• Piyasalar
  • down
    BIST 100
    100237
  • up
    USD
    5.7344
  • up
    EURO
    6.3129
  • up
    GBP
    7.165
  • up
    Altın
    279.18
  • TGRT Haber Arama
  • TGRT Haber Facebook
  • TGRT Haber Twitter
  • TGRT Haber Youtube
  • TGRT Haber RSS
REKLAMI KAPAT
Tarih : 22.05.2014 - 09:13 Yorum : 0

Arınç, 'Kimse kendini savcı yerine koymasın'

Başbakan Yardımcısı Arınç, Soma'daki maden faciasına ilişkin, "Adli soruşturma başladı, bu konu yargının işi. Kimse kendini savcı yerine koyup iddianame tanzim etmeye kalkmasın" dedi.

Arınç, 'Kimse kendini savcı yerine koymasın'

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, Soma'daki maden faciasına ilişkin, "Adli soruşturma başladı, bu konu yargının işi. Kimse kendini savcı yerine koyup iddianame tanzim etmeye kalkmasın. Savcı yanlış yaptıysa mahkeme düzeltir. Adli yargılamayı etkilemeye kimse teşebbüs etmesin, yargı görüyor" dedi.
Arınç, Başbakanlık Merkez Bina'da gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada, Soma'daki maden faciasının sonuçlarının değerlendirildiğini ve madencilik sektörü üzerindeki görüşmelerin ağırlıklı olarak ele alındığını söyledi.
Soma'daki maden faciasına ilişkin sadece adli yönden soruşturmayla sınırlı kalmayacaklarını, idari yönden de soruşturma başlatıldığını anımsatan Arınç, "Şüphesiz sadece oradaki işveren, işverenin aldığı ihmaller, kusurlar, kabahatler söz konusu değil, bunlar adli yargının alanı içinde kalacaktır. Ancak bazı kurumların da eksikleri, hataları, ihmalleri söz konusuysa kişiler ve kurumlar bazında da bir idari soruşturma yapılmaktadır" dedi.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığının idari soruşturma başlattığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının da 3 ayrı denetim heyeti oluşturduğuna değinen Arınç, bu kapsamda görevlendirilen müfettişlere kazanın oluşumu, nedenleri, maden ocağında çalışanların iş kanunundan oluşan çalışma süreleri, hakları, komşu ocaklardaki iş sağlığı, güvenliği ve varsa taşeron firma konularında kapsamlı bir inceleme ve denetim yapılması talimatları verildiğini söyledi.

Arınç, Başbakanlığın gerekli gördüğü takdirde başka denetim mekanizmalarını, idari soruşturma mekanizmalarını da harekete geçireceğini bildirdi. 

Madenlerle ilgili 2010 yılında TBMM'de sektörü ilgilendiren bir araştırma komisyonu kurularak raporunu verdiğini, Devlet Denetleme Kurulunun da kapsamlı inceleme yaparak bazı tavsiyelerde bulunduğunu dile getiren Arınç, bu soruşturmalar sırasında o konulardaki inceleme sonuçlarının da dikkate alınacağını aktardı.

Hayatını kaybedenlerin yakınlarına yapılacak yardımlar

Başbakan Yardımcısı Arınç, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bir gazetecinin, Soma'daki maden faciasında hayatını kaybedenlerin yakınlarına yapılacak yardımlar ve ölenlerin şehit statüsünde kabul edilmesine ilişkin yasal hazırlığın nasıl olacağına dair sorusu üzerine Arınç, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam'ın konuyla ilgili bir taslağı paylaştığını, maden kazasında vefat edenlerin doğrudan şehit sayılması veya şehitlere tanınan haklardan istifade etmesinin konuşulduğunu ancak bu konuda verilmiş bir karar bulunmadığını belirtti. 

