16˚
İstanbul
16˚
hafif yağmur
Nem %60
Rüzgar 7.10 /s
Cuma
20˚/12˚
Cumartesi
23˚/13˚
Pazar
23˚/16˚
Pazartesi
21˚/16˚
19 Mayıs 2022 Perşembe
Sonuç
Oxford Üniversitesinin kayıp okulunun kalıntıları bulundu

Oxford'un kayıp okulu ortaya çıktı

Oxford Üniversitesinin sözde 'kayıp kolej' kalıntıları, bina terk edildikten yaklaşık 500 yıl sonra arkeologlar tarafından ortaya çıkarıldı. Okul, Kral VIII. Henry'nin 1530'larda manastırları dağıtması sırasında yok edilen birçok Katolik dini tesisinden biriydi. Tudor hanedanlığı, İngiliz Kilisesi'ni Katolik Kilisesi'nden ayırmaya çalıştı. Çünkü Aragonlu Catherine ile evliliğini bitirmek istiyordu. Ancak Papa boşanma talebini reddedince, Kral Henry bağımsız bir İngiltere Kilisesi kurdu. Kilisenin başkanıydı ve Roma'da Papalığa bağlı manastırların kapatılması emrini vermeye başladı. ST MARY'S COLLEGE BULUNDU 1435'te kurulan St Mary's College, Augustinerinnen kanonlarının çalışacağı bir üs olarak düşünüldü. Ancak 1520'lerde Henry VIII'in baş danışmanı Kardinal Wolsey müdahale edene kadar inşaat engellendi. Daha sonra çalışmalar hızla ilerledi. Ancak bu kez de Henry’nin 1536-1541 yılları arasında manastırları dağıtma kararı nedeniyle okul bakıma muhtaç hale geldi. Nihayetinde kolej 16. yüzyılda terk edildi. BİRÇOK TARİHİ KALINTI Yaklaşık 500 yıl sonra, arkeologlar planlanan 30 öğrenci dairesi için alanı kazmaya başladı. Kayıp kolejin inşaat kalıntılarını buldular. Büyük bir kireçtaşı temel ortaya çıktı. Uzmanlar, bu kalıntıların 'Oxford'un kayıp koleji' olarak bilinen St Mary's College'ı oluşturan binalardan birine ait olduğunu söylüyor.  Oxford Arkeolojisi Kıdemli Proje Yöneticisi Ben Ford, "Yalnızca St Mary'nin ‘kayıp kolejinin’ düzenine ışık tutmayı değil, aynı zamanda bize Orta Çağ'dan kalma Oxford'un en güçlü Normanlarından bazılarının yaşamlarını anlatan kanıtları keşfetmeyi umuyoruz.” şeklinde konuştu.  Bina kalıntılarının yakınında muhtemelen St Mary's College mutfaklarında kesilmiş hayvan kemikleri ve odun kömürü bulundu. Ayrıca bölgede 17. yüzyıldan kalma taş şamandıra, kemik tarağı, gümüş kuruş ve süslü bir şekilde dekore edilmiş ortaçağ yer karolarını ortaya çıkardılar.  #r-2807006,2799540,#

Haberler
01 Şubat 2022 - 16:17
Aç kalan porsuk, Roma dönemine ait hazineyi ortaya çıkardı

Aç kalan porsuk, Roma dönemine ait hazineyi ortaya çıkardı

Madrid Özerk Üniversitesi araştırmacılarının Journal of Prehistory and Archaeology dergisinde yayımladığı çalışma bilim dünyasının dikkatini çekti. Çünkü arkeologlar, aç bir porsuğun yiyecek avına çıkması sayesinde kuzeybatı İspanya'da Roma dönemine ait 200 sikkeden oluşan bir hazineyi keşfetti.  "İstisnai bir keşif" olarak tanımlanan bu madeni paralar, Nisan 2021'de Asturias bölgesindeki Bercio’da bulunan La Cuesta mağarasında bulundu.  SİKKELER 3 VE 5'İNCİ YÜZYILDAN  Pek çok hayvanın yiyecek bulmakta zorlandığı kar fırtınası sırasında keşfin kahramanı porsuk, bir avuç metal parayı ortaya çıkardı. Daha sonra bu madeni paralar bölge sakini bir kişi tarafından fark edildi.  Bölgeye ulaşan arkeologlar, madeni paraları incelemeye başladı. Araştırma ekibi, 3. ve 5. yüzyıllar arasına ait 209 sikkenin bulunduğunu açıkladı. Bu geç Roma dönemi sikkelerinin çoğunun Antakya, İstanbul, Selanik, Roma ve Güney Fransa’daki Arles ve Lyon'dan geldiği düşünülüyor. Ayrıca en az bir sikkenin de Londra'dan geldiği tahmin ediliyor.  Araştırmacılar, sikkelerin miktarı ve Orta Çağ dönenime (MS 5-15 yy’lar arası) geçişi temsil etmesi nedeniyle çalışmanın ‘istisnai’ olduğunu söyledi. Ekip, madeni paraların, özellikle 5. yüzyılda İber yarımadasının kuzeybatı kısmına yerleşen Cermen halkı Sueblerin işgaliyle bağlantılı “siyasi istikrarsızlık bağlamında" bölgeye ulaşmış olacağını düşünüyor.  #r-2800733,2801826,#

