20˚
İstanbul
20˚
şiddetli yağmur
Nem %68
Rüzgar 10.12 /s
Perşembe
16˚/12˚
Cuma
20˚/12˚
Cumartesi
21˚/14˚
Pazar
23˚/16˚
18 Mayıs 2022 Çarşamba
Sonuç
Bilim insanlarından çarpıcı araştırma! Korona anne adaylarını depresyona itiyor

Bilim insanlarından çarpıcı araştırma! Korona anne adaylarını depresyona itiyor

Japonya'da yapılan bir araştırma, her 3 hamile kadından birinin Kovid-19 salgınının uzun süreli etkileri nedeniyle depresyon ve benzeri mental hastalıklarla karşı karşıya kalabileceğini ortaya koydu. Hayatın birçok alanında köklü değişimlere neden olan Kovid-19 salgınının bir etkisi daha ortaya çıktı. Japonya'daki Kindai Üniversitesi Doğu Tıbbı Araştırma Enstitüsü tarafından 1.022 hamile kadının katıldığı araştırma, her 3 anne adayından birinin Kovid-19 salgının uzun süreli etkileri nedeniyle psikolojik sorunlarla yüz yüze gelebileceğini ortaya koydu. 3 KAT ARTI  Düzenlenen çevrimiçi anketin sonuçlarını, zihinsel sağlık durumunu mercek altına alan ve küresel bir ölçeğe göre değerlendiren uzmanlar, deneklerin yüzde 37,7'sine tekabül eden 385 kişide anksiyete ve depresyon benzeri bulgular ortaya çıktığını kaydetti.  Geçtiğimiz yılın Eylül ayında Yokohama Şehir Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen benzer bir çalışmada yüzde 13,2 olarak belirlenen hamile kadınların depresyon riskinin neredeyse 3 kat artması endişeye neden oldu. Uzmanlar hamilelik sırasındaki psikolojik sıkıntıların anne kadar bebeğin sağlığını da etkilediğine dikkat çekti. MUHTEMEL NEDEN İZOLASYON HİSSİ Uzmanlar, anne adaylarını depresyona iten Kovid-19 kaynaklı nedenlerin henüz kesin olarak bilinmediğinin altını çizdi. Buna rağmen hamile kadınlara yönelik birçok etkinliğin salgın riski nedeniyle iptal edilmesinin anne adaylarının izolasyon altında hissetmelerine neden olduğu belirtildi. Bunun anne adaylarının psikolojileri üzerinden olumsuz sonuçları olduğu vurgulandı.    

Haberler
20 Kasım 2021 - 12:10
İki yıl arayla doğdular ama ikiz kardeşler!

İki yıl arayla doğdular ama ikiz kardeşler!

İngiltere Peterborough'lu çiftin kız çocukları arasında iki yıllık yaş farkı olmasına rağmen anneleri, onların ikiz olduklarını söylüyor. Rachel ve Mac çifti, çocuk yapmaya karar vermeden önce Mac, vazektomi işlemi yaptırdı. İkili, bir süre sonra sonra çocuk yapma kararı aldıklarında Mac, vazektomi işleminden geri dönemedi. Doktorlar, çifte yalnızca tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olabileceklerini söyledi. İkili, tüp bebek için para biriktirdiler. Tüp bebek için her seferinde İngiltere'den İspanya'ya giden çiftin ilk iki denemesi başarısız oldu. Üçüncü deneme ise yüzlerini güldürdü, dört embriyo ortaya çıktı. İkili, iki embriyoyu dondurup diğer ikisini transfer etme kararı aldı. Rachel, konuya ilişkin şunları söyledi: "İlk transferden ikizlere hamile kaldım ama 12 haftalık taramada sadece birinin hayatta kaldığını öğrendik. Zordu çünkü bir bebek kurtulduğu için mutlu ve heyecanlı olmak istiyordum ama aynı zamanda diğerinin ölmesine gerçekten üzüldüm. Mutlu hissettiğim için kendimi suçlu hissettim.'' Çift, son iki embriyolarının hamile kalmak için son şansları olduğuna karar verdi. Her iki embriyoyu da transfer ettikten sonra benzer bir hikaye yaşandı ve Vinney'nin ikizini de kaybettiler. Oğulları Vinney Haziran 2019'da dünyaya geldiğinde çok sevindiler. Anne Rachel, Jorgey ve Vinney'nin dünyaya geldiklerinden beri birbirlerinden ayrılamadıklarını ve aralarındaki yaş farkını zar zor fark ettiklerini söyledi. Ayrıca ikiz bir sezgiyi paylaştıklarını da sözlerine ekledi. İki çocuk annesi, "Gençken iki yaş, çok büyük bir farkmış gibi gözüküyor bu yüzden ikiz olduklarını söylediğimde insanlar buna inanamıyor" dedi.  #r-2786091,#