"Bir kişinin ölümü bile yüreklerimizi dağlarken, bir olayda 301 kardeşimiz vefat etmiştir, yani acımız 301 kat fazladır" diyen Arınç, şöyle devam etti:

"Bu insanlar genç insanlardır, hepsi erkektir. Kimisi evlenmemiş, kimisi yeni evlenmiş. Bugün görüyoruz ki birisinin çocuğu bugün dünyaya gelmiştir. Hepsi ya evlattır ya eştir. Bu arkadaşlarımızın ailelerini düşünüyoruz, çocuklarını, doğmamış çocuklarını düşünüyoruz. Kendilerinin büyük bir mesai harcayarak gün yüzü görmeden toprağın 400 metre altında çok zor şartlar altında ekmek parası peşinde koşarken vefat ettiğini biliyoruz. Ölenleri geri getirme imkanımız yok. Peki bunların ailelerine ve hak sahiplerine, aileler derken kapsamı genişletmek istiyorum, devlet olarak biz ne yapacağız? Madeni işleten şirketle ilgili ceza davası da olabilir, tazminat davaları da olabilir. Dava hazırlıklarının da süratle ilerlediğini biliyoruz, bu bizi ilgilendirmez, bu yargının konusudur. Biz devlet olarak hükümet olarak bir iş kazasında hayatını kaybetmiş insanlara ne yapabiliriz, bunu düşünüyoruz."

Arınç, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda iş kazaları sonucunda vefat edenlerle ilgili özel hükümler bulunduğunu, bunlardan birisinin "ölüm geliri"nin bağlanması olduğunu ifade ederek burada prim ödeme gün sayısının önemi bulunmadığını, işe başladığı gün iş kazasının mağduru olan insanlara "ölüm geliri" bağlandığını, aynı zamanda prim gün ödeme gün sayısı ve yıla bakılarak "ölüm aylığı" da bağlandığını ifade etti.

 

Bir işçinin hem "ölüm geliri" hem de "ölüm aylığı"ndan istifade edebileceğini anlatan Arınç, bu konularda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının SGK İl Müdürlüğünce olay anından itibaren takip edildiğini, gerekenlerin yapıldığını kaydetti.

 

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada kanunen şehit sayılmalarından ziyade belki şehitlerimize kanunla tanınan hakları burada vefat etmiş insanımız için de uygulayabilir miyiz? Bugün için bir karara varmadık, çünkü mevcut yasa zaten bu imkanları veriyor ancak bizim benzer olayları da dikkate alarak Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu içerisine yeni bazı hükümler koymak suretiyle hak sahiplerinin alabileceği imkanı devlet olarak biz verebilir miyiz? Bu konuda çalışmalar, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Maliye Bakanlığımız tarafından, süratle neticelendirilecek ve inşallah hak sahiplerini memnun edebilecek, acılarını hafifletebilecek, çocuklarının istikbalini garanti altına alabilecek bir düzenlemeyi umarım ki yakın zamanda sizlere açıklama fırsatımız olacak."

 

Hayatını kaybedenlerin resmi nikahlı olmayan eşlerinin mağduriyetlerinin giderilmesinin nasıl olacağı sorusuna da Arınç, "Benim bildiğim kadarıyla hak sahipliği kavramı medeni nikahla bağlı değildir. Bunu hak sahipliği içerisine alamıyorsak bir mahrumiyet söz konusuysa çözeriz" yanıtını verdi. 

 

Bülent Arınç, toplantıda Maden Yasası'nın gündeme gelip gelmediği ve madenlerin kapatılmasının söz konusu olup olmayacağı sorusunu da "Çok tehlikeli iş kolu içerisinde maden iş kolunu gösterebiliriz, kanun da bunu gösteriyor. 'Tehlikeli' var 'çok tehlikeli' var, büyük bir risk taşıyan iş kolundan bahsediyoruz, buna yönelik tedbirlerin de o ölçüde ağır ve ciddi olması lazım" diye yanıtladı.

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız'ın mevcut Maden Kanunu'nun 7 maddesinde değişiklik öngören bir taslağı sunduğunu ama meseleye daha kapsamlı baktıklarını anlatan Arınç, şunları söyledi:

 

"Bu iş kazalarını minimize edecek, hayatı çok daha iyi bir noktaya çıkarabilecek, bunun için alınması gereken tedbirlerle devlet tarafından alınması gereken denetim tedbirlerinin neler olması gerektiği... Yüksek teknoloji kullanan ülkeler var. ABD, Rusya, Çin bunlardan birisi, Avustralya bunlardan birisi. Biz kendimize göre yeterli tedbirler aldığımızı düşündük, buna uygun düzenlemeler yaptık. Ne zaman? 2010'da çıkan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kanunuyla. Bu kanuna baktığınız zaman ileri düzeyde alınması gereken tüm tedbirler yazılmış oraya.

