22˚
İstanbul
22˚
açık
Nem %56
Rüzgar 4.21 /s
Pazartesi
21˚/16˚
Salı
22˚/15˚
Çarşamba
24˚/16˚
Perşembe
25˚/18˚
22 Mayıs 2022 Pazar
Sonuç
Ayşe Hatun Önal'dan kötü haber: Kimse kendisine ulaşamıyor

Ayşe Hatun Önal'dan kötü haber: Kimse kendisine ulaşamıyor

Uzun yıllar mankenlik ve sunuculuk yaparak podyumların aranan ismi haline gelen Ayşe Hatun Önal, müzik kariyerinde de başarıyı yakaladı. Fakat kötü şansın peşini bırakmadığı ünlü isim önce babasını, kısa bir süre sonra da annesini kaybetti. Aile acısına dayanamayan Önal’ın depresyona girdiği öne sürüldü. TELEFONLARINI BİLE AÇMIYOR Sabah’ın haberine göre, yakın bir arkadaşının aylardır kendisinden haber alamadığını söylemesi üzerine Ayşe Hatun Önal’ın nerede olduğu ve sağlık durumu merak konusu olmuştu. Ünlü ismin herkesle irtibatı keserek kendisini eve kapattığı öne sürüldü. Babası Remzi Önal’ın ardından annesi Şengül Önal’ı da beyin kanaması sonucu kaybeden Önal’ın bunalıma girdiği ve kimseyle görüşmediği, telefonlarını dahi açmadığı iddia edildi. 'BURADAYIM' MESAJI Öte yandan iddiaların ardından ünlü güzel harekete geçti. Haberlerin yayılmasıyla sosyal medya hesabından paylaşımlar yapan Ayşe Hatun Önal, adeta 'buradayım' mesajı verdi. AYŞE HATUN ÖNAL KİMDİR? 29 Temmuz 1978'de, Adana'da doğan 43 yaşındaki Ayşe Hatun Önal, Adana Borsa Lisesi'den mezun olduktan sonra Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler bölümünü kazandı. İş hayatına, üniversite yıllarında özel bir şirketin halkla ilişkiler sorumlusu olarak başlangıç yapan Önal, ikinci sınıftan sonra hayallerini gerçekleştirmek arzusuyla eğitimine son verdi. 1999 yılında Kanal D'nin düzenlediği Miss Turkey yarışmasında Türkiye birinci güzeli seçildi ve mankenlik hayatına başladı. Uzun süre mankenlik yaptıktan sonra Can Gürzap'tan diksiyon dersleri alarak özel bir kanalda sunuculuk yaptı. 2003 yılında Sonunda adlı Universal Müzik etiketi taşıyan EP albümünü yayınladı. Murad Küçük yönetmenliğinde ilk klibini "Çeksene Elini"ye çekti. Şarkı sözleri, elektronik altyapısı ve standartların üstündeki klibiyle bir hayli dikkat çekti. Klibi çektikten kısa bir süre sonra plak şirketinin kapanmasıyla ara verdi. 5 yıllık bir aradan sonra, Nisan 2008'de Sony BMG'den ilk albümü Sustuysam'ı yayınladı. Albümün ilk videosunda yine Murad Küçük'le çalıştı ve ilk tekli "Kalbe Ben" oldu. Şubat 2017'de ikinci stüdyo albümü Selam Dengesiz'i piyasaya sürdü; albüme daha önceden çıkan "Çak Bir Selam" (2014) ve "Güm Güm" (2015) hitlerinin yanı sıra "Şeytan Tüyü" (2016) ve "Sirenler" (2016) single'larını da dahil etti. 2019 yılı Ekim ayında beşinci single çalışması ‘Efsane’yi tüm dijital platformlarda yayınladı. Ayşe Hatun Önal'ın sesi altodur. #r-2796938,51938,26653,#

Haberler
29 Aralık 2021 - 16:49
ABD’li bilim insanlarından çarpıcı buluş! Depresyona kan testiyle teşhis konacak

ABD’li bilim insanlarından çarpıcı buluş! Depresyona kan testiyle teşhis konacak

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’ye göre yüz milyonlarca insan depresyonun pençesinde. 2 yıldır dünyayı etkileyen pandemi, ruhsal hastalıklara eğilimi daha da arttırdı. Günümüzde, insanların yaşam kalitesini düşüren ruhsal hastalıkların teşhis ve tedavisi daha çok deneme yanılma yöntemi ile yapılıyor. Kişinin depresyonda olup olmadığını ya da hastalığın boyutunu ölçen bir cihaz ya da test yok. Ancak ABD’li bilim insanları bu alanda bir ilke imza attı ve ruhsal durumumuzu ölçen bir kan testi geliştirdi.  DENEME YANILMA YÖNTEMİNE SON ABD'deki Indiana Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden bir ekip, ortaya koydukları kan testi ile duygu durum bozukluklularını teşhis edebileceklerini iddia etti. Psikiyatrist ve genetikçi Dr. Alexander Niculescu, "Çalışmamız, klinik faydası olan, ikisi arasında ayrım yapabilen ve insanları doğru ilaçlarla eşleştirebilen depresyon ve bipolar bozukluk için bir kan testi yaptırmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Bu, yıllarca süren deneme ve yanılmaları, hastaneye yatışları ve yan etkileri önler” ifadelerini kullandı.  DEPRESYONDAN SİSTEMLER ETKİLENİYOR Çalışma, duygudurum bozukluklarının biyolojik temelini araştırdı ve bir kişinin hangi tür duygudurum bozukluğuna sahip olduğunu ayırt etmek için kan testi geliştirdi. Testi geliştirmek için Dr. Niculescu'nun ekibi, "DNA, RNA, proteinler veya diğer moleküllerden faydalandık" dedi.  Niculescu vücuttaki beyin, sinir sistemi, bağışıklık sisteminin ortak bir gelişim rotasına sahip olduğunu söyleyerek "Örneğin, stresli veya depresyonda olduğunuzda, kanınızı ve bağışıklık sisteminizi etkileyen psiko-nörolojik mekanizmalar, hormonlar ve salınan diğer şeyler vardır" ifadelerini kullandı.    #r-2803508,129478,#

Haberler
29 Kasım 2021 - 15:38
Bilim insanlarından çarpıcı araştırma! Korona anne adaylarını depresyona itiyor

Bilim insanlarından çarpıcı araştırma! Korona anne adaylarını depresyona itiyor

Japonya'da yapılan bir araştırma, her 3 hamile kadından birinin Kovid-19 salgınının uzun süreli etkileri nedeniyle depresyon ve benzeri mental hastalıklarla karşı karşıya kalabileceğini ortaya koydu. Hayatın birçok alanında köklü değişimlere neden olan Kovid-19 salgınının bir etkisi daha ortaya çıktı. Japonya'daki Kindai Üniversitesi Doğu Tıbbı Araştırma Enstitüsü tarafından 1.022 hamile kadının katıldığı araştırma, her 3 anne adayından birinin Kovid-19 salgının uzun süreli etkileri nedeniyle psikolojik sorunlarla yüz yüze gelebileceğini ortaya koydu. 3 KAT ARTI  Düzenlenen çevrimiçi anketin sonuçlarını, zihinsel sağlık durumunu mercek altına alan ve küresel bir ölçeğe göre değerlendiren uzmanlar, deneklerin yüzde 37,7'sine tekabül eden 385 kişide anksiyete ve depresyon benzeri bulgular ortaya çıktığını kaydetti.  Geçtiğimiz yılın Eylül ayında Yokohama Şehir Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen benzer bir çalışmada yüzde 13,2 olarak belirlenen hamile kadınların depresyon riskinin neredeyse 3 kat artması endişeye neden oldu. Uzmanlar hamilelik sırasındaki psikolojik sıkıntıların anne kadar bebeğin sağlığını da etkilediğine dikkat çekti. MUHTEMEL NEDEN İZOLASYON HİSSİ Uzmanlar, anne adaylarını depresyona iten Kovid-19 kaynaklı nedenlerin henüz kesin olarak bilinmediğinin altını çizdi. Buna rağmen hamile kadınlara yönelik birçok etkinliğin salgın riski nedeniyle iptal edilmesinin anne adaylarının izolasyon altında hissetmelerine neden olduğu belirtildi. Bunun anne adaylarının psikolojileri üzerinden olumsuz sonuçları olduğu vurgulandı.    