Haberler
25 Haziran 2021 - 16:22
Hamileliği sırasındaki mide bulantıları yüzünden tüm dişlerini kaybetti

Hamileliği sırasındaki mide bulantıları yüzünden tüm dişlerini kaybetti

Fransa'da bir kayak merkezinde dadı olarak çalışırken hamile olduğunu öğrenen Louise Cooper, hamileliğinin henüz başlarında Hiperemezis Gravidarum hastalığına (ciddi mide bulantısı, fazlaca kusma, kilo kaybı ve elektrolit bozukluğu) yakalandı. Teşhis konulduktan sonra hastalığı kötüleşmeye başladı ve Cooper, Fransa'dan İngiltere'ye döndü. Cooper, ilk olarak çok kusmasından kaynaklı olarak susuzluk çektiğini söyledi. İlk kez fazla mide bulantıları yüzünden hastaneye gittiğini söyleyen Cooper, ikincisinde ise Hiperemezis Gravidarum hastalığı teşhisinin konulduğunu söyledi. Cooper, kendisi için en zor olanın aşırı mide bulantıları yüzünden kusmaları olduğunu dile getirdi. ''AYAKTA DURAMAZ HALE GELDİM'' Hamileliğinin yedinci haftasında hastalık o kadar kötüleşmişti ki Louise Cooper yatağa bağlandı. Cooper, o dönem yaşadıklarını ise şu sözlerle anlattı: “Yemez, içemez, yürüyemez, ayakta duramaz, hareket edemez ve hatta başımı kusmaktan kaldıramazdım. Üstelik, hiç hafiflemeyen zayıflatıcı mide bulantım vardı. Zihinsel olarak yorucuydu.” Cooper, kendisine sıvı ve kan takviyesi yapıldıktan sonra hastaneden taburcu edildiğini söyledi. Fakat hastalığında herhangi bir iyileşme olmadığını da belirtti. Mide bulantısı ve kusması geçmemişti. The Sun'ın haberine göre, Cooper'ın annesi, HG'den muzdarip bir kadının ona tavsiyeler aldı ve bir yardım kuruluşundan yardım istedi. Louise, 37 haftalık hamileliği boyunca 25 defa hastaneye gittiğini şu sözlerle anlattı: “Bazı konaklamalar birkaç geceydi ve en uzun sürem bir haftaydı, ancak bunların hepsi aldığım bakıma bağlıydı.” İLK DİŞİNİ 16 HAFTALIK HAMİLEYKEN KAYBETTİ Lousie Cooper, ilk dişini kaybettiğinde 16 haftalık hamile olduğunu ve nedenini bilmediğini söyledi. Ardından ise neredeyse ortalama bir haftada bir dişini kaybettiğini bu durumun öz güvenini oldukça olumsuz etkilediğini söyledi. Yaşadıklarını anlatan Cooper, "Diğer insanların yanında kendimi kötü başladım ve her zaman dişlerimin orada olmadığını görüp göremeyeceklerini merak ettim" dedi. Cooper'ın dişlerinin durumu o kadar kötüleşti ki diş hekimi bebeği doğduktan sonra ameliyat olması gerektiğini söyledi. Doğumdan sonra kusması tamamen durmuş olsa da, Louise'in mide bulantısı yaklaşık 12 saat devam etti. TEKRAR HAMİLE KALMAKTAN KORKUYOR Cooper, yaşadıklarını şu sözlerle ifade etti: “Bu noktada sadece altı dişim kaldı ve hasar gördüler. Yalnızca altı dişle yemek yemeye çalışmak zordu çünkü kalanların da kırılacağından korktum. Ayrıca gerçekten acı vericiydi ve sadece enfeksiyonu önlemek için antibiyotik alabildim. Dişlerimin ve diş köklerimin geri kalanını çıkarmak için doğumdan 5 ay sonra ameliyat oldum.'' Louise, görünüşünün nasıl değiştiğini, hala gülümseyebildiğini, ancak istediği kadar iyi olmadığını anlattı. İlk oğlunun doğumundan bir yıl sonra bebek sahibi olmayı düşündüğünü fakat tekrar aynı hastalıktan muzdarip olabileceğinden korktuklarını söyledi. #n-2780970# #n-2777264#    

