2022-05-21 14:23:00 | Son Güncelleme : 2022-05-21 14:43:52

Erdoğan’dan Çerkes Sürgünü mesajı: Yüzyıllar geçse de unutulmayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çerkes Sürgünü’nün 158. Yıldönümü dolayısıyla kişisel Twitter hesabından bir mesaj paylaştı. Anavatanlarından sürülen Çerkesleri hüzünle yad eden Erdoğan, hayatını kaybedenlere rahmet diledi.

Erdoğan’dan Çerkes Sürgünü mesajı: Yüzyıllar geçse de unutulmayacak
fotoğrafı büyüt
Fotoğrafı Paylaş

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kişisel sosyal medya hesabından paylaştığı bir mesajla Çerkes Sürgünü’nün 158. Yıldönümünde, anavatanından sürülen Çerkesleri yad etti.

Erdoğan, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

"Ana vatanları Kafkasya'dan sürgün edilmelerinin yıl dönümünde Çerkes kardeşlerimizin yaşadığı, yüzyıllar geçse de unutulmayacak tarifsiz acıları hüzünle yâd ediyor, hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet niyaz ediyorum."

ÇERKES SÜRGÜNÜ NEDİR?

Çerkes Sürgünü ya da Çerkes Soykırımı, Çerkesler tarafından Tsitsekun olarak da bilinir, Rusya'nın Çerkesya'yı işgalinin ardından 21 Mayıs 1864 tarihinden sonra yoğunlaşmak üzere, Rus İmparatorluğu tarafından Çerkes halkına gerçekleştirilen toplu katliam, etnik temizlik, tehcir, ve sürgün olarak literatüre geçmiştir.

Olaylardan toplam Çerkes nüfusunun en az %75'i olacak şekilde 800.000-1.500.000 Çerkes etkilenmiştir. Rus askerlerinin, hamile kadınların karnını yararak içindeki bebeği çıkarmak gibi çeşitli pek çok yöntemleri kendini eğlendirmek için kullandığı kayıtlara geçmiştir. Grigory Zass gibi bazı Rus generalleri, Çerkeslerin katlinin ve bilimsel deneylerde kullanımının serbest olması gerektiğini savunuyordu.

Kuzey Kafkasya bölgesinin yerli halkı olan Çerkesler, baştan sona etnik temizlikten geçirildi ve vatanlarından sürüldü. Soykırımın ana hedefi, Çerkeslerin (Adığelerin) yok edilmesi olsa da, olaylardan bazı Abhaz, Abazin, Çeçen, Oset ve diğer Müslüman Kafkas toplulukları da etkilenmiştir. Tam olarak kaç kişinin etkilendiği bilinmese de, araştırmacılar Çerkes nüfusunun en az %75'i, %90, %94, veya %95-%97'sinin etkilendiğini öne sürmüştür. Bu oranlar göz önüne alınarak etkilenen kişi sayısı tahmini olarak 600.000 ile 1.500.000 arasında kabul edilir.

Rus milliyetçileri, her yıl 21 Mayıs'ta Rus İmparatorluğu'nun Kafkasya işgalinin sona erdiği "kutsal bir fetih günü" olarak gördükleri günü kutlamaya devam etmektedirler. Bunu kınayan Çerkesler, bu kadar kanlı ve soykırım ile sonuçlanan bir savaşın kutlanmasının insanlık suçu olduğunu savunarak, alternatif olarak 21 Mayıs'ı Çerkes soykırımı'nın anıldığı bir yas günü olarak her yıl anmaktadırlar.

Abhazya'da 21 Mayıs günü, soykırımı anmak amacıyla ulusal yas günü ilan edilmiştir. 21 Mayıs'ta tüm dünyadan Çerkesler sokaklara inerek Rus hükûmetini protesto eder.

1929 baharında Adigey'e bilimsel çalışma üzerine giden Gürcü tarihçi Simon Canaşia'nın karşılaştığı 91 yaşında bir ihtiyar, olayları şöyle aktarmıştır:

"Deniz kenarında atılmış insan kemikleri vardı. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalarını kurarlardı. Deniz yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını atıyordu. Benim orada gördüklerimi düşmanımın bile görmesini istemem."

Olaylara şait olan Rus araştırmacı Adolf Petroviç Berzhe, şunları kaydetmiştir:

"Novorossiisk limanında gördüklerimi asla unutmayacağım, on yedi bin Çerkes kıyıda toplanmış. Onların bu durumunu görenler Hristiyan da olsa, Müslüman da olsa, dinsiz de olsa dayanamaz, çökerdi. Kışın soğuğunda, karda evsiz, yiyeceksiz ve doğru dürüst giyecek giysisi olmayan bu insanlar tifo, tifüs ve çiçek hastalığının pençesindeydiler. Sadece görmek bile insanın kalbini acıtıyordu, zayıf bir kadın cesedi çöplüğe iki bebeğiyle beraber atılmış, birisi hayat mücadelesi içinde, diğeri annesinin göğsünde besin arıyor. Böyle sahneler hiç de nadir değildi. Rus tarihinin yüz karası olan bu acılı sayfa Çerkes tarihi açısından büyük zararlara yol açtı."

Aynı şekilde olaylara şait olan Ivan Drozdov, şunları kaydetmiştir:

"Yolda sarsıcı bir görüntüyle karşılaştık, kadın, çocuk ve yaşlıların cesetleri, parçalara ayrılmış, yarısı köpekler tarafından yenmiş, sürülenler açlık ve hastalıkla boğuşuyor, neredeyse bacaklarını hareket ettirecek güçleri yok, yere devriliyorlar ve canlı halleriyle köpeklere yem oluyorlar. Türk gemiciler en ufak hastalık belirtisi gösterenleri anında suya fırlatıyor. Dalgalar, bu şanssız cesetleri Anadolu kıyılarına sürüklüyor. Sürgüne gönderilenlerin sadece yarısı karayı canlı görebildi."

Ünlü Rus edebiyatçı Lev Tolstoy şunları aktarmıştır:

"Köylere gece karanlığında dalmak adet haline gelmişti. Gecenin kara örtüsü altında Rus askerlerinin ikişer üçer evlere dalmasını izleyen dehşet sahneleri öylesine korkunçtu ki, hiçbir rapor görevlisi olanları aktarmaya cesaret edemezdi."