Haberler
20 Kasım 2021 - 12:10
10 yıllık araştırmadan çıktı: Depresyona birebir geliyor

10 yıllık araştırmadan çıktı: Depresyona birebir geliyor

ABD’de bulunan Penn State Tıp Fakültesi’nde yapılan yeni bir araştırmada mantar yemenin depresyon riskini azalttığı ortaya çıktı. 24 BİNDEN FAZLA YETİŞKİN İNCELENDİ Yapılan araştırmalarda 24 binden fazla yetişkin incelendi. On yıldan fazla süren araştırmalarda, mantar yemeyen gönüllülerin depresyona girme olasılığının daha fazla olduğu saptandı. Araştırma ekibinde yer alan Dr Joshua Muscat, “Araştırma bize, mantarın bilinmeyen yararlarını gösterdi.” dedi. Araştırma, mantarların ürettiği bir anti-inflamatuar amino asidin bu etkinin arkasında olabileceğini ortaya çıkardı. "DEPRESYON SEMPTOMLARI AZALABİLİR" Araştırmanın başındaki isim Dr Djibril Ba, “Mantarlar, insanlar tarafından sentezlenemeyen bir anti-inflamatuar olan amino asit ergotioninin en yüksek besin kaynağıdır. Bunun yüksek seviyelerine sahip olmak oksidatif stres riskini azaltabilir ve bu da depresyon semptomlarını azaltabilir.’ ifadelerinde bulundu. Önceki çalışmalar, bu maddenin şizofreni, bipolar bozukluk ve depresyon geliştirme olasılığını düşürmeye yardımcı olabileceğini göstermişti. Beyaz düğme mantarlarındaki potasyumun da kaygı problemlerini azaltmaya yardımcı olduğu bilinmektedir. Ancak araştırmacılar, hangi tür mantarların akıl hastalığını azaltmada hangisinin en iyi olduğunu belirleyemediklerini ifade etti. #r-2798626,2796887,#

Haberler
19 Ekim 2021 - 14:12
B vitamini eksikliğine dikkat! Sonbaharda depresyonu tetikliyor!

B vitamini eksikliğine dikkat! Sonbaharda depresyonu tetikliyor!

Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Hematolog Dr. Öğr. Üyesi Aliihsan Gemici, B vitamini eksikliğinin kişilerde fiziksel ve ruhsal etkilerine dair açıklamalarda bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Aliihsan Gemici, “Vücutta B vitamini varsa sonbahar depresyonu yok” dedi. B vitamini içeren besinlerin beslenme düzenine dahil edilmesi gerektiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Aliihsan Gemici, “Vitaminler, vücudun kendini yenileyip iyileştirebilmesi, büyümesi, gelişmesi ve enerji üretebilmesi için gerekli olan organik bileşiklerdir. Vücut, B12 hariç diğer B vitaminlerini ihtiyacı kadar besinlerden alır ve fazlası vücuttan uzaklaştırılır. Dolayısıyla, B vitamini vücutta depolanmadığı için düzenli olarak alınması önemli” diye konuştu. 10 BELİRTİYE DİKKAT  B vitamininin vücut fonksiyonlarındaki önemini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Gemici, “B vitamini beyin, sinir, kalp, mide, bağırsak ve kas fonksiyonlarında önemli role sahip. Eksikliğinde ise deri döküntüleri, ağız çevresinde yara ve çatlaklar, dudaklarda pullanma, zayıflık, halsizlik, sinirlilik, karın krampları ve mide bulantısı, ishal veya kabızlık gibi bağırsak sorunları, el ve ayaklarda uyuşma ve karıncalanma, stres olmak üzere vücut, bu 10 belirtiyle alarm veriyor” şeklinde konuştu. B VİTAMİNİNDEN EN ZENGİN GIDALAR B12 vitamininin daha çok et ve süt ürünlerinde bulunduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Gemici, “Karaciğer, tavuk ve kırmızı et; doğal B vitamin kaynaklarıdır. Hemen hemen tüm B vitamini çeşitleri kırmızı et ve tavuk çeşitlerinde yer alır. Soya sütü gibi soya ürünleri, ton balığı ve uskumru gibi balık çeşitleri, barbunya ve nohut gibi fasulye çeşitleri de B vitamini açısından zengindirler. B7 ve B9 vitaminleri ise meyve ve sebzelerden elde edilir” dedi.  #r-2721350,#

Haberler
18 Eylül 2021 - 10:47
Kovid’in en sık görülen belirtisi: Koku bozukluğu depresyona sokuyor

Kovid’in en sık görülen belirtisi: Koku bozukluğu depresyona sokuyor

Koku alma bozuklukları; Covid-19 hastalığının ilk görülen, ani başlayan ve en belirgin şikâyetlerinden biri. Covid-19’a bağlı olarak koku alma rahatsızlığının görülme oranları ilk çalışmalarda yüzde 33,9 olarak gösteriliyordu. Ancak yapılan son çalışmalarda bu oranın yüzde 75’e kadar yükseldiği ortaya çıktı. Bazı hastalarda aylarca düzelmeyen koku alma bozukluğu, uzun süreçte kişiyi depresyona sokuyor. Covid-19’da koku alma bozukluğunun hastalığın dördüncü gününde başladığını, yaklaşık 9 gün devam ettiğini ve genelde en geç bir ay içinde düzeldiğini hatırlatan Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Aldülkadir Özgür “Hayatımızı sürdürmemizi sağlayan beş duyumuzdan biri olan koku duygusunun bozulması hayatı renksiz ve tatsız bir hâle sokar. Covid-19’da genellikle göz ardı edilen koku bozukluğunun uzun sürmesi, hastalık sonrası yaşanan depresyon vakalarının artmasına sebep oluyor” dedi. ÇÜRÜK YUMURTA KOKUSU Covid-19 hastalarının en sık hiç koku alamama şikâyeti ile geldiğini ancak bazı hastaların kokuları farklı algıladığını anlatan Doç. Dr. Özgür “Özellikle parosmi denilen ve her şeyin kötü kokması başvuran hasta sayımız oldukça fazla. Çünkü hiç koku almamayı hastalar bir şekilde kabulleniyor ama parosmi hayatı bazen çekilmez hâle getirebiliyor. Mesela bir hasta bütün yemeklerden kokmuş yumurta kokusu aldığından artık yemek yapamaz hâle gelebiliyor. Ya da insanlardan çürümüş et kokusu aldığından herkesten uzaklaşabiliyor. Bu rahatsızlık hayatı zindan ediyor. Koku alamayan kişiler bozuk yiyeceklerin kokusunu fark etmedikleri için besin zehirlenmeleri de meydana gelebilir” diye açıkladı. Koronavirüste koku ve tat problemlerinin genellikle kısa sürede düzeldiğini ancak bazı hastalarda aylar boyunca hatta çok daha uzun süreler devam edebileceğine işaret eden Doç. Dr. Özgür “Bu durum, şikâyetlerin uzun sürdüğü vakalarda daha ciddi beyin ve beyin sapı tutulumlarının olduğuna işaret edebilir. Ayrıca koku ve tat problemlerinin süresi hastalığın seyri ile doğrudan ilişkili olabilir” dedi. Covid 19’da kötü koku hissetmenin can sıkıcı bir durum olmasına rağmen çoğu zaman koku almanın kısa sürede düzeleceğinin bir belirtisi olduğunu ifade eden Doç. Dr. Özgür, bu sebeple parosmi ile gelen hastalara aslında bunun iyi bir gelişme olduğunu anlattıklarını söyledi. LİMONLA KOKU EĞİTİMİ Covid-19 gibi viral enfeksiyonlar, başta koku alma sinirleri olmak üzere, kokuyu işlemekten sorumlu beyne giden bağlantılara zarar verebiliyor. Ancak, zamanla bu sinirler, işlevlerini eski hâline getirmek için onarılabiliyor. Koku eğitimi ise bu süreci hızlandırıyor. Covid-19’a bağlı koku problemleri yaşıyorsanız keskin kokular koklayarak koku sinirlerinizin onarılmasına yardımcı olabilirsiniz. Bu konuda yapılan bir çalışmada hastalardan dört güçlü ve farklı kokuyu günde bir veya iki defa kısa bir süre koklamaları istenmiş. Koku eğitimi üzerine yapılan orijinal araştırmada gül, okaliptüs, limon ve karanfil kullanılmış. Araştırmacılar bunlar yerine hoş, duygusal önemi olan başka kokuların da koku eğitiminde kullanılabileceğini belirtiyor. Mesela kahve koklayabilirsiniz BEYİN TÜMÖRLERİ DE KOKU DUYGUSUNU BOZABİLİR Koku bozukluklarının aslında 4-5 yetişkinden birinde karşılaşılan bir durum olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Aldülkadir Özgür, Covid-19 hastalarında bu bozukluklara daha sık rastlanması sebebiyle pandemiyle birlikte daha dikkat çekici hâle geldiğini söyledi. Özellikle geçici koku bozukluklarının grip, nezle gibi viral enfeksiyonlar sırasında sık görüldüğüne işaret eden Doç. Dr. Özgür, enfeksiyonlar dışında yaşlılık, burun eğrilikleri, burun alerjileri ve burun içinde oluşan iyi huylu ve kötü huylu tümörler, bazı ilaçların kullanımı ve kafa travmalarının da koku bozukluğuna sebep olduğunu ifade etti. Tedavide öncelikle koku bozukluğunun sebebinin ortaya çıkarıldığını anlatan Doç. Dr. Özgür, yaşlılık sonucu koku alma duygusunun zayıflamasına bir çözüm bulunamadığını ancak, diğer sebeplerin medikal ve cerrahi tedavilerle ortadan kaldırılabildiğini ifade etti. #r-2785744,2777264,2744838,2716313,#

Haberler
26 Ağustos 2021 - 06:27
Hamilelikte depresyon belirtileri nelerdir? Hamilelikte depresyon için ne yapılmalı?