Haberler
14 Haziran 2021 - 17:08
Hamilelikte ne tür sporlar yapılır? Hamileler için en ideal spor türleri nelerdir?

Hamilelikte ne tür sporlar yapılır? Hamileler için en ideal spor türleri nelerdir?

Spor yapmaya her insanın ihtiyacı olsa da en çok da hamile kadınların ihtiyacı olduğu bir gerçek. Rahat bir doğum için, hem bebeğin hem annenin sağlığı içinde spor gereklidir zaten. Hamile kadınların normal hemcinslerine göre sporu biraz daha zordur ve her sporu yapamazlar. Onun için egzersizlerini ve sporlarını bir salonda yapmaları ya da doktor kontrolünde yapmaları şarttır. Aksi halde olumsuz sonuçlar doğabilir ve bu durumdan bebekte annene de zarar görebilir. Hamile bayanların yapması gereken ideal spor türleri vardır. Doktorların ve uzmanların tavsiyesi üzerine normal bir bayana göre daha yumuşak hareketlerle bunu başarabilirler. Hamile Kadınlar İçin İdeal Spor Türleri Neler? Diyorsanız hemen cevaplayalım;   Kültür Fizik Hareketleri; Kültür fizik hareketleri aslında herkesin vücudu için faydalı bir spordur. İnsanın ısınmasını, stres atmasını sağlar ve rahatlatır. Özellikle hamilelik dönemlerinde kadınların en çok ihtiyaç duyacağı spor dallarından biri de basit kültür fizik hareketlerini hafif tempoda yapmak çok iyi gelecektir.  Yüzmek; Temiz bir suda az insanların girdiği mikrobu düşük olan bir havuzda yüzmek hamile bayanlar için ideal sporlar arasındadır. Esneme Hareketleri: Genel olarak esneme hareketlerini yoga sporuna benzetilir ama aslında esneme hareketleri de ağrı, sızıları azaltıp, stresin dağılmasını sağlayan çok basit ve gerekli bir spordur. Yürüyüş yapmak; Yürümek birçok insan için faydalı bir spordur. Yürüyerek hem hamile bayanlar formda kalabilir hem de kaslarını gevşetirler. Bacak kaslarının ve kasıkların çalışmasıyla ağrıların azalmasına sebep verir. En basit ve sağlıklı bir spordur. Kaliteli düztaban bir spor ayakkabısıyla yapılan yürüyüşler hamile bayanlar için oldukça rahat ve güzel bir spordur. Bunların dışında hem spor hem de yüksek moral aşılaması açısından hamile kadınların sevdikleri bir müzik eşliğinde dans etmesi, oyun oynaması gibi aktiviteler hem spor yapmalarını sağlayacak hem de ciddi anlamda mutluluklarına mutluluk katacaktır. Sağlıklı günler diliyoruz... 

