalımda.
1999 Marmara depreminin üzerinden iki buçuk yıl geçmiş. Felaket memleketin belini bükmüş. Marmara Bölgesi’ndeki şehirlerde yer yer enkazlar duruyor. Konteynerlerde hayatta kalmaya çalışanlar, kalıcı konutların yolunu gözlüyor.
O sırada bir pazar sabahı Afyonkarahisar Sultandağı merkezli 6,0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Bu, 1999’dan sonra büyük can ve mal kaybına sebep olan ilk depremdi. Felaket bölgesi doğup büyüdüğüm topraklardı. Bu yüzden yaşananları çok iyi biliyorum.

AMAN BAŞBAKAN UYUSUN
Eber Gölü havzasındaki üç ilçe (Sultandağı, Çay, Bolvadin) büyük hasar aldı. Bakanlık komisyonu ile daha önce sağlam raporu verilen Çay Sanayi Sitesi domino taşı gibi çöktü. Birbirine yaslanmış kerpiç evler yıkıldı.
Arama kurtarma mı? Yardım mı? Ne gezer! AKUT dışında ekip yoktu.
Gece 03.02’de meydana gelen 1999 depreminde “Rahatsız etmeyelim” diye uykusundan uyandırılmayan Başbakan Bülent Ecevit’e bu sefer haber verilmişti. Çünkü deprem sabah olmuştu.  
Fakat bu sefer uyuyan Kızılay’dı...
Kızılay tırlarının şoförleri hafta sonu tatili sebebiyle bulunamadığı için Ankara’dan üç saatlik mesafedeki enkaz bölgesine acil yardım gönderilemedi.
Vatandaş çıplak elleriyle kurtarmaya çalıştı yakınlarını. Tıpkı 99 depreminde Kocaeli’de, Sakarya’da olduğu gibi...
İki günde göçük altından 44 kişinin cesedi çıkarıldı. 318 kişi yaralandı. 509 bina hasar gördü.
Ölenler toprak altına girdi. Sağ kurtulanlar Afyon’un meşhur soğuğuyla baş başa kaldı.
Öyle ki donan topağı kazma kürekle kazmak mümkün olmadı. Mezarlar iş makineleriyle hazırlandı.

KIŞ GÜNÜ YAZLIK ÇADIR
Şehirde kriz masası kuruldu. Valilik, Kızılay’dan 20 bin çadır istedi. Kızılay ilk etapta ancak üç binini gönderebildi.
Gazeteler felaketin beşinci gününde “Sultandağı’nda çadır sıkıntısı bitiyor” diye müjdeli(!) haberler verdi.
Ankara çadır, battaniye, katalitik soba ve üç kamyon gıda gönderdi. Evet yanlış anlamadınız, altı üstü üç kamyon.
Depremzedeler “Yemek meselesini çözeriz. Açlıktan ölmeyiz ama soğuğa karşı çaresiziz” diye himmet diledi.
Ne acı ki, Kızılay’ın gönderdiği çadırların büyük kısmı yazlıktı. Katalitiği yaktığında nispeten ısınıyor, sönünce buz kesiyordu.

SEZER Mİ SEZEMEZ Mİ?
Deprem günü “Ulusça üzüldük” açıklamasını yapan Cumhurbaşkanı Sezer, felaket bölgesine dört gün sonra gitti. Sezer, merkez üssü Eber köyünde sadece 10 dakika durdu. Hemşehrileri Afyon-Konya kara yolunu ulaşıma kapattı. Sezer’in içinde bulunduğu aracın geçmesine izin vermedi. Polis, depremzedelere sert müdahalede bulundu. Bir belde belediye başkanı sahipsizliğe isyan edip Cumhurbaşkanı’nın önünde hüngür hüngür ağladı.
99’da Marmara ile günlerce irtibat kuramayan ve felaketten ders aldığını açıklayan devlet, bu sefer beş altı bin nüfuslu küçücük ilçede enkaz altında kaldı. Ateş yine düştüğü yeri yaktı. Bu, unutulan ne ilk ne de son deprem olacaktı. Nitekim bir yıl geçmeden Tunceli Pülümür sallandı, bir kişi öldü. Ardından Bingöl, felaketi yaşadı, 176 kişi öldü. 2004’te Erzurum Aşkale (10 ölü) ve Ağrı Doğubeyazıt (17 ölü), 2005’te Hakkâri (2 ölü), 2010’da Elâzığ Karakoçan (41 ölü) ve 2011’da Van (641 ölü) yıkıldı.