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının müfettişleri, denetimcileri zaman zaman rutin zaman zaman da şikayet üzerine gittikleri bu yerlerde inceleme yapıyorlar. Peki onlar gittikten sonra ne olacak. Kanun onu da düşünmüş. Madenin kendi içinde çalışan, denetçiler koymuş, mühendisler koymuş, bunların çalıştırılması mecburiyeti getirmiş, onlara işi durdurma, işi kapatma yetkisini de tanımış ama bu kaza da olmuş. Adli soruşturma içerisinde bilirkişi incelemeleriyle şahit ifadeleriyle sonradan elde edilen delillerle biz bu iş kazasının sebebini mutlaka öğreneceğiz. İyi ama 301 kişi ölmüş, buna yol açan sebep nedir? Ben de bir hukukçu olarak bunu düşünüyorum. Bir bağ olmalı. 'Şuradan başladı, şurada genişledi, şu tedbirler olmadığı için kaza meydana çıktı.' İşveren bunu düşünmüyor olabilir ama ben hükümetim, ülkeyi yönetiyorum ve benim kurumlarım bu kazaların olmaması için kendisinde bir sorumluluk taşıyor. O yüzden kenar-ı Dicle'de bir kurt bir koyunu aşırsa veya kapsa onun sorulacağı makam olarak Başbakanlık veya hükümet makamındaki kişi diyor ki: Bunu sonuna kadar araştırın, bu idari soruşturmada kurumlara düşen sorumluluklar varsa bunun da tedbirini alalım, suçluları cezalandıralım."

 

Bülent Arınç, yapılacak işlemlerin sadece Maden Kanunu'nda değişiklikle sınırlı olmadığını, ileri teknoloji kullanılan yerlerdeki yeni gelişmeleri de dikkate alarak bunları da işletmelerin içinde var ve çalışır hale getirmenin bir görev alarak ilgili bakanlıklara verildiğini aktardı. 

 

Madenleri kapatılması teklifi

 

Arınç, madenlerin kapatılması konusunun geçmişte de gündeme geldiğini anımsatarak, "Biz, bunu gerçekçi bulmuyoruz. Türkiye için özellikle gerçekçi bulmuyoruz. Mesele ekonomi açısıyla sürdürülmesi gereken bir iştir. Niçin? 15 milyar ton rezervi bulunan Türkiye'de her şeyi ithal yoluyla ikame etmeye kalksanız cari açığımız bugünkünden 100 misli daha fazla olur ve bu dünyanın hiçbir yerinde ekonomik karşılanmaz" değerlendirmesini yaptı.

 

Bülent Arınç, "Madenlere sahipsek bu madenlerimizi biz bulmalıyız, çıkarmalıyız ve değerlendirmeliyiz bu bir ekonomik faaliyettir ama kesinlikle buradan çıkaracağımız 15 milyar tonluk kömür rezervi bir kişinin canının bedeli değildir. Bizim bütün bunlar çalışıyor haldeyken bu kazaları önleyecek tüm tedbirleri de almamız gerekir. Bu tedbirleri alamıyorsak biz her zaman 301 kişinin ölümüyle değil 10 kişinin, 20 kişinin, 30 kişinin göçüktü, grizu patlamasıydı, metan gazıydı bunlarla karşılaşacaksak o zaman madenleri kapatmaktan bahsedebiliriz" dedi.

 

"Bu şartlar altında üretim devam etmemeli"

 

Her sektörün kendi içinde riskler barındırdığına dikkati çeken Arınç, "Bir insan olarak şunu söylemeliyim: Evet bu şartlar altında bu üretim devam etmemeli, alınan bütün tedbirlere rağmen yetersizse bir yerde ortaya çıkacak sebepse böyle basit şekilde önlenemiyorsa ölüm mukadderse o zaman bizim kapatmayı ve bunun dışındaki tedbirleri düşünmemiz lazım" ifadesini kullandı. 

 

Maden çıkarmada vahşi bir şekilde üretim yapan ülkeler bulunurken, insan unsurunu asgariye indirmiş, daha çok tekniğe yönelmiş ülkelerin de var olduğunu vurgulayan Arınç, bunlardan örnekler alınarak yapılacak madenleri hemen hemen her gün, her saat denetleyecek bir mekanizmanın kurulmasını gerçekleştirebileceklerini kaydetti. 