Haberler
28 Nisan 2021 - 16:19
Hamilelikte depresyon belirtileri nelerdir? Hamilelikte depresyon için ne yapılmalı?

Hamilelikte depresyon belirtileri nelerdir? Hamilelikte depresyon için ne yapılmalı?

Gebe kadınlarda görülen hamilelik depresyonunun oranı her geçen yıl maalesef artmaya devam ediyor. Bu durum da ister istemez "erken doğum" oranında ciddi bir artışa neden oluyor. Bebeklerde çok ciddi sıkıntılara neden olabilen erken doğum anne adayının psikolojisi ile doğrudan ilgili bir durumdur. Bir anne adayı taşıdığı bebeği ile doğrudan bir bağ içindedir. Yani annenin hamileliği boyunca yaşadığı tüm duyguları bebeğide hisseder. Bu sebeple anne ne kadar huzurlu ve sakin olursa bebeğinin de o denli sağlıklı olduğu bilimsel veriler ile kanıtlanmış bir durumdur. Ancak çoğu annede her daim sağlam bir psikolojinin olması tam anlamıyla sağlanamıyor. Özellikle fiziksel olarak vücutlarının değişmeye başlaması ile birlikte kadınların çoğunda depresyon belirtileri de baş gösterebiliyor. Ülkemizde her sene 1 milyondan fazla doğum meydana geliyor. Bunların maalesef 90-100 bin arası ise erken doğumla dünyaya geliyor. Bu oran doğum sayısına göre aslında bir hayli yüksek... Çünkü bu hamile bayanların yüzde 10’unun depresyonda olduğunu gösteren bilimsel bir veri anlamı taşır. Çoğunuzun bildiği gibi bu tarz psikolojik durumların çeşitli aşamaları var. Hamile kadınlarda depresyon oranı ne kadar ileri düzeydeyse, erken doğum riski de bir o kadar artıyor. Depresyon ile erken doğum arasında nasıl bir etkileşim ve nasıl bir ilişki olduğu konusunda henüz kanıtlanmış bilimsel bir bilgi yok. İki olaydan birinin diğerini nasıl harekete geçirdiği hala birçok araştırmanın da dosya konusu. Fakat bilimsel olarak net bir bilgi sağlanamamış olsa da güçlü veriler stresin hormonlar üzerinde olumsuz etki yaptığı ve bunun da ister istemez bağışıklık sistemini etkilediği yönündedir... Uzmanlar bu gibi durumlarla karşılaşmamak için kadınlara bu duruma kendilerini hazır hissettikleri zaman anne olmalarını tavsiyesi ediyor. Çünkü kadınlar kendilerini anne olmaya hazır hissettiklerinde depresyona yakalanmaları oldukça zorlaşıyor. Anne adayının da çabaları ile bu süreç çok rahat bir şekilde atlatılabiliyor. Ancak bunda eşin ve ailenin diğer fertlerinin belirleyici etkisinin olduğunu da unutmamak gerekir. Anne adaylarına özellikle de eşlerin son derece anlayışlı ve sakin bir yaklaşım sergilemeleri çok önemli bir durum. Bütün hastalıkların, bütün dertlerin stres ve sıkıntıdan kaynaklandığı düşünülünce bu dönemde yardımlaşma, dayanışma, moral ve motivasyonun yüksekliği büyük önem arz etmeye başlıyor. Hamile kadınların hayatını bu dönemde biraz daha kolaylaştırma ve sorumluluklarını azaltmanın kadınların psikolojisi üzerinde ciddi olumlu etkileri oluyor. Bu durum da anne adayını deprasyondan uzak tutabiliyor. Yani görevin en büyüğü eşlere düşüyor. Peki gebelikte depresyon belirtileri nelerdir? Gebelik döneminde kadınlarda deprasyon belirtilerini sıralayacak olursak; Anne adayında sürekli üzüntü hali,  Anne adayının konsantrasyonda zorluk yaşanması, Çok fazla veya çok az uyuma,  Hoşlanılan daha önceki sosyal faaliyetlere bu dönemde ilgisini kaybetme, Sürekli hüzün hali, Anne adayında yer yer ölüm korkusu ve intihar düşüncesi,  Anksiyete, Kendini değersiz ve suçlu hissetme durumları,  Yeme içme alışkanlıklarında değişiklik gibi durumlar iki hafta arka arkaya yaşanıyorsa anne adayımızın deprasyona yakalandığını söyleyebiliriz. Peki, gebelikte depresyonu neler tetikler? Bu durumu en çok eşler arasındaki münasabetler etkilemektedir. Sıralayacak olursak:   Eşler arasında yaşanan problemler, Daha önce anne adayının ailesinde depresyona yakalanmış hasta olması,  Anne adayının çocuk için gördüğü kısırlık tedavisi,  Çocuk düşürme durumları,  Stres ve sıkıntı Gebelik komplikasyonları Travma ve taciz öyküsü gibi durumlar deprasyonu tetikleyen faktörler arasında yer alır...  Sağlıklı günler diliyoruz... 