Haberler
11 Ocak 2022 - 14:13
Bilim insanları, 4 bin yıllık tavla benzeri oyun tahtası buldu

Bilim insanları, 4 bin yıllık tavla benzeri oyun tahtası buldu

Varşova Üniversitesi ve Umman Miras ve Turizm Bakanlığının yürüttüğü yakın tarihli bir çalışma arkeoloji dünyasında büyük ses getirdi. Çünkü Umman'da kazı yapan araştırmacılar, en az 13 kareye sahip tahta bir oyun buldu. Bu oyun muhtemelen antik Ur Kraliyet Oyunu gibi oynanıyordu. Arkeologlar bu oyunun Tunç Çağı yerleşim yerinde bulunduğunu ve yaklaşık 4 bin yıl önceye dayandığını söyledi. Modern tavlaya benzeyen iki oyunculu bu strateji oyunu, en az on üç işaretli kareden oluşuyor. Ayrıca oyunun tavlaya benzediği aktarıldı.  BAKIR ERİTME KALINTILARI BULUNDU Varşova Üniversitesinden arkeolog Piotr Bieliński, "Bu tür buluntular nadir. Ancak Hindistan'dan Mezopotamya'ya Doğu Akdeniz'e kadar uzanan bir bölgede örnekleri biliniyor." dedi. Ayrıca benzer bir oyun örneğinin Ur Kraliyet mezarlarında bulunduğunu belirtti.  Ur Kraliyet Oyunu  Araştırmacılar ayrıca bir Bronz Çağı kulesi ve bakır eritme kalıntıları keşfetti. Ekip, Kumayre Vadisi'nin 'geniş bir alanına' yayılmış II. Demir Çağı'ndan kalma çok sayıda taş kalıntısı bulduğunu duyurdu. 2015'ten beri Kumayra Vadisi'nde kazı yapan araştırmacılar, en az beş farklı arkeolojik döneme ait kalıntılar ortaya çıkardı. Ayn Bani Sa'dah çevresindeki alan tek başına Geç Neolitik (MÖ 4300-4000), Tunç Çağı Umm an-Nar döneminin (MÖ 2600-2000) ve Demir Çağı II'nin (MÖ 1100-600 ) izlerini taşıyor. Bununla birlikte, bir bölgede Geç-İslam dönemine ait bir köyün kalıntıları da bulundu.  #r-2801826,2800733,#

Haberler
11 Ocak 2022 - 11:22
Yolda yürürken 2.000 yıllık Roma hançeri buldu! Kazılarda  "kayıp savaş" alanı keşfedildi!

Yolda yürürken 2.000 yıllık Roma hançeri buldu! Kazılarda "kayıp savaş" alanı keşfedildi!