 

"Başbakanımız kimseye yumruk atmadı"

 

"Sayın Başbakanın Soma ziyaretinde tatsız olay yaşandı ve çok tartışıldı. Başbakan Erdoğan’ın girdiği markette bir vatandaşı yumrukladı, yumruklamadı diye çok tartışıldı. Olayın en yakın tanıklarından birisiniz. Neler yaşandı" sorusunu Arınç, şöyle yanıtladı:

 

"Bazı köşe yazarları da özellikle bunun bana sorulmasını istemişler. Dürüst şekilde cevaplandırayım. Belki beklentilerini karşılayamayabilirim. O gün uçakta beraberdik. Fevkalade yorgundu. Kendisine bunu sorduğum zaman, sabaha kadar olayı takip ettiğini, anbean bilgi aldığını ifade etti. Böyle bir Başbakan. Sabah da uçağa bindi, olay mahalline gitti. Ben ve arkadaşlarım da birlikteydim. Akhisar’da askeri havaalanına indik. Soma'ya doğru gidiyoruz. Beni arabasına aldı ve dönüşe kadar da ben arabasında kaldım. Yani o sağımda, ben onun solundayım. Herhalde bundan sonrası sizi ilgilendirecek, yani madende yaşadıklarımız değil belediyedeki basın toplantısından sonra belediye önünde bir konuşma yaptı, Sayın Başbakanımız.

 

Belediye Başkanı, 'efendim dışarıda halkımız toplandı, birkaç kelime konuşursanız iyi olur' deyince, Başbakanımız da 'başsağlığı dileyelim, onların acısını hafifletmek üzere geldik. Birer de fatiha okuruz' dedi. Biz aşağıya böyle indik. Tam konuşmasına başlamıştı ki aşağıdan, yani belediye önüne 100 metre veya 150 metre o civarda bir yerde, yuh sesleri, ‘hükümet istifa’ sesleri, geldi. Başbakanımız, 'ben buraya sizin acınızı paylaşmaya geldim. Siyaset yapmaya gelmedim, Yani hükümete bu şekilde bağırıp çağırıyorsunuz ama bakın ben buradayım. Bakanlarım burada, binlerce çalışan burada. Bizim bir eksiğimiz yok' anlamında sözler söyledi. Biraz kesildi o sözler ve sonra da Sayın Başbakanımız sözünü tamamladı. Akhisar'a gitmek üzere aracımıza bindik. Belediye önünden o cadde boyunca ilerliyoruz. Tam şöyle bir 50-60 kişilik bir grup vardı. Kimse birbirinden ayrılmış değil. Bir arada insanlar. Orada el sallayanlar, alkışlayanlar oldu, ‘hoşgeldiniz başımız sağolsun’ diyenler  oldu. Başbakanımız dedi ki: 'Biz arabanın içinden geçip gidiyoruz, çıkalım bu insanlara merhaba diyelim, başsağlığı dileyelim, Allah’tan sabır dileyelim’ dedi. Ben, 'yürüyelim, yani bunu konuşarak yaptınız zaten olay mahalline de gittiniz' dedim.  'Hayır o insanlar acılıdır, ben şimdi arabanın içinde gidemem. Onlarla gideyim, bir selamlaşayım’ dedi. Ben soldayım, o sağdan hemen çıktı ve o tarafa doğru yürüdü. İnsanlar mutlu oldular. Fakat  o grubun yanında 'istifa', yuhlama sesleri başladı hatta araca doğru atılanlar oldu." 

 

"Orada hatırlayabildiğim tek şey şudur: Başbakanımız, 'istifa' diye bağıran topluluğun önüne geldi, kızlar vardı, kızlara dedi ki: 'Hadi ben istifamı sunmaya geldim ama söyleyin bakalım, ben neden istifa edeceğim?' Hatırlayabildiğim bu" diyen Arınç, şöyle devam etti:

 