Haberler
08 Nisan 2021 - 15:23
Yaz Hamilelerine Nefes Aldıracak Kritik Öneriler

Yaz Hamilelerine Nefes Aldıracak Kritik Öneriler

Kadınların en özel ayları olarak bilinen gebelik vücutta gerçekleşen psikolojik ve bedensel değişikliklerin haricinde yaz aylarında aşırı sıcaklarla sizleri zorlayabilir. Yaz hamileliğinde alınacak tedbirler veya uygulanması gereken bazı uygulamalarla bu zorlu dönemi kolay atlatmanız mümkün. Hamilelik döneminin normal sürecindeki sıcaklık artışına güneşin yakıcı etkisi de eklendiğinde çok zorlanan bayanlara uzmanlar bol bol sıvı tüketmeleri tavsiyesinde bulunuyorlar. Vücutta gerçekleşen sıvı tüketimini su ile karşılamanız mümkün olacağı gibi bu dönemde özellikle tavsiye edilen süt, portakal suyu ve sporcuların kullandıkları içeceklerin alınmasını da birçok uzman tavsiye ediyor. Gebelik döneminde kıyafet seçimi çok önemli olmakla birlikte sizler için son yıllarda hazırlanan giysiler arasından bol ve vücudunuzu sıkmayacak seçimler yapmanızı özellikle tavsiye ediyoruz. Kıyafet tercihini nefes alan kumaşlardan hazırlanmış parçaları kullanmanızı özellikle öneriyoruz. Çünkü bu dönemde pamuktan hazırlanmış giysiler daha rahat hareket etmenizi sağlayacaktır. 2021 yılı yaz ayı için hamileler için hazırlanan elbiseler, salopetler, lastikli etekler, bol gömlekler hem şık hem de rahat etmenizi sağlayacaktır. Sabah erken veya akşam geç saatlerde yani güneşin yakıcı etkisinin az olduğu saatlerde ufak tempoda yapacağınız yürüyüşler hem fazla kilo almanızı önleyecek hem de sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmenizi sağlayacaktır. Yürüyüşün haricinde yaz aylarında yüzmenin de faydası olacağını düşünüyoruz. Yüzmek hem sizin, hem bebeğinizin sağlığı açısından ve sizin de kavurucu yaz sıcaklarınızda serinlemenize yardımcı olacaktır. Bu dönemde hamile kadınların kendilerini daha iyi hissetmesi için psikolojinize ve bedeninize iyi gelecek nefes egzersizlerini düzenli olarak yapıp alışkanlık haline getirmenizi de birçok uzman tavsiye ediyor. Hamilelik döneminde ki özellikle yaz aylarında uzun yolculuk planlaması yapmamanızı öneriyoruz. Eğer mecburiyetiniz varsa da sizi güneş ışınlarından koruyacak koruyucu krem veya bitkisel yağlar kullanmanızı öneriyoruz. Yazın hamilelik süreçlerinde bacakların daha fazla şişmemesi için tuzdan uzak durmanız veya kontrol altında tutmanız gerekecek. Şayet bacaklarınız şişerse ayaklarınızın altına alacağınız hafif yüksek bir yastık bir saat içinde şişkinliklerin azalmasına yardımcı olacaktır. Bu süreç içinde uzun süre ayakta kalmamaya özen gösterin. Son olarak gebelik döneminde ayakkabı seçiminin çok önemli olduğunu da vurgulamış olalım. Bu dönem geçene kadar topuklu hiçbir ayakkabıyı giymeyiniz. Hatta rahat tasarımlı ayakkabıları tercih etmenizde büyük fayda var. Örneğin hamileler için özel olarak üretilen babetlerin çok yerinde bir seçim olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Sağlıklı günler diliyoruz…  