Hamilelikte depresyon belirtileri nelerdir? Hamilelikte depresyon için ne yapılmalı?

Gebe kadınlarda görülen hamilelik depresyonunun oranı her geçen yıl maalesef artmaya devam ediyor. Bu durum da ister istemez "erken doğum" oranında ciddi bir artışa neden oluyor. Bebeklerde çok ciddi sıkıntılara neden olabilen erken doğum anne adayının psikolojisi ile doğrudan ilgili bir durumdur. Bir anne adayı taşıdığı bebeği ile doğrudan bir bağ içindedir. Yani annenin hamileliği boyunca yaşadığı tüm duyguları bebeğide hisseder. Bu sebeple anne ne kadar huzurlu ve sakin olursa bebeğinin de o denli sağlıklı olduğu bilimsel veriler ile kanıtlanmış bir durumdur. Ancak çoğu annede her daim sağlam bir psikolojinin olması tam anlamıyla sağlanamıyor. Özellikle fiziksel olarak vücutlarının değişmeye başlaması ile birlikte kadınların çoğunda depresyon belirtileri de baş gösterebiliyor. Ülkemizde her sene 1 milyondan fazla doğum meydana geliyor. Bunların maalesef 90-100 bin arası ise erken doğumla dünyaya geliyor. Bu oran doğum sayısına göre aslında bir hayli yüksek... Çünkü bu hamile bayanların yüzde 10’unun depresyonda olduğunu gösteren bilimsel bir veri anlamı taşır. Çoğunuzun bildiği gibi bu tarz psikolojik durumların çeşitli aşamaları var. Hamile kadınlarda depresyon oranı ne kadar ileri düzeydeyse, erken doğum riski de bir o kadar artıyor. Depresyon ile erken doğum arasında nasıl bir etkileşim ve nasıl bir ilişki olduğu konusunda henüz kanıtlanmış bilimsel bir bilgi yok. İki olaydan birinin diğerini nasıl harekete geçirdiği hala birçok araştırmanın da dosya konusu. Fakat bilimsel olarak net bir bilgi sağlanamamış olsa da güçlü veriler stresin hormonlar üzerinde olumsuz etki yaptığı ve bunun da ister istemez bağışıklık sistemini etkilediği yönündedir... Uzmanlar bu gibi durumlarla karşılaşmamak için kadınlara bu duruma kendilerini hazır hissettikleri zaman anne olmalarını tavsiyesi ediyor. Çünkü kadınlar kendilerini anne olmaya hazır hissettiklerinde depresyona yakalanmaları oldukça zorlaşıyor. Anne adayının da çabaları ile bu süreç çok rahat bir şekilde atlatılabiliyor. Ancak bunda eşin ve ailenin diğer fertlerinin belirleyici etkisinin olduğunu da unutmamak gerekir. Anne adaylarına özellikle de eşlerin son derece anlayışlı ve sakin bir yaklaşım sergilemeleri çok önemli bir durum. Bütün hastalıkların, bütün dertlerin stres ve sıkıntıdan kaynaklandığı düşünülünce bu dönemde yardımlaşma, dayanışma, moral ve motivasyonun yüksekliği büyük önem arz etmeye başlıyor. Hamile kadınların hayatını bu dönemde biraz daha kolaylaştırma ve sorumluluklarını azaltmanın kadınların psikolojisi üzerinde ciddi olumlu etkileri oluyor. Bu durum da anne adayını deprasyondan uzak tutabiliyor. Yani görevin en büyüğü eşlere düşüyor. Peki gebelikte depresyon belirtileri nelerdir? Gebelik döneminde kadınlarda deprasyon belirtilerini sıralayacak olursak; Anne adayında sürekli üzüntü hali,  Anne adayının konsantrasyonda zorluk yaşanması, Çok fazla veya çok az uyuma,  Hoşlanılan daha önceki sosyal faaliyetlere bu dönemde ilgisini kaybetme, Sürekli hüzün hali, Anne adayında yer yer ölüm korkusu ve intihar düşüncesi,  Anksiyete, Kendini değersiz ve suçlu hissetme durumları,  Yeme içme alışkanlıklarında değişiklik gibi durumlar iki hafta arka arkaya yaşanıyorsa anne adayımızın deprasyona yakalandığını söyleyebiliriz. Peki, gebelikte depresyonu neler tetikler? Bu durumu en çok eşler arasındaki münasabetler etkilemektedir. Sıralayacak olursak:   Eşler arasında yaşanan problemler, Daha önce anne adayının ailesinde depresyona yakalanmış hasta olması,  Anne adayının çocuk için gördüğü kısırlık tedavisi,  Çocuk düşürme durumları,  Stres ve sıkıntı Gebelik komplikasyonları Travma ve taciz öyküsü gibi durumlar deprasyonu tetikleyen faktörler arasında yer alır...  Sağlıklı günler diliyoruz... 

Haberler
08 Nisan 2021 - 15:23
Distimi Nedir? Distimi Nedenleri ve Tedavisi Nasıl Yapılır?

Distimi Nedir? Distimi Nedenleri ve Tedavisi Nasıl Yapılır?