"3-4 tane kız, oradan ayrıldılar, bir şey söylemediler. 3-4 kızımız da başlarını öne eğdi, mahcup oldular bana göre. Fakat onların yanındaki grup, dozunu artırarak 'katiller' falan filan bir sürü laf söylemeye başladı. Başbakanımız üzüldü, onun üzerine gitti, ‘niye katil diyorsun’ dedi. Bir ifadeye göre, 'işte katil diyorsun da gel benim yanımda de.' Ben onu duymadım. 'Neden katil diyorsun, ne işledim ben? Hangi katlin failiyim ben' dedi. Çok üzüldüğünü tahmin ediyorum. Araya korumalar girdi. Ben de korumaların arkasındaki grubun içindeyim. Sonra biz sağdayız. Yani solun sağında. O da aracın sağında. Çıktı önce bir selam verdi. Başsağlığı diledi. Kızlarla konuştu. Sonra 'katiller' diye bağıran, grupla bu konuşmaya girince böyle sola doğru bir yalpalanma oldu. Tabii korumalar tekrar araya girdi. Biraz da saldırgan bazı kişiler gördüm. Toplumun tamamı değil ama yani üzerine yürüyen, aracı teklemeye başlayan, biz o sırada araçtan inmiştik sola doğru bir geçiş oldu. Orada bir market varmış, ben de bakınca gördüm, Başbakanımız markete doğru girdi ama onun öncesinde de bu sağdan sağdan gelen 7-8 kişilik veya daha fazlaydı bilemiyorum, bir grup marketin içerisine doğru süratle girdiler. Tabii ben biraz daha geride kaldım. Yani benim oradan görebildiğim ve duyabildiğim kadarıyla, Başbakanımız kimseye yumruk atmadı."

 

"O görüntülere bakarak yorum yaparlarken yanlışlıklar yapıldı"

 

Başbakan Erdoğan'ın, kendisine yumruk atıldığını söyleyen kişinin 4. defa ifadesini değiştirdiğine dikkati çeken Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

"Yani ne kadar itibar edilir. Önce üzüntüsünü beyan etti, istem dışı vurdu, dedi. Ben bir özür bekliyorum, dedi. Arkadan başka bir şey söyledi. Arkadan 'hayır canım vurmadı, korumalar bana vurdu' dedi. Dün de başka bir gazeteci kendisiyle temas kurmuş bu sefer ilk ifadesine dönen bazı şeyler kullandı. Olabilir olayın şokunu yaşıyordu olabilir ki yani ifadesini soran kişiye göre değiştiren birisidir. Olabilir ki başka birisidir. Onu da açıkçası suçlamak istemiyorum.  Ama ben bulunduğum yerden Başbakanımızın yumruk attığını görmedim, bir. İkincisi,  sosyal medyada çok şükür ki yazılı basınımız, görsel basınımız bu meselede bence iyi bir sınav verdi. Olabildiğince dürüst davrandı. Ancak o görüntülere bakarak yorum yaparlarken yanlışlıklar yapıldı."

 

"Yemin ederim ki böyle bir cümlesini de duymadım"

 

"Bu yanlışlıklardan en büyüğü de bir ülkenin ismini zikrederek Başbakanımızın filanın filanı şeklinde bir beyanı var, tekrar etmekten hicap duyuyorum. Yemin ederim ki böyle bir cümlesini de duymadım" ifadesini kullanan Arınç, şöyle dedi:

 

"Yani orada tutmak için elini uzatmış olabilir mi? Bir ihtimal olabilir. Bir Başbakanın yumruk atacağını nasıl düşünebilirsiniz? Hangi ülkenin başbakanı böyle bir şey yapar? Bizim Başbakanımız niye böyle bir şey yapsın? Oraya yumruklamak için gitmedi ki. Milletin acısını hafifletmek için gitti. Orada kadınların ellerini tuttu, başlarını omuzlarına dayadı. Yaşlı insanların ellerini öptü. Gencecik çocukları kucağına aldı. Bunu düşünen bir insan, Soma’ya kavga etmeye gider mi? Ne kadar yanlış yaparsa yapsın bir insana söyleyeceğini söyledi. 'Söyleyin bakalım, ben neden istifa etmeliyim.' Kızlar da mahcup oldular, gittiler. 'Ben niçin katilim, hangi suçum var?' Bunları söylemek, bir başbakan için ağır bir suç değil bence. Ama bundan sonrasında, bir o hakareti, ikincisi bir yumruk attığının ifade edilmesi, size yemin ederim ki ben böyle bir şey görmedim."