İsviçre’de gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda 2.000 yıllık bir Roma hançeri bulundu. Roma hançeri Rhaetianlarla yapılan bir “kayıp savaş” alanının bulunmasında rol oynadı. Gümüş ve pirinç kakmalarla tasarlanan demir hançerin Roma lejyonerine ait olduğu tahmin ediliyor. Savaşta kazanılan bir zaferden sonra teşekkür nişanesi olarak kasten gömülmüş olabilir. Bu süre zarfında eski Roma topraklarında - haç şeklindeki sapı olan ayırt edici özelliklere sahip - dört benzer hançer bulundu. “KAYIP SAVAŞ” ALANI BULUNDU Diş hekimi öğrencisi olan Lucas Schmid, 2018 baharında İsviçre'nin güneydoğusundaki Graubünden kantonundaki Tiefencastel dağ köyü yakınlarındaki bölgeyi keşfe çıktı. Dedektör ile arama yapan Schmid, işlemeli gümüş ve pirinçle süslenmiş hançeri 2019 baharında bir nehir vadisinin yanındaki küçük bir tepede buldu. Metal dedektörü ilk başta sadece çok hafif bir sinyal algıladı ve bu küçük bir nesneyi düşündürdü. Kazı yapmaya başlayan Schmid, sinyalin nispeten derine gömülü büyük bir nesneden geldiğini fark etti ve hançerin tamamını yüzeyin yaklaşık 30 santimetre altından çıkardı. Schmid,  arkeoloji servisi Archäologischen Dienst Graubünden'e (ADG) bildirdi ve o da bölgedeki metal arama çalışmaları için izin verdi. Bu yılın Eylül ayında, ADG ve Basel Üniversitesinden arkeologlar (Schmid dahil) siteyi araştırdı. YÜZLERCE ARKEOLOJİK ESER BULUNDU Kazılar tamamlandığında 35.000 metrekare fazla alana dağılmış yüzlerce arkeolojik eser ortaya çıktı. Buluntular arasında lejyonerlerin giydiği Latince "caligae" olarak adlandırılan ağır tabanlı sandaletlerden mızrak uçları, kurşun sapanlar, kalkan parçaları, madeni paralar ve oymalar yer alıyor.  

Haberler
17 Kasım 2021 - 17:29
Yıllardır türbe diye dua ediyorlardı! Arkeolojik kazıda mezarın içi boş çıktı

Yıllardır türbe diye dua ediyorlardı! Arkeolojik kazıda mezarın içi boş çıktı

Kütahya'nın Çavdarhisar ilçesindeki Aizanoi Antik Kenti'nde bulunan Yaren Dede türbesinin içi boş çıktı. Vatandaşların 'Yaren Dede' isimli zat'ın orada yattığına inanması üzerine yıllardır inananların uğrak mekanı haline gelen yerde, arkeolojik kazı çalışmaları gerçeği ortaya çıkardı. İnanışa göre; Yaren Dede Türbesi’ni ziyaret edenlerin manevi olarak sıkıntılarının sonra erdiği ve manevi rahatlamaya kavuştukları söyleniyordu. AGORA'NIN GİRİŞ KAPISIYLA ORTAYA ÇIKTI Kütahya Dumlupınar Üniversitesi tarafından sürdürülen kazı çalışmalarında, antik kentin en önemli alanlarından olan 'Agora'nın giriş kapısı ve mermer zemini bulundu. Önceden asfalt yol kenarında kalan mermer sütunun etrafı kazılınca 'Yaren Dede' olarak bilinen yerin kabir olmadığı ortaya çıktı. #vd-51296# "YAREN DEDE BİLİYORDUK, FARKLI BİR ŞEYMİŞ" Çocuğu olmayanların adak adadığı 'Yaren Dede' hakkında Arkeolog Fikret Aksoy, “Vatandaşlar kazıyı ziyarete geldi ve çok şaşırdılar. Yaren Dede olarak biliyorduk, meğer farklı bir şeymiş dediler” açıklamasında bulundu. "İLÇE SAKİNLERİ YATIRI KAZDIK DİYE TEPKİ GÖSTRMEDİ" Adak adayan vatandaşların kabir çıkmamasına şaşırdığını belirten Fikret Aksoy, konuya şu ifadelerle açıklık getirdi: "Bu seneki kazılarımıza Agora’da başladık. Burası daha önce üzerinden yol geçen bir alandı. Burada bir sütun mevcuttu. Renk farkından dolayı beyaz kısmın toprak altında kaldığı rahatça görünebiliyor. Bu sütun bize nirengi noktası oldu. Burası Agora’nın köşe sütunuydu. Kalpli sütün dediğimiz alanın iki tarafında sütun tamburu çıktı." Bu bölgeye fetih öncesinde İslamiyeti yaymak amacıyla gönderilmiş olan ermiş ve bilge kişinin, şu an kabrinin de bulunduğu bölgelerde yaşayan vatandaşlar ile çok iyi bir diyalog kurarak onlara İslamiyeti öğretip sevmelerini sağladığı düşünülüyordu. "Burası kazılmadan önce bu sütunu yerel halk 'Yaren Dede' olarak adlandırıyordu. Bir nevi çocuğu olmayan insanların gelip adak adadığı, tapınım objesi olarak bakılıyordu buna. Ama kazıldıktan sonra böyle bir şey olmadığı Agora’nın (Tapınağın giriş kapısı) köşe sütunu olduğu ortaya çıkmış oldu. Kazıda ceset, iskelet, kabire dair hiçbir ibare yok. Agora’nın zemini var. Vatandaşların bazıları kazıyı ziyarete geldi ve çok şaşırdılar. 'Yaren Dede olarak biliyorduk, meğer farklı bir şeymiş' dediler. İlçe sakinleri, yatırı kazdık diye tepki göstermedi. Onlar da bilgilenmiş ve bilinçlenmiş oldular"  "KABİR OLMADIĞINI ÖĞRENİNCE ÇOK ŞAŞIRDIK" Nurettin Öztürk, Şehynaz Yılmaz isimli vatandaşlar da, "Biz yıllardır buraya gelip kabrin başında okuyup dua ediyorduk. Kazılarla birlikte burada kabrin olmadığını öğrenince çok şaşırdık" şeklinde konuştular. Kazıların halen Kütahya Dumlupınar Üniversitesi tarafından yapıldığı Aizanoi Antik Kenti, UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer alıyor. Aizanoi Antik Kenti ve vatandaşların senelerce kabir sanıp dua ettiği mermer sütun, havadan da görüntülendi. #r-2790827,2779225,2748248,#