En kısa ve anlaşılabilir tabiri ile Distimi; hastada hafif şiddette ancak sürekli varolan depresif bir duygu durumu olarak tanımlanmak mümkündür. Kronik bir depresyon türü olan distimi hastalarında semptomların en az 2 yıl süresince devam ettiği bilinmektedir. Davranış bozukluklarına ve hayattan zevk alamama gibi durumları etkileyen hastalık, hastanın günlük normal aktiviteleri yapmamasına neden olur. Bu durumun en belirgin sebebi ise hastanın kendisini sürekli mutsuz, umutsuz hissetmesi, hiç bir şey yapmak istememesi, birşeyler üretememesi ve kendine olan saygıyı yitirmesine daha genel anlamda kişinin kendini her alanda yetersiz hissetmesi neden olarak sıralanabilmektedir.  Distimi'de Kimler Risk Altındadır? Distimi hastalığı toplumun %3 ve 5'ini etkileyebilmektedir. Özellikle kadınlarda, erkeklerden iki kat fazla olduğu gözlenmiştir. Diğer taraftan düşük gelirli, hiç evlenmemiş ve genç yaş grubunda yaygın olarak kendini göstermektedir.  Distimi'nin Yetişkinlerde Belirtileri Nelerdir?  Yetşikinlerde distimi semptomları: Hastanın günlük aktiviteleri yapmak istememesi,  Sürekli mutsuzluk durumu ve kendisini iyi hissetmemesi,  Umutsuzluk hissi, Vücutta yorgunluk ve birşeyler yapmak için kendisinde takat bulamaması,  Hastanın kendisine saygısının az olması, Hastanın kendisini her alanda yetersiz hissetmesi, Konsantre olamama, Bir konu hakkında karar verememe Asabiyet ve aşırı sinirlilik hali,  Sosyal aktivitelerden kaçınma, Suçluluk duygusu ve geçmiş ile ilgili endişeler, İştahsızlık veya aşırı yeme, Uyku problemleri olarak sıralanabilmektedir. Çocuklarda distimi semptomları: Dikkat eksikliği,  Hiperaktivite bozukluğu (ADHD), Davranış bozukluğu, Öğrenme bozuklukları, Endişelenme bozuklukları,  Gelişim bozuklukları,  Asabiyet, Okul performansı ve sosyal becerilerin kötü olması, Karamsarlık Özgüven eksikliği ve düşük öz saygı olarak sıralanabilmektedir. Sıraladığımız bu semptomlar zaman içinde değişim gösterebilmektedir. Fakat bu semptomlar aynı anda üç hafta kadar sürebilmektedir. Distimi yirmili şaylardan önce başladığında "erken başlangıçlı distimi" denilmektedir. Yirmili yaşlardan sonra ortaya çıkmaya başladığında ise "geç başlangıçlı distimi" adı verilmektedir. Distimi Nedenleri Nelerdir? Hastalığın tam olarak nedenleri henüz bilinememektedir. Ancak distiminin büyük depresyonlar ile benzer nedenlerden meydana geldiği bilinmektedir. Bunlar : Biyokimyasal nedenler Kalıtsal nedenler Çevre şartları olarak sıralanabilir. Distimi Test ve Tanıları Nasıl Yapılmaktadır?  Distimi tedavisi için gittiğiniz doktor şayet sizde distimi rahatsızlığından şüphe duymuşsa bazı testler ve muayeneler uygulayabilir. Bunlar: Fiziksel muayene Laboratuvar testleri Psikolojik değerlendirme yapılabilmektedir.  Distimi ile Başka Hastalıklar Karıştırılabilir mi? Evet karıştırılabilir. Çünkü distimi ile benzerlik gösteren birçok rahatsızlığın semptomları hemen hemen aynıdır. Özellikle büyük depresyon belirtileri, bipolar bozukluk veya mevsime bağlı duygusal rahatsızlıklar sonucu ruh halinizi etkileyen rahatsızlıklar benzerlik gösterip farklı iki hastalıklar birbirine benzerlik gösterebilmektedir. Bunun için doktorunuz veya akıl sağılığı uzmanı hekimlerin değerlendirmesi için mutlaka görüş alışverişinde bulunmak gerekir.  Distimi Nasıl Anlaşılır?  Distimik hastaların her hangi bir psikotik belirtisi yoktur. Hasta semptomları arasında en belirgin durum depresif duygudurumu ve kendini üzgün, hüzünlü, kederli hissetmektetidir. Görünüş olarak hastanın duyguları depresyon ile benzerlik gösterir. Fakat duygusal tepkilerinin aşagı yukarı olağan sınırlar içinde kaldığı gözlenmiştir. Özellikle hüzünlü veya üzüntülü anlarda göz yaşları dökerken aniden gülümsemeye hatta gülmeye dönebilir. Hasta burada olağan etkinliklere karşı genel bir ilgi kaybı taşır. Hiç birşeyden zevk almazlar. Muhattaplarına karşı ise sürekli alaycı, iğneleyici, nihilistik, düşüncelere dalıp giderler. Yine bu hastalar muhattaplarından beklentileri fazladır ve onlara karşı da sürekli yakınırlar. Normal durumlarda bile katı ve gergindirler. İştahları bozuktır. Uyku problemleri oldukça fazladır. Düşük benlik saygısı, yorgunluk-bitkinlik-tükenmişlik hissi en belirgin davranış şekli olarak kendini gösterir ve böylece hasta normal hayat içinde bir yavaşlama, cinsel istekte azalma yaşarlar.  Diğer taraftan distimi semptomları yetişkinlerde ve çocuklarda farklılıklar gösterir.  Yetişkinlerde distimi; depresyondaki ruh hali iki veya daha fazla yıl için günün çoğu zamanı için geçerlidir. Çocuklarda distimi; depresyonlu ruh hali veya asabiyet en az bir yıl için günün çoğu zamanı için geçerlidir. Diğer taraftan distiminin anlaşılabilmesi için aşağıda sıraladığımız semptomların en az ikisinin olması gerekmektedir.  Bunlar; İştahsızlık veya aşırı yeme Uyku problemleri Yorgunluk veya enerji yoksunluğu Düşük öz saygı Umutsuzluk Zayıf konsantrasyon Karar vermede yaşanan problemler olarak sıralanır. Distimi Tedavisi Nasıl Yapılmaktadır? Distimi tedavisinde tek yönlü bir tedavi şekli benimsenmez. Sadece terapi desteği yada sadece ilaç kullanımı da yeterli değildir. Çünkü bu durum hastanın hem iyileşme süresinin uzamasına hem de distiminin ilerleyen zaman içinde tekrar ortaya çıkışına neden olabilmektedir. Evet, en ideal tedavi yöntemi elbette bir psikiyatr kontrolünde olanıdır. Doktor hastaya gerektiğinde uygun ilaçların alımını, uygulanacak terapi desteğini birlikte sürdürmelidir. Distimik bozukluğu olan hastanın burada terapideki devamlılığı ve sabrı, ilaçları uygun dozlarda ve düzgün kullanımı iyileşme sürecini oldukça etkilemektedir.  Diğer taraftan hastanın tedavi sürecinde doktor, öncelikle ailesi ile ilgili detaylı bilgiler alır. Yine hastanın var olan sorunlarla başa çıkması için, benlik değerinin tekrar kazanması, saplantılı endişelerin yok edilmesi ve kişiler arası ilişkilerde yaşadığı sıkıntıların tedavisine yönelik tedavi yöntemleri uygulamaktadır.  Hastanın görmüş olduğu tedavi sonucunda ise depresif duygu durumun üstesinden gelmiş, yaşamdan zevk alıp hayatın iyi-kötü yönleriyle yüzleşebiliyor, sosyal ilişkilerindeki sorunları halledebilip insanlarla kaliteli ilişkiler kurabiliyor olmasını ve yapması gereken işlere daha kolay odaklanıp yaşamına hedef koyabiliyor olması sağlanmaya çalışılır. 

Haberler
26 Ekim 2020 - 12:51
Depresyon belirtisi gösteren futbolcu sayısı ikiye katlandı

Depresyon belirtisi gösteren futbolcu sayısı ikiye katlandı

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle futbola verilen arada, depresyon semptomları gösteren oyuncu sayısının iki kat arttığı belirtildi. Uluslararası Profesyonel Futbolcular Birliğinden (FIFPro) yapılan açıklamaya göre, Amsterdam Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlenen ankette 1134'ü erkek, 468'i kadın toplam 1602 profesyonel oyuncuya salgınla ilgili sorular soruldu. 22 Mart-14 Nisan tarihlerinde 16 ülkede yapılan ankete göre, erkek futbolcuların yüzde 13'ü depresyon, yüzde 16'sı anksiyete belirtisi gösterdi. Kadın futbolcuların yüzde 18'inde anksiyete, yüzde 22'sinde depresyon semptomlarına rastlandı. Belirti gösteren oyuncuların çoğunluğunun, futboldaki gelecekleri hakkında endişe duyduğu aktarıldı. Koronavirüs nedeniyle liglere ara verilmeden önce aralık ve ocak aylarında yapılan ankette ise erkek futbolcuların sadece yüzde 6'sının, kadın futbolcuların ise yüzde 11'inin depresyon belirtisi gösterdiği kaydedildi. Buna göre, son yapılan ankette depresyon oranının iki katına çıktığı belirtildi. Açıklamada görüşlerine yer verilen FIFPro Sağlık Şefi Vincent Gouttebarge, "Özellikle genç sporcular aniden sosyal izolasyonla başa çıkmak zorunda kaldı. Gelecekleri konusunda da endişe duyuyorlar. Bunlara çare bulmak için güvendikleri birinden veya ruh sağlığı uzmanlarından destek almalarını tavsiye ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Haberler
20 Nisan 2020 - 18:19
Doğum sonrası depresyona dikkat