 

"Bir hata, noksanlık söz konusu olursa onu Sayın Başbakan takdir eder"

 

Maden ocağındaki soruşturmaya ilişkin, "İdari soruşturmaların ardından tespit edilmesi halinde sorumlular hakkında gerekeni yapacağınızı belirttiniz. Bu gerekenler içerisinde ilgili bakanları görevden alma veya istifa mekanizmasını işletme geçerli midir" sorusunu da yanıtlayan Arınç, şöyle konuştu:

 

"Biz siyaset yapıyoruz ve hükümetiz. Sayın Başbakanımız ne takdir ederse o olur. Ancak şüphesiz bir bakanımız buradan, oradaki o olayı tahkik etmesi incelemesi denetlemesi her gün 24 saat mümkün değil. Biz bunları idare hukukunda ajan tabiri geçtiği için veya elaman veyahut da personel ancak bunlarla yapabiliriz. Sayın bakanların bir denetim görevinden bahsedilebilir. Bir de yasal eksiklikler varsa bunlar niye yerine getirilmedi, denebilir. Kaldı ki biliyorsunuz yarın görüşülecek mi tam duyamadım ama gensorular var. Yani  CHP iki tane gensoru vermiş, HDP 3 tane gensoru vermiş, diye duydum biz içerideyken.  Bunlar siyasi sorumluluk gerektiren olaylar. Meclis önünde bunun nasıl kararla sonuçlanacağını hep beraber göreceğiz. Yani bir ihtimal yarın belki haftaya görüşülebilir. Ancak etik açıdan böyle bir şeye şu anda gerek var mı derseniz, şu anda istifa etmediklerine göre görevlerinde başında olduklarına göre, bu soruyu sorulmamış kabul ederim. Ancak arkadaşımız diyor ki ileride bakanlarımıza atfıkabil bir kusur, eksiklik, bir hata, noksanlık söz konusu olursa ne olabilir, onu Sayın Başbakan takdir eder."

 

"Yerde olan bir insana niçin tekme atılır?"

 

Arınç, Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel'in Soma'da vatandaşı tekmelemesine ilişkin ise şöyle konuştu: "Ben de o görüntüleri izledim, herhalde bizim çok arkamızdaydı onlar. Yani biz öndeydik. Doğrusu ben onu görmedim. Belki ikinci kademede, belki üçüncü kademeydi ama Başbakanımıza yakın olması bakımından herhalde ikinci kademeydi yani biz öndeydik. Ancak çıplak gözle baktığım zaman bu fotoğrafta veya bu video tespitinde, yerde birisi var, iki tane özel harekatçı veya emniyet mensubu onu yere yatırmış etkisiz hale getirmişler ve isminden bahsettiğiniz kişi onu tekmeliyor. Benim gördüğümü siz de görmüşseniz herhalde bu olay. Bu çok feci olay. Yani bu doğrudur, yerindedir diyecek halde değilim. Zaten bu adam bir eylem yapmış, polis onu etkisiz hale getirmiş. Ben yerde görüyorum. Yerde olan bir insana niçin tekme atılır? Hiçbir şekilde atılmaması lazım. Kim olursa olsun. İkincisi taşıdığı bir sıfat itibarıyla böyle bir şey düşünmemek lazım.  Kendisi galiba işte bir şeyler oldu, aslında çok büyük üzüntü duydum ama keşke bu da olsaydı diye bir beyanda bulunmuş yazılı mıdır, sözlü müdür, bilmiyorum."

 

"Savunacak durumda değilim"

 

"Olayın iki yönü var. Bu olayı tasvip etmediğimi, benim gördüklerimi herkes gördüyse herkesin buna infial duymuş olabileceğini kabul ediyorum. Savunacak durumda değilim" diyen Arınç, şöyle devam etti:

 

"Kim olursa olsun. Bir, yerde yatan kişiye tekme atmış. Eğer o kişi şikayet ederse bu bahsettiğiniz kişi hakkında bir adli soruşturma yapılabilir. Biz buna eskiden müessir fiil diyorduk veya darp diyorduk. İkincisi idari bakımdan ne yapılabilir? Madem ki bu personeldir. Onu yapmaması gerekir. Niçin yapmıştır? Bu da bir idari soruşturmaya konu olabilir. İdari soruşturma sonucunda da elbette bunu atayan hakkında kendisi bir işlem yapabilir.  Yani şunu söylemek istiyorum: Başbakanlık Müsteşarlığı, bu olayla ve bu kişiyle ilgili olarak idari bir soruşturma yaparsa bunun sonucuna göre, Sayın Başbakanımız da Müsteşarlık da da mutlaka gerekeni yapacaktır."