Haberler
15 Kasım 2021 - 12:33
Arkeolojik buluntular artık yurt dışına gitmeyecek

Arkeolojik buluntular artık yurt dışına gitmeyecek

Hristiyanlık alemi için önemli kalıntıların bulunduğu Ayasuluk Tepesi ve St. Jean Anıtı Kazısı devam ediyor. İzmir'in Selçuk ilçesindeki kazı alanında Türkiye'de ilk kez mobil bir DNA merkezi kuruldu. Mobil DNA merkezine 'Antik DNA Araştırma Merkezi' (ADAM) ismi verilirken; merkez sayesinde, kazıdan elde edilen önemli buluntuların yurtdışında bulunan DNA merkezlerine gönderilmesine gerek kalmayacak. ADAM'ın Türkiye'de arkeolojik alanlarda kurulan ilk DNA merkezi olduğunu söyleyen kazı başkanı ve Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Mimaroğlu, “Bu merkezde antropolog ve genetik uzmanları tarafından alandan çıkarılan organik malzemelerin DNA'sı çözümlenecek. Bu Türkiye'de bir ilk olarak gerçekleşiyor” dedi. Türkiye'de DNA araştırmalarının birkaç merkezde yapılabilen ve pahalı bir işlem olduğunu ifade eden Mimaroğlu, “Çok önemli DNA bulguları yurtdışına gönderiliyordu. İnsan DNA'sı çok önemli bir materyal olduğu için bu bilgileri dışarıyla paylaşmanın doğru olmadığı düşüncesiyle böyle bir merkez kurma gereği duyduk” diye konuştu. “BİRÇOK MALZEMENİN ANALİZİNİ YAPIYORUZ” Arkeolojik kazılar için sponsor desteğinin önemli olduğunu ifade eden Mimaroğlu, “Bakanlığın verdiği bütçeyle kazılara devam ediyoruz. Bunun yanında İzmir Büyükşehir Belediyesi, Selçuk Ticaret Odası, Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi ve Selçuk Belediyesi tarafından da destekleniyoruz. Bir diğer paydaşımız da özellikle analizler için İstanbul Gelişim Üniversitesi” diyerek kazılardaki paydaşlarının önemine vurgu yaptı. İstanbul Gelişim Üniversitesi Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü Araştırma Görevlisi Fırat Baranaydın ise, “2021 yılı bilimsel araştırma projemizde malzemelerin analizlerini yapıyoruz. Bu kapsamda İstanbul Gelişim Üniversitesinde görevli malzeme mühendisi hocamız Dr. Öğretim Üyesi Cansu Noberi ile birlikte yaptığımız projede hem kilisede hem Helenistik dönem yapılarında hem de seramiklerde birçok malzemenin analizini yapıyoruz. Analizlere ve farklı boyutlarda restorasyon çalışmalarına devam edeceğiz” dedi. #r-2795508,#

Haberler
06 Kasım 2021 - 13:46
Çayönü Höyüğü'nde 5 bin yıllık sandık tipi mezar bulundu