Doğum sonrası depresyona dikkat

Uzman Klinik Psikolog Merve İlikçi İygün, “Doğum sonrası depresyon, birçok yeni annenin doğumdan sonra yaşadığı uzun süreli bir ruh hali bozukluğudur. Mutlaka tedavi edilmelidir. Anne olmak, muhtemelen yaşamın en tarif edilemez ve duygusal olarak en tatmin edici olaylarından biridir. Anne adayları hamilelik sürecini öğrendiği andan itibaren birçok duygu ve düşünceyi aynı anda hissetmeye başlıyor. Başta önemli ölçüde hormonel değişimlerin etkisi, sonrasında ise süreç ile ilgili kaygılar, sıkıntılar; anne adayını daha hassas bir dönemin içerisine sokuyor. Çoğu kadının arzuladığı bir şey olan annelik duygusal ve evrimsel açıdan önemli bir olay olmakla birlikte, beraberinde birçok sorumluluk getiriyor. Doğum sonrasında ise anne için zorlu bir dönem başlıyor. Doğum sonrası risklerden bahsedecek olursak, postpartum depresyon adını verdiğimiz ruhsal bir rahatsızlığa anneler maruz kalabiliyor. Doğum yapan kadınların yaklaşık yüzde 10-15 civarında ortaya çıkan bir duygu durum bozukluğudur. Bebeğin doğumundan sonra meydana gelen annenin hayatındaki yeni rol ve sorumluluklar, psikolojik etkiler sebebiyle oluşabilir. Bu dönemde anne hüzün ve kaygı yanında duygulanımda da dalgalanmalar hissedebilmektedir. Bu belirtiler normalde kısa zaman içinde kendiliğinden düzelmelidir. İlerleyen dönemlerde bu rahatsızlıkların azalmaması ve hatta artması durumunda doğum sonrası depresyon gelişiyor olabilir. Depresif durum; sadece hüzünlü hali ve annenin çökkün hissetmesi olabiliyorken; risk teşkil eden depresyon rahatsızlığına kadar ilerleyebilmekte ve belirtileri doğumu takip eden bir yıl içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bazı risk etmeni taşıyan kadınlarda, doğum sonrası depresyon daha sık görülmektedir. Bu risk etmenlerinden bazıları genç yaşta anne olma, kadının ya da eşinin iş sahibi olmaması, planlanmamış gebelik, kayıpla sonlanan gebelik ve genetik etkenlerdir. Bazı durumlarda sebepsiz olarak nitelendirilen bir depresyon belirir ve anne bu durumla başa çıkmakta güçlük çekmektedir” dedi.  Psikolog İygün, depresyon belirtileri hakkında şu bilgileri verdi:  “Şiddetli hüzün ya da boşluk duygusu, aşırı yorgunluk, enerji eksikliği gibi bedensel yakınmalar, aile, arkadaş ya da keyif veren etkinliklerden uzak durma, cinsel isteksizlik, bebeklerini yeterince sevmedikleri hissi ya da bebeğin beslenmesiyle, uykusuyla ilgili endişeler, bebeğe zarar verme korkusu, konsantrasyon güçlüğü, bellek zayıflığı, endişe, sinirlilik, sıkıntı, bunaltı, kendiliğinden ağlamalar ve panik atak, iştahsızlık, kilo kaybı, uykusuzluk bebekle ilgilenmek istememe ve bebeği öldürmek istemeyle ilgili düşünceler, mutlu olmaları gerekirken çökkün duygulara sahip oldukları için suçluluk duygusu, ilgi ve istek kaybı.  Kendini değersiz hissetme.”  Doğum sonrası depresyonun sebepleri iki başlık altında incelenebildiğini ifade eden İygün şu açıklamalarda bulundu:  “Fizyolojik Nedenler: Gebelik döneminde yükselen östrojen ve progesteron düzeylerinin doğumla birlikte aniden düşmesi ve beyindeki seretonin hormonu miktarının ciddi boyutlarda azalması anneyi depresyona çok daha yatkın hale getirmektedir. Aynı zamanda annede, depresyon geçmişi ve genetik yatkınlık da mevcutsa bu durum doğum sonrası depresyonu tetiklemektedir. Geç başlayan doğum sonrası depresyonda, tiroit bozuklukları da rol oynayabilir.  Psikososyal Nedenler: Eşler arasındaki güvensizlik, iletişimsizlik, cinsellikle ilgili sorunlar; doğum sonrası depresyona zemin oluşturabilir. Planlanmamış ve ilk gebeliklerde meydana gelebilecek riskler; doğum ve sonrası korkuları beraberinde getirebilmektedir. Anneliğe hazır olmadığını düşünen kadın; bu rolü benimseyemediğini hissedebilmektedir. Bu sebeple annenin yaşadığı, endişe ve korkunun artmasına bağlı olarak depresyon tetiklenebilmektedir. Maddi kaynakların ve sosyal desteğin yetersiz olması; kaygıların ve korkuların artmasına sebep olur, annenin çaresizlik ve başarısızlık duygularını yaşamasına olanak sağlar ve doğum sonrası depresyon gelişebilir. Annenin kendi çocukluğunda duygusal/fiziksel/cinsel tacize maruz kalması, ailesi tarafından duygusal ihmal ve kayıplar yaşamış olması gibi ciddi travmatik deneyimler de ayrıca doğum sonrası depresyonu tetikleyen durumlardır.”  Annenin kullandığı ilaçların anne sütü yoluyla direk çocuğa geçtiği için genellikle ilaç tedavisi tavsiye etmediklerini kaydeden İygün, “Psikoterapi ise doğum sonrası depresyon için hem ilaçsız bir tedavi olması hem de annenin içinde bulunduğu ruh halinin güncel olaylar ya da geçmişte yaşanan sıkıntılar ile ilişkili olması sebebiyle bu sorunun üstesinden gelinmesinde önemli bir tedavidir” şeklinde konuştu. 

Haberler
26 Aralık 2019 - 13:36
Depresyon belirtileri nelerdir, Depresyon belirtileri nasıl anlaşılır?

Depresyon belirtileri nelerdir, Depresyon belirtileri nasıl anlaşılır?

İnsanın, zaman zaman kendini kötü hissetmesi normaldir ve uzmanlar tarafından hayatın bir parçası olarak algılanır ancak kişi umutsuzluk ve çaresizlik gibi duygulara tutulup kalırsa bu depresyona neden olabilir. Yaşam mücadelesi ve yaşamda gerileme dönemi yaşamanın verdiği üzüntüden ötei depresyon günlük aktivitelerdeki düşünce ve hislerinizi değiştirir.  Bir işte çalışma, ders çalışma yemek yeme, uyumak veya hayattan zevk alma kabiliyetlerinizi etkileyebilir. O zaman sadece günü kurtarmaya çalışmaya başladığınızı fark edebilirsiniz. Bazı kimseler depresyonu kara delikte yaşamak gibi betimlerken bazıları da cansız, boş ve hissiz duylarla tanımlıyor. Erkekler bunların yanında depresyondayken, huzursuz ve öfkeli olabiliyor. Depresyon tedavi edilmezse bazı büyük psikolojik veya fiziksel başka hastalıkları tetikleyebilir. Çaresizlik ve umutsuzluk duyguları artarak katlanabilir. Bu gerçek yaşam düşüncenizi göstermez, sizin depresyonda olduğunuzu gösterir. Depresyonun nedenini anlayarak farklı depresyon semptomlarını ve tiplerini tanıyıp, kendinizi daha iyi hissetmek ve sorunun üstesinden gelmek için adım atmalısınız. Depresyon belirtileri Depresyon kişiden kişiye değişir, ancak bazı ortak belirti ve bulgular vardır. Bu semptomların hayattaki normal üzüntülerin bir parçası olabileceğini hatırlamak önemlidir. Fakat ne kadar çok semptom varsa, o kadar güçlü olur ve ne kadar uzun süre dayanırsanız, depresyon ile başa çıkmanız o kadar olasıdır. Çaresizlik ve umutsuzluk duyguları: Kasvetli bir bakış açısına sahiptirler; hiçbir şey daha iyi olamaz ve durumunuzu iyileştirmek için yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur hissine sahipsinizdir. Günlük aktivitelere ilgi kaybı: Artık eski hobiler, eğlenceler, sosyal aktiviteler veya seks ile ilgilenmiyorsunuzdur. Sevinç ve zevk hissetme yeteneğinizi kaybetmiş gibi hissedersiniz. İştah veya kilo değişiklikleri: Önemli oranda bir kilo kaybı veya kilo artışı; ayda vücut ağırlığının %5'inden daha fazla bir değişim içinde olmak. Uyku değişiklikleri: Uykusuzluk ya da özellikle sabahın erken saatlerinde uyanmak ya da uyuyakalmak. Öfke veya sinirlilik: Tedirgin, huzursuz veya hatta kızgınlık hissetmek. Tolerans seviyeniz düşüktür, öfkeniz hızlı aktive olur ve her şey, herkes sinirlerinizi zorluyordur. Enerji kaybı: Yorgun hissedebilirsiniz, halsiz ve fiziksel olarak boşalmış gibi. Tüm vücudunuz sanki ağırlaşmış gibi hissedebilir ve hatta küçük işler sizin için yorucu olmaya başlamıştır veya bu küçük işlerin tamamlanması daha uzun sürebilir. Kendinden nefret eden biri haline gelmiş olabilirisiniz: Değersizlik veya suçluluk duygusuyla ilgili güçlü hisleriniz vardır. Algılanan hata ve hatalardan dolayı kendinizi sert bir şekilde eleştirirsiniz. Düşüncesiz davranışlara sahip olmak: Madde bağımlılığı, zorunlu kumar, dikkatsiz sürüş veya tehlikeli sporlar gibi kaçış davranışlarına katılabilirsiniz. Konsantrasyon problemleri: Odaklanma, karar verme veya bir şeyleri hatırlamada sorun yaşıyor olabilirsiniz. Açıklanamayan ağrılar: Baş ağrısı, sırt ağrısı, ağrıyan kaslar ve mide ağrısı gibi fiziksel şikayetlerde artış. Depresyonla nasıl başa çıkabilirsiniz? İnsanlardan kendinizi izole etmeyin İzolasyon depresyona neden olur. Bu neden uzun süre yalnız kalmamaya çalışın. İnsanlara yük olduğunuz fikrini bir kenara atarak en azından en yakınlarınız ve kendinize yakın gördüğünüz arkadaşlarınızla iletişim kurun. Bunu, görüştüğünüz kişiler size yardımcı olacağından değil, sizi dinleseler bile size büyük bir faydası olacağından yapmalısınız. Kendinizi bu konuda zorlayın. Harekete geçin Depresyonda olduğunuzda bırakın harekete geçmeyi, bazen yataktan kalkmak bile zor gelebilir ancak depresyondan çıkmak için kendinizi zorlayın ve o yataktan kalkarak harekete geçin. Düzenli egzersiz kendinizi çok daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır. Düzenli yani her gün fakat uzun olmayan yürüyüşler yapın. Sevdiğiniz tarzda kitaplar okuyun. Bu minik hareketlenme ile yolunuza başlamış olacaksınız. Diyet yapın Bu diyet kilo vermek veya almak için değil tamamen sizi iyi hissettirmeyi sağlayacak şeyleri içeren ve sizi kötü hissettirecek şeylerden uzak tutacak bir diyettir. Alkol, aşırı kafein, trans yağlar, aşırı şeker tüketimi, rafine karbonhidrat gibi ruh halinizi olumsuz hissettirebilecek yiyecekler uzak durun. Dünyayla tekrar bağlantı kurmanın yollarını bulun Bu dünyayla bağlantınızın koptuğu anlamına gelmez sadece zayıflamış bağlantınızın kuvvetlenmesi anlamına gelir. Bunun için doğaya çıkın, yürüyüş yapın, piknik yapın, evcil hayvanları sevmeye gidin, hayvan barınaklarında gönüllü olarak çalışın ve onları severek vakit geçirin.