 

"Rapor konusu trajikomik bir olay"

 

Yerkel'in aldığı rapora ilişkin de değerlendirmede bulunan Arınç, "Rapor konusu trajikomik bir olay. Yani ben de ilk duyduğum zaman herhalde tekmelerken ayak bileğini burkmuş  olabilir, diye düşündüm. Elbette hükümet tabibine giderseniz veya bir hastaneye giderseniz ‘ayağımda bir şişlik var buna bir bakın derseniz işte ödem der, ekimoz der, ona göre bir rapor verir. Ben burada şahsen doktoru suçlayamam. İçinizden herhangi biriniz de bir şikayet neticesinde gitse oradaki belirtilere göre size ya iş görmezlik verir veya iş görmezlik vermez de şunları tespit ettim, iki günde iyileşir der. Bizim avukatlarımız günlerinden hatırladığım budur. Burada olaydan sonrasına ait bir rapor verildiği anlaşılıyor" diye konuştu.

 

"Yani tekmeyi atmış, daha sonra da ayağında herhangi bir şekilde arıza oluşmuş" diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

 

"Şu olsaydı düşünebilirdik: Yani o kişiyle ilgili bir çekişme olmuş, kavga olmuş, o sırada kendisi de darp edilmiş ve yaralanmış. O zaman adli bir konu olurdu. Kim, kime vurdu neden vurdu bunu inceleme ihtiyacı hissederdik. Ama galiba içeriği ve kendi beyanıyla bundan sonra olayın veya kendisindeki arızanın meydana geldiğini söylüyor. Onun için de  bundan bahsetmemize bile gerek yok."

 

"Savcı yanlış yaptıysa mahkeme düzeltir"

 

Kendisinin 25 yıldır avukatlık yaptığını hatırlatan Arınç, şöyle devam etti:

 

"Savcı hangi iddianameyi tanzim ederse etsin, suçun hukuki vasfını mahkeme tayin eder. Siz yaralamaktan dava açarsınız, öldürmeye teşebbüsten mahkeme karar verir. Siz öldürmekten dava açarsınız mahkeme beraat kararı verir, yeterli delil elde edememiştir. Ama bu milletvekili arkadaşımız, Allah eksikliğini göstermesin ve bazı gazeteciler, bazı sendikacılar, bazı hukuki konularda söz söylememesi gereken insanlar 'o maddeden değil de bu maddeden, şu kapsamda değil de bu kapsamda' bırakın bunu savcı yapsın. Savcı yanlış yaptıysa mahkeme düzeltir. Nihayet bu herhalde önemli bir mahkemede yargılama konusu olacak. Sizin sorunuzda biraz bu kapsamda 'Aslında şu maddeden açılıyor ama şu maddeden açılırsa cezaları daha fazla olacak'. Olabilir, söylediğiniz doğru da olabilir ama bunu kamuoyunun önünde tartışmak, bilir, bilmez insanlarla bu anlaşılmayacak konulara girmek bence kafa karıştırmaktan öteye gitmez. Bir de adli yargılamayı etkilemeye hiç kimse teşebbüs etmesin. Yargı görüyor, ocaklar kapandı, kapılar örüldü, şimdi içinde bilirkişiler var, savcılar var, bir taraftan da olayla ilgili soruşturma süratli bir şekilde devam ediyor."

 

Türkiye'nin bu olay sebebiyle büyük bir dayanışma gösterdiğini anlatan Arınç, "Başta siyasetçiler, siyasi partilerin genel başkanlarına teşekkür ediyorum huzurlarınızda. Hepsi çok duyarlı davrandı. Hiçbirisi günlük politika malzemesi yapmadı, halkımızın acısını paylaştı" dedi. 

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye ayrıca teşekkür ettiğini belirten Arınç, şöyle konuştu:

 

"Bazılarının yanlış anladığı bir şeyi yaptı, bence çok doğru, olay mahalline gitmedi. Şimdi bu tür olaylarda devlet ricali bir yere giderse, orada çalışanlar işlerini güçlerini bırakır onları ağırlamakla meşgul olur. Biz de giderken bunu düşünerek gidiyoruz ama gitmezseniz de 'Halkı acısıyla başbaşa bıraktı, duyarsız kaldı' diyebilirler. O yüzden asgari bizimle ilgilenecek azami işini yapacak bir tablo istiyoruz. Bahçeli Soma'nın merkezinde kaldı, sözlerini söyledi, başsağlığı diledi, kabristanı ziyaret etti ama 'Oraya gidersem insanları meşgul ederim, en iyisi gitmemek' dedi, bence çok takdir edilecek bir davranış."

 
 

YORUM YAPIN

 
 
© 2004 - TGRT Haber