Çayönü Höyüğü'nde 5 bin yıllık sandık tipi mezar bulundu

Tarıma ilk başlanan yerler arasında bulunan ve neolitik devrin izlerini taşıyan Çayönü Höyüğü'nde yerleşik yaşamın izleri bulunmaya devam ediyor. Kazı çalışmaları esnasında 400'den fazla bireye ait kemik ve kafatasının depolandığı ''Kafataslı Yapı'', mozaikli yapı ''Terrazo Binası'nın''  gün ışığına çıkarıldığı höyük, günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önceye tarihlenmesiyle dünya uygarlık tarihi için de büyük önem taşıyor. 1964 yılında başlatılan, 1991 yılında terör olayları nedeniyle ara verilen ve 24 yıl aranın ardından 4 yıl önce yeniden başlanan arkeolojik kazılar, Prof. Dr. Aslı Erim Özdoğan'ın başkanlığında devam ediyor. Kazı sahasında incelemede bulunan Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri Oya Eronat, Mehmet Mehdi Eker ve Ebubekir Bal, DTSO Başkanı Mehmet Kaya, yeni bulunan sandık tipi mezarda incelemelerde bulunarak, çalışmalar hakkında bilgi aldı. SANDIK TİPİ MEZAR ÇIKTI Arkeolojik kazı alanındaki incelemelerin ardından basın mensuplarına açıklamada bulunan Diyarbakır Valisi Münir Karaloğlu, kazı alanında bulunan sandık tipi mezarın kendilerini heyecanlandırdığını ve kazı çalışmalarının devam etmesiyle yeni müjdeler çıkacağını ifade etti. Vali Karaloğlu, şu ifadeleri kullandı: "Çayönü Höyüğü insanoğlunun yeryüzünde ilklerinin yaşandığı bir bölge. İnsanoğlunun göçebe hayattan yerleşik hayata, kültürel tarıma Çayönü'nde geçtiği ve Çayönü Höyüğü madencilik tarihinde önemli bir yerde. İlk defa bakır madeninin sıcak ve soğuk olarak işlendiği, dericiliğin belki ilk defa yapıldığı bölgedir Çayönü. Özellikle insanlığın yerleşik hayata geçmesi bakımından çok önemli bir yer. İnşaat teknolojisinin de tarihsel temellerinin bulunduğu bir bölgede hocamız bu sene yeni bir müjde verdi. Dedi ki sandık tipi bir mezar açtık. ''Çayönü'nü 3 bin yıl daha bugüne yaklaştırdık. Bizler de heyecanlandık, geldik gördük. İçerisinde pişmiş farklı formlarda çok ince, zarif, estetik kapların bulundu. İçerisinde ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Açıldığında onları da öğreneceğiz. Bizim bütün amacımız, Diyarbakır'ı tarihiyle, kültürüyle, medeniyet değerleriyle hak ettiği şekilde tekrar insanlığın gündemine taşımak istiyoruz.'' ''İNSANLIĞIN HAFIZASINA VURULMUŞ DARBE'' AK Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Mehdi Eker ise, kentin uzun yıllar terörden zarar gördüğünü ve terörle anıldığını ifade etti: "Yeryüzünden insanların büyük kısmının besin kaynağı olan buğdayın anavatanı burası. Bu tesadüf değildir. Son 5-6 bin yıllık süreçte medeniyetlerin yerleşim yeri. Dicle Nehri, bütün Mezopotamya milletlerinin beslendiği kaynaktır. Terör bize çok zarar verdi ve Diyarbakır'ın mücevherleri bilinmez hale geldi. Çünkü bu şehrin tek gündem maddesi terör oldu. Kazı çalışmaları da bu süreçlerde durdurulmuş ve bu da çok acı bir şey. Bu aslında insanlığın hafızasına vurulmuş bir darbe.'' #r-2785621,2781852,2780951,#