Haberler
17 Ekim 2019 - 17:07
Bahar depresyonuna dikkat

Bahar depresyonuna dikkat

Soysal, bahar aylarında hava sıcaklığıyla birlikte nem oranlarının da değişmesi, özellikle yaz mevsiminden kış mevsimine geçiş dönemi olan sonbaharda havaların serinlenmeye başlaması ve sonbaharın belirtilerinin ortaya çıkmasının insan psikolojisi üzerinde olumsuz etki gösterdiğini söyledi. Depresyona yatkın olan bireylerin bu dönemden daha çok etkilenebildiğini kaydeden Soysal, “Toplumda bahar yorgunluğu olarak bilenen bazı olumsuz değişimlerin de aslında depresyonun belirtileri olabileceği unutulmamalıdır. Alınacak bazı önlemler ile bahar depresyonundan korunmak mümkündür. Umutsuzluk, çökkünlük, suçluluk, değersizlik duyguları, üzgün ve boşlukta hissetme, halsizlik, enerji kaybı ya da günlük işlere karşı ilgide azalma, performansta düşüş, sinirlilik, kolayca ağlama, kaygı ve korkular, aşırı hareketlilik veya uyuşukluk, iştah ve uyku düzeninde bozulma, konsantrasyonda azalma, unutkanlık ve karar vermekte güçlük, cinsel istekte azalma, uzun süreli, tedaviye yanıt vermeyen bedensel şikayetler ve ağrılar, intihar düşünceleri, intihar planı ya da girişimi gibi konular belirtisi niteliği taşımaktadır” dedi.  “Bahar depresyonuna karşı yaşam biçiminizi düzenleyin”  Bahar depresyonuna karşı düzenli uyku ile güne zinde başlanılması gerektiğini kaydeden Soysal, “Düzenli bir uyku günün ritmini tutturmak, doğanın değişimine ayak uydurmak için önemlidir. Böylelikle vücudun biyolojisi düzene girmiş olur. Televizyondan, bilgisayar ve telefondan uzak sessiz bir odada kitap okumak uykuya dalmayı kolaylaştırır. Erken yatıp erken kalkmak ve her gün aynı saatte uyumak, yorgunluk ve stresi azaltacaktır. Spor ya da açık havada her gün yarım saat yürüyüş yapmak mutluluk hormonu olarak bilinen serotonin salınımını artırır. Serotonin, mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren özellikte bir hormondur. Eksikliğinde depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh hali görülür. Spora veya yürüyüş yapmaya ekstra vakit ayıramıyorsanız, alışverişe, işe yürüyerek gidebilir ve asansör kullanmak yerine 2-3 katı yürüyerek çıkabilirsiniz. Güneşe çıkmak kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur. Yetersiz güneş ışığı beyinde kimyasal maddelerin düzeylerini ve dağılımlarını bozabildiğinden bazı bireyler depresyona daha açık hale gelir. Bunun için güneş ışığında özellikle sabahları yarım saat kadar oturmak, mevsimsel geçişlerdeki depresyonu ve halsizliği önler. Güneşli havalarda dışarıda vakit geçirmek mevsimsel depresyonu hafifletmede etkilidir. Kafeinli içecekleri ve alkolü azaltmak, günde ortalama 2,5 litre su içmek, taze meyve suyu, bitki çayları tüketmek kaygı durumunu azaltır, çökkün duygu durumun iyileşmesine yardımcı olur. Bu dönemde mümkün olduğunca stresli ortamlardan uzak durulmasında fayda var. Stresli ve kaygılı ortamlar baharda değişen duygu durumunun depresyona çevirebilir. Açık ve yeşil alanlarda vakit geçirilebilir, yürüyüşlere çıkılabilir ve sevilen etkinliklerde bulunulabilir. Dengeli ve düzenli beslenmek, mevsime uygun sebze ve meyveler tüketmek hem ruh hem de beden sağlığına iyi gelir. İşlenmiş hazır gıdalardan uzak durmak, omega 3’ten zengin ceviz, semizotu, balık gibi besinler ile beslenmek, mevsimsel depresyonu önlemede veya yatıştırmada faydalı olur. Aşırı kilolu bireyler de bu dönemde dikkatli olmalıdır. Bu nedenle diyete dikkat etmeli ve gerekirse uzman desteği almalıdır” diye konuştu. 

Haberler
25 Eylül 2019 - 11:40
Doğum Sonrası Depresyonu (Postpartum) Nedir?

Doğum Sonrası Depresyonu (Postpartum) Nedir?