ELÂZIĞ’IN GÖSTERDİĞİ
Van depremi, arama-kurtarma ve seferberlikte milat oldu. Ülke ayağa kalktı. Devlet kısa sürede şehri yeniden inşa etti. Türkiye’nin tabii afetlere müdahalede hangi noktalara geldiği, Elâzığ depreminde bir defa daha görüldü.
Devlet bütün imkânlarını seferber etti. AFAD’ı, Kızılay’ı, Jandarma Arama Kurtarma’sı, UMKE’si, İHH’sı, AKUT’u ve itfaiyesi el birliğiyle afetzedelere merhem oldu. 45 kişi göçük altından çıkarıldı.
Cumhurbaşkanı ve Bakanlar soluğu depremzedelerin yanında aldı.
Jeneratörle ısınan çadırlar kuruldu. Belediyelerin ve yardım kuruluşlarının sevk ettiği tırlar, kilometrelerce kuyruk oluşturdu. Hükûmet, hayvanlar için bile çadır ahır gönderdi. Trenler halka açıldı. Vergi borçları silindi. Kira ve yıkım yardımı yapıldı. İnsansız hava araçları keşif yaptı. İki hafta içinde konteyner kentlerin kurulması sözü verildi. On bin konutluk uydu kent için acilen çalışmaya başlandı.

İSTANBUL KORKUSU
Teknik dönüşüm tamam, kentsel dönüşüm felaket
* Memleketin bir köşesi sallandığında akıllara hemen İstanbul geliyor. Çünkü, İstanbul’da ülke nüfusunun beşte biri yaşıyor. Ekonominin kalbi megakentte atıyor. Burada yaşanacak bir felaket ülkenin çöküşü anlamına geliyor.
Ne var ki, 1999 depreminin ardından 21 yıl geçmesine rağmen İstanbul yenilenemedi. Yetkililer, şehirde 600 bin hasarlı binanın yer aldığını, bunun 48 bininin yıkılması gerektiğini söylüyor fakat neşter vurulamıyor. Türkiye arama-kurtarma, yardım ve teknolojik yapıda büyük dönüşüm geçirdi ama kentsel dönüşümde aynı başarıyı yakalayamadı.
Kartal’da kolonu kesilen ve kaçak kat çıkılan 8 katlı bir apartman geçen sene yıkıldı. Bina, 21 kişiye mezar oldu. Arama kurtarma çalışmaları tam dört gün sürdü. Düşünün, İstanbul’da bunun gibi 600 bin bina bulunuyor. Bu, şu demek: Dünyanın en iyi arama-kurtarma ekiplerini de yetiştirseniz, muhtemel bir depremde çaresizsiniz...

AH BU ÜLKE NELER GÖRDÜ?
43 yıl sonra konut mu teslim edilir
* 2011 Van depreminden 39 gün sonra kalıcı konutların temeli atıldı. Felaketin yıl dönümünde 15 bin konut sahibine verildi. Toplam inşa edilen konut sayısı 25 bin oldu. Van yeniden imar edildi.
* Yine 2011’de depremin yıktığı Kütahya’nın Simav ilçesinde 928 afet konutu 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlandı.
* Şubat 2017’de depremin sarstığı Çanakkale Ayvacık’ta yüzlerce konut birinci yılda vatandaşa hizmetine sunuldu.
Türkiye her zaman böyle değildi...
* Erzurum’un Oltu ilçesinde 1983 depreminde evleri yıkılan vatandaşlar için yaptırılan 66 konut hak sahiplerine ancak 2004 yılında teslim edilebildi. Tam 19 yıl sonra...
Tabii beterin beteri vardı.
* Muş’un Varto ilçesinde 1966’da deprem yaşandı. 2 bin 394 kişi öldü. Devlet vatandaşa kalıcı konut sözü verdi. Türkiye 6 Cumhurbaşkanı, 30 hükümet, 13 başbakan gördü ama Varto konutlarını göremedi. Varto Karapınar konutları 40 yıl sonra, 2016 yılında teslim edildi. Aynı depremde evleri yıkılan Erzurum’un Hınıs ilçesi sakinleri de konutlarını 2009 yılında alabildi. Tam 43 yıl sonra... Tabii ömrü yetene. Acıları gitti, konutlar toruna miras kaldı...
* 2 bin 384 kişinin ölümüne yol açan 1975 Diyarbakır-Lice ve Hani depreminin mağdurlarının yüzü ise 31 yıl sonra güldü. Ona da gülme denirse...

 

 
 

YORUM YAPIN

 
 
© 2004 - TGRT Haber