Haberler
17 Eylül 2021 - 14:00
İş Bankası'ndan Stratonikeia kazılarına destek

İş Bankası'ndan Stratonikeia kazılarına destek

Türkiye iş Bankası, dünyanın en büyük mermer antik kenti olma özelliğinin yanında, antik dönemin yanı sıra Osmanlı ve Cumhuriyet Döneminin yapı, kent dokusunun bir arada olduğu Stratonikeia kazı çalışmalarına destek veriyor. Banka; ülkemizin zengin arkeolojik varlığının gün yüzüne çıkarılması ve korumaya alınarak dünya mirasına kazandırılması, aynı zamanda toplumumuzun tarih ve arkeoloji bilincinin pekişmesi amacıyla bilimsel araştırmalarla Anadolu uygarlığına dair bilim insanlarının özverili çalışmalarına ve uzun soluklu projelere katkı sunuyor. Banka, bugüne kadar Patara, Zeugma, Teos, Nysa ve Kaman/Kalehöyük'teki bilimsel çalışmalara destek sağladı. Stratonikeia Antik Kenti'nde yapılan kazı çalışmalarıyla ilgili olarak İş Sanat Genel Müdürü Zuhal Üreten, İş Bankası Kurumsal İletişim Müdürü Gül Meltem Atılgan ve Stratonikeia Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt'ün katılımlarıyla bir inceleme ziyareti gerçekleştirildi. STRATONİKEİA'DA ÜÇ DÖNEMİN İZLERİNİ TAŞIYAN PEK ÇOK YAPI İÇ İÇE Karia bölgesinin iç kesimindeki kentler arasında yer alan ve denizle iç bölgelerin bağlantısını sağlayan geçiş yolu üzerindeki önemli bir yerleşim yeri olan Stratonikeia Antik Kenti, Helenistik Dönem öncesinde Karialılar'ın toplandığı yer olarak biliniyor. Antik Dönem ile Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi yapılarının olduğu, aynı anda 2200 yıllık tarih farkının yaşatıldığı nadir tarihi yerleşimlerden biri olan Stratonikeia; Antik Dönem kalıntılarında, Osmanlı Dönemi'ne ait taş döşeli tarihi sokaklarda zaman tünelindeymiş gibi dolaşılabilen, erken Cumhuriyet dönemi köy kahvelerinde molaların verilebildiği tek kent. Stratonikeia'daki en eski buluntular, MÖ 3 bine kadar gidiyor. Yazılı bilgiler ve yerleşimle ilgili buluntular, MÖ 2. bin sonlarına ait. Antik yazarlardan Herodotos, Strabon, Pausanias ve Bizanslı Stephanos'un aktardıklarına göre, burada Helenistik Dönem öncesine ait bir yerleşmenin bulunduğu biliniyor. Kentin adı, MÖ 3. yüzyılın 2. çeyreğinden itibaren Seleukos kralı I. Antiokhos tarafından, önce üvey annesi daha sonra ise eşi olan Stratonike adına değiştirilmiş. ANTİK KENTTEKİ TAPINAK-2, İŞ BANKASI'NIN DESTEĞİ İLE KAZILIYOR Kentte İş Bankası'nın desteği ile kazı çalışmaları yürütülen Tapınak-2, tiyatronun güneyindeki üst terasta yer alıyor. Bu yapı ve çevresinin, tiyatro ile birlikte düşünülerek düzenlendiği tahmin ediliyor. Bu nedenle yapı, aynı zamanda bir tiyatro tapınağı olarak da değerlendirilebilir. Peripteral planlı, Ion düzeninde, üç basamaklı bir altyapı üzerine inşa edilen Tapınak, Erken İmparatorluk Dönemine tarihleniyor. Kentte; aralarında agoralar, hamamlar, latrina ve tapınakların da olduğu pek çok antik yapının yanı sıra, 14-15. yüzyıla uzanan Beylikler Dönemi Türk Hamamı da bulunuyor. 