Bu makalemizde yeni doğum yapmış kadınların doğum sonrası depresyonu (Postpartum) yaşayıp yaşamadığını, bu depresyona nelerin sebep olabileceklerini, depresyonu atlatmanın kolay ve pratik yollarını, depresyona girmemek için neler yapılabileceği hakkında fikir vermeye çalışacağız. Yeni doğum yapmış bir annede: Anne zamanının çoğunu ağlayarak geçirip kendisini yetersiz hissediyorsa, İşleri ve yaşamı ile ilgili net kararlar veremiyor, işlerin önceliğini şaşırıyor ve kendini çaresiz hissediyorsa, Bebeğinin durmadan ağladığını ve susturamadığını düşünüyor ve kendini yetersiz hissedip olmadık şeylere sinirleniyorsa, Bebeğine yeterince bakamadığını düşünüp vicdan azabı çekiyorsa, Kendine olan inancını yitirip ruh halini çökük hissediyor fiziken de iyi görünmediğini düşünüp tüm olumsuzlukların kendisini bulduğunu düşünüyorsa, doğum sonrası depresyon (Postpartum) dediğimiz olayın içinde bulunan kadınların duygu ve düşüncelerindeki tipik örnekler bunlardır. Doğum Sonrası Depresyonu (Postpartum) Nedir? Kısaca DSD denilen ve doğum yapan kadınlarda oluşan bir depresyon türüdür. Bu depresyon şekli daha anne adayı hamileyken başlar doğumdan sonraya kadar da devam eder. Çok yaygın olan doğum sonrası depresyonu yüz kadından en az 15’nin maruz kaldığı bilinen bir gerçek. Doğum Sonrası Depresyonu “Normal” Depresyondan Farklı Mı? Depresyon belirtileri hep aynı başlasa da DSD’nun belirtilerinde daha çok kendini kötü hissetme, kendini değersiz ve işe yaramaz hissetme, genel isteksizlik, bitmişlik, halsizlik, yorgunluk, tükenmişlik, gibi durumlar ön plana çıkar. İyi haber şu ki tüm depresyonlar gibi doğum sonrası depresyonda da tedaviler genelde hep olumlu sonuçlar vermiştir. Doğum Sonrası Kadınların Karşılaşabileceği Başka Sorunlar Olabilir Mi? Doğum sonrası anne için bebek annenin dünyasında ap ayrı bir yerde durur. Bu sebeple anneyi en çok bebek stresi ve bir de doğum psikozu gerginleştirir. Bebek Stresi Nedir? Hafif bir depresyon olan “Bebek Stresi”nde anneler aşırı duygusal olur kendilerine ağlayacak birçok neden bulabilirler. Uyku zorluğu, yorgunluk ve gerginlik en büyük belirtileridir. Normalde doğum yapan annelerin çoğu hormon seviyesindeki ani değişiklik sebebiyle “bebek stresi” yaşıyor olabilir. Çabuk yok olan bu stres için endişelenecek bir durum yoktur. Doğum Psikozu Nedir? Kafa karışıklığı, gerginlik, kendisi ve bebeği için aslında rahatsızlık veren batıl inanışlar en büyük belirtileri olan doğum psikozu çok ciddi bir depresyon durumudur. Çok yaygın olmasa da yeni doğum yapan annelerde, ruh hali davranış bozuklukları şeklinde hiçbir sebep yokken ortaya çıkar. Böyle bir durumda annenin psikoloğa gitmesi gerekir. Genel tedavi ve ilaçla tedavi şeklinde bebek ünitesinde de kısa süre kalmayı gerektirir. Doğum sonrası psikozu, anne ve ailesi için tehlikeli bir durum olmasına rağmen, tedavi edildiğinde hasta tamamen iyileşir. Doğum Sonrası Depresyon Belirtileri Nelerdir? Doğum sonrası depresyonlarını üçe ayırdığımızda yeni doğum yapmış annenin başta duygu ve düşüncelerinde sonra fiziksel olarak bazı değişikliklere ve en önemlisi davranış değişimi başlığı altında belirtiler ortaya çıkar. Doğum sonrası depresyonda Duygu ve düşüncelerinizde: Üzgün hissetme, mutsuzluk, çaresizlik Aşırı ağlamak veya ağlayamamak Değersiz hissetme Ruh halinin gel-gitli olması Suçluluk hissetmek İlgi azalması Mutluluk ve eğlencenin azalması Aşırı tepki, endişe, gerginlik ve panik olma durumu Sert, ters ve kızgın hissetmek Bebeğine karşı hissiz olmak Fiziksel olarak yaşanan belirtiler: Solgun, çekinik ve enerji azlığından kaynaklı aşırı yorgunluk Uyku düzensizliği Sürekli gerginlik, rahatlayamama, yerinde duramama Cinsel ilişkiden soğuma İştahta değişiklikler – çok fazla veya çok az yemek His ve duygularda yaşanan değişimler: Kim olursa olsun depresyona giren her insanda olumsuz düşünme ve hüzünlenme hali en belirgin olan ruh halidir. Yeni doğum yapmış annenin düşüncesinde: Konsantrasyon bozukluğu Karar verememek Karışık, net olmayan düşünceler Davranışlarda yaşanan değişimler: İnsanlardan uzaklaşma ve evden dışarı çıkmama Önceden yapmaktan zevk aldığınız şeyleri yapmama Günlük hayatın gerektirdiği görevleri yapmama – veya gereğinden fazla yapma Karar vermeyi erteleme Tartışma, bağırma, kontrolü kaybetme Bu tarz durumların bir kaçını yaşadıysanız veya uzun zamandır böyle hissediyorsanız doğum sonrası depresyon olmuşsunuzdur büyük bir olasılıkla. Yardım İstemeli Miyim? Evet, yardım kesinlikle istemelisiniz. Çünkü doğum sonrası depresyonu insan kendine yakıştıramaz. Çok büyük değişimlerin yaşandığı zamanlarda ortaya çıktığında anneler neyin normal ya da neyin anormal olduğunu bilemezler. Bakılmayan veya üstüne gidilmeyen her sorun büyür ve tehlikeli hale dönüşür. Tavsiyemiz kesinlikle yardım alınması yönündedir. O yüzden lütfen ama lütfen aile doktorunuzdan yardım isteyin. Doğum Sonrası Depresyona Her Anne Maruz Kalır Mı? Doğum yapan herkes doğum sonrası depresyonu yaşayabilir. Ancak, bazı durumlarda daha fazla riske maruz kalabilirsiniz. Bunlara aşağıdaki durumlar dahildir: Daha önce depresyon geçirdiyseniz, Doğum korkusu yaşayıp bunla ilgili travmatik bir durum yaşandıysa, Özellikle eşinizle ilişkinizde ciddi sorunlar yaşadıysanız, Hayatın zorluğunu sadece siz kaldırıyor bunu paylaşmıyorsanız, Aile, arkadaş ve çevrenizden herhangi bir yardım alamıyor ve uzak kalmışsanız Kendi anneniz yardım için yanınızda değilse, Böyle bir durumda doğum sonrası depresyon yaşama ihtimaliniz çok daha yüksektir. Doğum Sonrası Depresyona Neler Sebep Olur? Yaşanan biyolojik değişiklikler Annede yaşanan fiziksel değişiklikler His ve duyguların değişimi Toplumsal değişiklikler Hayatınızda yaşanan zorluklar Doğum Sonrası Depresyona Çareler Var Mı? En büyük çare elbette ki yardım istemektir. Bunun için ilk adımı atarak: Hayatınızda birşeylerin yanlış gittiğini kabul edin, Hisleriniz hakkında özellikle eşinizle, arkadaşlarınızla veya akrabalarınızla, anne veya babanızla mutlaka konuşun. Doktorunuzla mutlaka konuşun Doğum sonrası depresyonun bir çok sebebi olsa da tedavisi mümkündür. İlaçlar Tedaviye Yardımcı Olur Mu? Depresyon ilaçları gerçekten de yardımcı olabilir, ancak bebeğinizi emzirirken ilaç alamayabilirsiniz. Bu konuda doktorunuza danışın. Çünkü içtiğiniz her ilaç süt olup çocuğunuza da zarar verme ihtimali yüksek.. Doktorun onayı alınmadan asla ilaç kullanmamalısınız. Terapiye Gitmeli miyim? Araştırmalar, doğum sonrası depreyonunda, konuşarak tedavinin çok etkili olduğunu göstermiştir. Yani mutlaka gitmelisiniz.  Kendi Kendime Çözümler Üretebilir Miyim? Elbette üretebilir tüm sorunların üstesinden tek tek planlı bir şekilde gelebilirsiniz. İşte size kendinizi daha iyi hissettirebilecek bazı pratik adımlar  Duygularınızla ilgili yakınlarınızla konuşmak, Her gün yalnız kalmamaya çalışın, Büyüklerinizin ya da daha önce çocuk sahibi olmuş ve bir takım pratik bilgiler sunan dostlarınızdan arkadaşlarından gelen teklifleri uygulayın, Bu süre zarfında evde mükemmel ev kadını olmayın, Her fırsatta dinlenmeye çalışın, Sağlıklı ve iyi beslenin, Kendinize zaman ayırmayı ihmal etmeyin, Evde kültür fizik hareketleri ve egzersiz yapın, Bunların dışında depressif düşüncelerden kurtulmanızı sağlayacak yöntemlerde geliştirebilirsiniz. Depresyon yaşayan insanlar genelde hiçbir şey yapmak istemezler. Bu sebeple kendinizden çok şey beklemeden bir plan yapıp o plana sadık kalarak zamanınızı geçirebilirsiniz. Kendinizi iyi hissetmenizi sağlayacak işler yapıp kendinizi ödüllendirebilirsiniz. Planınıza, günlük bütün yapacaklarınızı yazdığınız zaman, yapmaktan hoşlandığınız şeylerin karşısına X, başardığınızı düşündüğünüz şeylerin karşısına da Y harf koyun. Böyle yaparak farkında olmadığınız başarılarınızın unutsanız da hatırlamış olacaksınız.   Doğum Sonrası Depresyonda Hislerin Değişmesi Her depresyonda Olay Olay hakkındaki düşünceleriniz Olay hakkındaki duygularınız hakkında maalesef her anne duyguları ve olayı görür. Burada anne olay hakkında kendi düşüncelerini görmez. İşte bu görüldüğü zaman işin rengi kesinlikle değişir. Örneğin, Herşeyi yaptığınız halde bebeğiniz susmak bilmiyor! Olay ne: bebek sürekli ağlıyor ve susmuyor! Kendi düşünceleriniz: Bu duruma artık dayanamıyorum. Bebeğimi sarsmak istiyorum. Kötü bir anneyim. Bebeğimi hak etmiyorum. Duygularınız: suçluluk duygusu hakim ve kesinlikle depresyon.. Bakınız kendinizi kötü hissetmeniz asla şaşılacak şey değildir. Buradaki adımların farkında olan her anne düşüncelerini değiştirebilir. Unutmayın bu hayatta değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.. Kafanızdaki düşüncelerin ne olduğunu bilmek birçok şeyin farkında olduğunuzu gösterir. Olumlu düşünmeyi kendinize alışkanlık haline getirmelisiniz. Böylece hem kendinizle, hem bebeğinizle, hem eşiniz ve akrabalarınızla mükemmel bir denge kurup bebeğinizi sağlıkla büyütebilirsiniz.    