17. yüzyıldan itibaren yerli ve yabancı pek çok seyyah ve araştırmacının uğradığı yerlerden biri olan Stratonikeia'da, ilk bilimsel kazılar 1 Ağustos 1977 tarihinde Prof. Dr. Yusuf Boysal başkanlığında bir ekip tarafından başlatıldı ve 1999 yılına kadar sürdü. Kazıların 2003-2006 yılları arasında Prof. Dr. M. Çetin Şahin başkanlığında yapıldığı Antik Kentte, 2008 yılından bu yana kazı, araştırma ve restorasyon çalışmalarını Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Pamukkale Üniversitesi adına, Bakanlar Kurulu kararı ile Prof. Dr. Bilal Söğüt başkanlığında bir ekip yürütüyor. “SÜTUN BAŞLIKLARI VE SÜSLEMELERİN KALİTESİ, ÇOK ÖNEMLİ BİR YAPININ OLDUĞUNU GÖSTERİYOR” Kazı Başkanı Prof. Dr. Bilal Söğüt de Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Pamukkale Üniversitesi adına arkeolojik kazıların yürütüldüğü Stratonikeia'nın, Antik Dönemler ile Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi yapılarının iç içe olduğu, tarihi bir yerleşim yeri olduğunu vurguladı. Söğüt, “Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Pamukkale Üniversitesi adına Stratonikeia ve Lagina'da antik dönemden günümüze kadar gelen yapılarda kazı, restorasyon ve konservasyon çalışması gerçekleştiriyoruz. Bulunduğumuz alandaki çalışmaları da Türkiye İş Bankası'nın destekleri ile yürütüyoruz. İlk başlarda ne olduğunu bilmediğimiz bir yapıydı. Şimdiki süreçte en azından yapının giriş kısmını hatta mozaikli olan bölümünü, yapının birkaç dönem geçirmiş olduğunu ve Milattan sonra 4'üncü yüzyılda yaşanmış olduğunu tespit ettik şimdilik. Stratonikeia'da Tunç döneminden eser var, aynı zamanda Arkaik dönemden yapı kalıntıları ve sur duvarları var. Roma döneminde kullanılan tiyatro, beylikler döneminden hamam ve cami var. Osmanlı döneminden konaklar, taş döşeli yollar, köy meydanları ve mescitler var. Her dönemden yapı var. Cumhuriyet döneminden evler de var. Hatta şu anda bu alanda yaşayan aileler de var. Böylesine özel bir konumda bulunan ve mimari elemanları ile mozaikleri açısından çok özel bir yapı olduğu anlaşılan bu alanın kazılmasında verdikleri destek için İş Bankası Ailesine çok teşekkür ederim” dedi. “ARKEOLOJİK VARLIĞIMIZIN GELECEĞE AKTARILABİLECEK BİÇİMDE KORUNMASI HER BİRİMİZİN SORUMLULUĞU” İş Bankası Kurumsal İletişim Müdürü Gül Meltem Atılgan, Bankanın Stratonikeia'daki kazı çalışmalarına sağladığı katkıya dair yaptığı açıklamada, tarih boyunca sayısız medeniyete ev sahipliği yapmış eşsiz bir coğrafya olan Anadolu'nun, arkeolojik açıdan dünyanın en zengin toprakları arasında yer aldığını vurguladı. “Sahip olduğumuz arkeolojik varlığın gün yüzüne çıkarılması, bugünkü nesillerle buluşturulması ve geleceğe aktarılabilecek biçimde korunmasının her birimizin sorumluluğu olduğunu düşünüyoruz” diyen Atılgan, şöyle konuştu: “Bugün burada bankamızın kazı çalışmalarına destek olduğu Stratonikeia antik kentindeyiz. Anadolu birçok medeniyete ev sahipliği yapmış eşsiz bir coğrafya. Buradaki arkeolojik değerlerin gün ışığına çıkarılması, gelecek kuşaklara sağ salim ulaştırılması bizim İş Bankası olarak kurumsal sosyal sorumluluklarımızdan birisi. Stratonikeia'nın dışında Zeugma Muzalar Evi, Teos, Patara, Nysa bizim sosyal sorumluluk projesi kapsamında sürdürülebilir ve uzun soluklu destek sağladığımız yerlerden. Bu arkeolojik varlıkların gün yüzüne çıkartılması ve mümkün oludğu kadar gelecek nesillere ulaştırılması. Bu çalışmaların sadece Anadolu'nun tarihi değil, dünya mirasına da katkı sağlayacağını düşünüyoruz ve bundan da büyük mutluluk duyuyoruz” dedi.