Haberler
25 Temmuz 2019 - 13:07
Sürekli Uyku Hali Nedendir Nasıl Geçer

Sürekli Uyku Hali Nedendir Nasıl Geçer

Sürekli Uyku Hali Nedendir Nasıl Geçer  Günümüzde kişilerinde birçoğunda rastlanabilen uykusuzluğun birçok sebebi vardır. Bunların en başında yeterince uyumamaktır. Bir yetişkinin en az 7-8 saat uyuması gerekmektedir. Bu zamanı sağlamayan kişilerde gün boyu uykusuzluk görülebilir. Diğer ana nedenler biri de gece boyu uyanmaktır. Bu da beynin uykuya tamamen geçememesi ve gece boyu sürekli, çeşitli sebeplerden, uyanmaktır. Makalemizde sürekli uyku hali nedendir nasıl geçer ve sürekli uyku halsizlik yorgunluk sebepleri hakkında bilgiler bulabilirsiniz. Gün içinde uykusuzluk yaşamanın ve bazen engel olamayacak noktalara gelerek uyumanın nedenlerini aşağıda birlikte inceleyelim.  Sürekli uyku halsizlik yorgunluk sebepleri Gece uykusunu yeterince alamamak; bunun için uykuya yeterli vakti ayırarak sağlıklı bir uyku uyumaya çalışmalısınız. Gece sürekli uyanmak; bunun da altında yatan birçok neden olabilir. Mesela hiperaktivite hastaları gece derin uykular uyuyamaz. Bunun için öncelikle sizdeki durumu izlemelisiniz. Depresyon; beyin depresyon yaşayan bir vücutta çok fazla uyumak istemeyebilir. Bu durumda bir psikiyatri uzmanına görünmelisiniz. Anemi; kansızlık yaşayan kişilerde enerji düşüklüğü olur. Kendilerini yorgun hissetmenin yanı sıra sürekli uyumak da isterler. Bunun için bir dahiliye uzmanına başvurmalıdır. Hareketsizlik; hareketsiz bir hayatınız var ise bu da sizi enerji düşüklüğüne ve sürekli uykuya sevk edebilir. Gün içinde uyumak; günün farklı saatlerinde sürekli olarak uyuyup uyanmak, almanız gereken uyku miktarından alacak bu hem gece uykunuzu etkileyecek hem de gece uykunuzun kalitesini etkileyecektir. Vardiyalı işler; Vardiyalı işlerde çalışanlarda bir vardiyadan diğerine geçerken uykusuzluk yaşarlar çünkü vücudun uyku saatlerinde sürekli farklı dalgalanmalar yaşanır. Uyku apnesi; bunu yaşayan insanların gece uykuları kalitesiz olduğundan tam olarak uykularını alamazlar. Bunun etkisi olarak da gündüz ansızın uyku bastırır ve uyuma ihtiyacı hissederler. Uyku apnesi, uyuma esnasında çok kısa bir zaman nefes alamamaktır. Huzursuz bacak sendromu; bu bazılarında psikolojik bazılarında ise hareketsizlikten olabilen bir sorundur. Bu sendrom, bacaklarda, karıncalanma, ağrı ve iğnelerin batması hissi oluşturur. Uyumakta zorluk çekerek gündüz sürekli uyku hali olabilir. Narkolepsi hastalığı; bu hastalık çok nadiren görülse de yine de var olduğunu bilmek uykusuzluk seviyenize göre yapmanız gerekenler açısından iyi olacaktır. Narkolepsi, birçok belirtilerden olıuşan kompleks, nörolojik bir hastalıktır. Bu durumda nöroloji uzmanına başvurmalısınız. Belirtileri uykuya dalma esnasında görülen halüsülasyonlar veya uyku felci gibi durumlardır. Gündüz de sürekli ve ani bir şekilde kısa süreli uykulara ihtiyaçları olur. Mekan ve saatin önemi olmaksızın uyuduklarında ise kendilerini dinlenmiş hissederle. Alkol kullananlar da da uyku ihtiyacı fazla olur.  Obezite durumunda da fazla uyku arzusu olur. Troid bezlerinin yetersiz düzeylerde çalışması da yorgunluk ve uykusuzluk hali yapabilir. Şeker hastalığı da yetersiz uyku hissi bulunur. Kafa travmaları da ilk 24 saatte hastayı uyutmak istemezler. Bunun sebebi, travmadan sonraki ilk olumsuz belirti uyku isteğidir. Travmadan olumsuz etkilenildiğinin belirtisidir

Haberler
03 Ocak 2019 - 17:56
Depresyonun 9 belirtisi ve alınması gereken tedbirler

Depresyonun 9 belirtisi ve alınması gereken tedbirler

Çağımızın en önemli rahatsızlıklarından biri olan depresyona her yaş grubunda sıklıkla rastlandığına işaret eden prof Ercan Abay,  Kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen bu sorunla mücadelede uzman yardımı almak, sosyal hayattan kopmamak, egzersiz yapmak ve dostlarla sıkıntıları paylaşmanın büyük önem taşıdığını belirtti. Psikiyatris Prof. Dr. Ercan Abay, depresyon belirtileri ve alınması gereken önlemler hakkında uyarılarda bulundu ve bu rahatsızlıkla ilgili bilgi verdi. HER 5 KİŞİDEN 1’İ YAŞAMININ BIR DÖNEMİNDE DEPRESYON İLE KARŞILAŞIYOR Derin üzüntüler, stres, sıkıntı, yaşam şartları, ekonomik sorunlar ve daha uzayıp giden bir sorunlar liste olduğunu söyleyen Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Prof. Dr. Ercan Abay "Bu liste daha da uzayabilmektedir Her insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği bu tür problemler, başa çıkılamaz hale geldiğinde ruh halinde sorunlara neden olabilir. Ancak üzüntü ve keder halinin günlük aktiviteleri engelleyecek bir hal alarak, uzun sürmesi ve işlevselliği bozması depresyon gelişiminin belirtisi olabilmektedir.  Depresyon tanısının koyulabilmesi için kişideki bazı özellikler sorgulanmalıdır" diye konuştu. Abay depresyonun belirtilerini ise şöyle sıraladı: "Çökkün Duygudurum: Kişide çökkün, kederli, kasvetli ve sıkıntılı bir duygudurum hakimdir." "İlgisizlik: Önceden severek yapılan günlük etkinliklere (okumak, egzersiz yapmak, TV seyretmek gibi) ilginin azalabilir." "Uyku bozuklukları: "Uyku durumuna geçememe, sık sık uyanma, sabah erken uyanma ya da uyku halinin artması gibi tablolar gözlenebilir. Depresyondaki kişiler uyumadıkları halde yatmaya eğilimlidir ki bu da söz konusu rahatsızlığın sürmesinde dikkat çekici bir özelliktir." "İştah sorunları: Kişi kilo kaybedebilir. Son bir ayda diyet yapmadan ortalama kilonun yüzde 5’i kadar, en az 4-5 kg. verilebilir.  Bazı depresif kişilerde de kilo artışı olabilmektedir." "Konsantrasyon güçlüğü: Depresyon halinde kişide dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon güçlüğü görülür." "Yorgunluk: Fiziksel enerjide azalma ortaya çıkar.""Psikomotor huzursuzluk ya da retardasyon: Depresyon tablosu kişide ajitasyon hali ya da psikolojik fonksiyonlarda azalmaya yol açar." "Suçluluk-değersizlik düşünceleri: Yaşanan olaylardan suçluluk duyulabildiği gibi kişinin kendini değersiz hissetmesine de rastlanabilir." "Yaşamı tehdit eden düşünceler: Kişide ölüm düşünceleri, eğilimleri ya da girişimleri yani intihara yatkınlık görülebilir." NE ZAMAN PSİKİYATRİK YARDIM ALMALISINIZ? Abay,  son 15 gündür, yaşamınızın rutin akışınızı bozacak derecede bu belirtilerin en az 5’ini kendinizde fark ediyorsanız, bu durumun majör depresyonla karşı karşıya olduğunuzu ve psikiyatrik yardım almanız gerektiği anlamına gelebileceğine dikkat çekti. "İLAÇLARIN BAĞIMLILIK YAPTIĞI İNANIŞI DOĞRU DEĞİL" Prof Dr. Abay, rahatsızlıkla mücadele ve tedavi konusunda ise şöyle konuştu: "Depresyon; hafif, orta ve ağır olmak üzere derecelendirilmektedir.Depresyon ile mücadelede psikoterapi ve ilaç tedavisi öne çıkmaktadır. Bununla birlikte kişinin egzersiz yapması ve beslenme düzenine dikkat etmesi de önem taşımaktadır. Depresyon halinin hafif ve orta derecede olması halinde sık seanslarla psikoterapi tek başına yeterli olabilir, ancak ağır depresyonlarda ilaç tedavisi önceliklidir ve depresyon şiddeti hafiflemeye başlayınca psikoterapi de eklenebilir. Depresyon ilaçlarının bağımlılık yaptığına dair toplumda yanlış bir inanış bulunmaktadır. Bu tür ilaçların bazı yan etkileri bazı kişilerde görülebilse de, bunlar 1-2 hafta içinde geçmektedir. 3 hafta içinde  kişi ilaç tedavisinden yarar görebilmektedir. Ancak bu ilaç tek başına yeterli gelmeyebilir. Kişinin hayata bakışını düzenleyen, olumsuz otomatik düşüncelerin yerine olumlu alternatif düşüncelerin geçmesini sağlayan bilişsel yapılandırma gibi teknikleri içeren ve depresif nöbetlerin ortaya çıkmasını da önleyebilecek bilişsel-davranışçı terapi de alınması önemlidir. SOSYALLEŞMEKTEN VAZGEÇMEYİN VE BOL BOL YÜRÜYÜŞ YAPIN Depresyon durumunda kişinin kendi başına çare aramaktan ya da kötü alışkanlıklardan kaçınması önemlidir. Ruh sağlığını güçlendirmek için ise mümkün olduğunca sosyal olmak, dost bilinen kişilerle sorunların paylaşılması gerekir. Ruh sağlığı uzmanlarından kaçınmamak, bu konuda aile hekimlerine danışmak ve yardım almak da önem taşımaktadır. Fiziksel aktivitenin, özellikle de tempolu yürüyüşün antidepresan etkisinin olduğu bilinmektedir. Akşam yemek öncesi gün batmadan yapılacak 30 – 40 dakikalık tempolu yürüyüşün uykuya geçişi kolaylaştırdığı ve antidepresan etkisi olduğu unutulmamalıdır. Kafeinli içeceklerin tüketilmemesi ve alkolden uzak durulması faydalı olabilir. Ayrıca kişinin intihara eğilimi, bu tür düşünceleri varsa yakınları tarafından mutlaka bir uzmana yönlendirilmesi gerekir."

Haberler
20 Mart 2018 - 11:20