Haberler
28 Haziran 2021 - 11:51
İstanbul Arkeoloji Müzelerinde tarihin kapıları yeniden ziyaretçilere açıldı

İstanbul Arkeoloji Müzelerinde tarihin kapıları yeniden ziyaretçilere açıldı

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan’ın açılışını yaptığı tarihi yapılar ilk iki günde yoğun ziyaretçi akınına uğradı. Arkeolojide dünyanın en önemlilerinden biri olan müzenin ana yapısı Neo-Klasik binadaki ‘Sidon Kral Nekropolü’ ile ‘Antik Çağ Heykeltıraşlığı’ salonları yenilendi ve ziyaretçileriyle buluşmaya başladı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan’ın 27 Eylül’de açılışını yaptığı tarihi yapılarda, ilk iki günde yoğun bir ziyaretçi trafiği yaşandı. ‘İskender Lahdi’ ve ‘Ağlayan Kadınlar Lahdi’ gibi çok önemli eserlere ev sahipliği yapan müzedeki yenilenen bölümler yaklaşık 8 yıllık kapsamlı bir güçlendirme, restorasyon ve teşhir-tanzim çalışmasının ardından ziyaretçilerle buluştu. Müzedeki diğer yapıların ise 2020 yılında açılması öngörülüyor. Eşsiz sanat eserleri ile unutulmaz bir müze deneyimi Sultan II. Abdülhamid döneminde Osman Hamdi Bey’in Fransız mimar Aleksandre Vallaury’e yaptırdığı Neo-Klasik binada teşhir çalışmaları tamamlanan Salon 8 ile Salon 15 arasındaki bölümde yedi sergi salonu ve müze mağazası bulunuyor. Binanın ana girişi olan ve aynı zamanda kolosal ‘Tanrı Bes’ heykelinin ziyaretçileri karşıladığı salon 12’nin sağ tarafındaki bölümde, ‘Antik Çağ Heykeltıraşlığı’ teşhirinde; Arkaik Dönem, Anadolu-Pers Dönemi ve Klasik Döneme ait heykeltıraşlık eserleri sergileniyor. Ziyaretçiler salonlarda didaktik bir anlayışla sergilenen eserlerle birlikte, aynı zamanda dönemin sosyal, siyasal, kültürel ve heykeltıraşlık gelişimi ile ilgili kısa bilgilere ve görsellere de ulaşabiliyor. Ayrıca, her sergi salonunda belirlenmiş temalara uygun olarak bilimsel arkeolojik verilerle hazırlanan grafik tasarımlar da ziyaretçilerin arkeoloji ve müze deneyimini artırıyor. Giriş salonunun solunda danışma birimi ve müze mağazası yer alan yapının bu bölümün devamındaki salon 9 ve salon 8’de dünyanın en önemli arkeolojik keşiflerinden biri olan Sidon Kral Nekropolü kazılarında ortaya çıkarılan ve aralarında İskender, Ağlayan Kadınlar, Tabnit, Satrap ve Likya Lahitleri gibi eşsiz sanat eserleri ile ziyaretçiler unutulmaz bir müze deneyimi yaşıyor. Salon 9’da yer alan ve Sayda (Sidon) Kralı Tabnit’e ait olan mumya da, 1887 yılında keşfedildiği günden bu güne ilk kez ait olduğu lahdinin içine tekrar konularak sergilenmeye başlandı. Bu iki salon arasında ise İstanbul Arkeoloji Müzelerinin kurucusu Osman Hamdi Bey’in yaşamı, müzeciliği, ressamlığı ve arkeolojik kazıları ile ilgili özel eşya, belge, büst, arkeolojik eserler ve kitapların sergilendiği ‘Osman Hamdi Bey Salonu’ bulunuyor.

Haberler
29 Eylül 2019 - 09:47
5 bin yıllık yayık, yoğurdun tarihine ışık tutuyor

5 bin yıllık yayık, yoğurdun tarihine ışık tutuyor

1972 yılında Amasya’nın Suluova ilçesinde bulunan yayık, Kalkolatik döneme ait. Amasya Arkeoloji Müzesi Müdürü Celal Özdemir, "Biz hep şey biliyorduk, yoğurt deyince ilk Türk adı akla geliyor. Ama burada milattan önce 5 bin yıllarına ait bizim Kalkolatik dönem dediğimiz dönemde Müze Müdürlüğümüze 1972 yılında Suluova bölgesindeki höyüklerden ele geçirilen pişmiş toprak yayığımız mevcut. Yaklaşık 30 santimetre burada görmüş olduğunuz gibi pişmiş topraktan yapılmış, 4 tane ip bağlamak için yuvarlak yan taraflarında halkaları var ve üst kısmında da yoğurdun hazneye aktarılması için oval bir ağzı var. Anadolu’da özellikle Türkmen bölgesinde ahşaptan itekleyerek yayık yayma olayı vardı. Bunun 5 bin yıl önceki versiyonunu görüyoruz. Tabii bu daha çok küçük çünkü insanların o günkü dönemde, o günkü şartlarda toplayıcılıkla, avcılıkla geçindiğini düşünürsek, yeni yeni köylerin oluştuğu bir dönemde yoğurttan tereyağı yapmanın çok daha eski bir Anadolu geleneği olduğu ortaya çıkıyor. Bu bizim içinde çok çok önemli. Müzemizin şu anda bildiğimiz kadarıyla araştırdık, bu tip bir örneğe denk gelmedik. Yani ünik diyebileceğimiz bir eser. Bizim için çok çok önemli bu. Ziyaretçilerimizin de ilgisini çekiyor. Şimdi yayık dediğiniz zaman kocaman bir şeyi düşünüyorsunuz. Tabii, Anadolu’da günümüze ulaşmış ahşap olanı, pişmiş toprak olanı, deri olanı var. Ama ilk defa 5 bin yıllık bir yayığı biz müzede ziyaretçilerin ilgisine sunuyoruz ve çokta ilgi ve beğeni topluyor, bu yüzdende çok memnunuz. Yani diyebiliriz ki şu anda Türkiye’deki 5 bin yıllık yayığa sahibiz. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz” dedi.  23 bin eserin sergilendiği Amasya Arkeoloji müzesini 2019’un ilk 6 ayında 55 bin kişi ziyaret etti. 

Haberler
06 Ağustos 2019 - 10:46