Haberler
05 Nisan 2021 - 14:42
Hamilelikte Aşerme (Mide Bulantısı), Hamilelikte Aşerme Yemezsek Ne Olur?

Hamilelikte Aşerme (Mide Bulantısı), Hamilelikte Aşerme Yemezsek Ne Olur?

Hamilelik dönemi tüm anne adayları için zorlu geçen bir süreçtir. Bu zorlanmalardan en bilineni ise aşermek denilen mide bulantısı durumudur. Bu haberimizde sizler için mide bulantılarını minumuma düşürecek bir takım basit ve küçük tavsiyelerimiz olacak. Elbette bu tavsiye niteliği taşır. Her annenin hamilelik dönemi ve aşerme zamanları farklı farklıdır. Siz de elbette hamilelik döneminizde doktoronuzun kontrolünde bu süreci devam ettirmelisiniz.  Aşerme denilen mide bulantısı gebe kadınlarda genel de sabah meydana gelir. Zaten bu duruma sabah hastalığı da denir. Hamileliğin ilk döneminde görülen mide bulantıları anne adayının 16. haftasına kadar devam edebilir. Bu dönemde bulantıları bir nebze de olsa azaltacak bir takım önlemler alınabilir. Bunlar; Yemekte ölçüyü fazla kaçırmayın. Çorba veya diğer sıvı öğünleri katı yemeklerden bir saat önce yemelisiniz. Sindirimi zor olan kızartma gibi yağlı yemeklerden ve besinlerden uzak durmalısınız.  Öğünleri az ve belli saat aralıklarında yemeye özen gösterin.  Mevsimine göre sebze alıp hafif besinlerle beslenmeye özen gösterin. Yemek yerken ve yemekten sonra dik oturmaya çalışın.  Geceleri yukarıda da bahsettiğimiz gibi ağır veya ağır gelecek yemeklerden, besinlerden uzak durun.  Sabah kalktığınızda bir dilim kuru ekmek mide bulantısını azaltacaktır. Dilerseniz tahıl ürünlerinden bir kaç tane tuzlu kraker yiyebilirsiniz. Yataktan kalktığınızda asla ani hareketler yaparak kalkmayın ve uyuduğunuz odanın mutlaka bir gece lambası olmasına dikkat edin.  Diş fırçalama işini yemek yedikten sonra yapmayın. Strese sebep olacak her olayda sakin olmaya çalışın. Bu tarz durumlarda bir yere uzanıp başınızı da hafif kaldırarak nefes alıp dinlenmeye çalışın.  Mide bulantısı hissettiğiniz zaman maden suyu, gazoz veya karbonatlı su gibi içeçekleri azar azar için.  Odanın penceresini mevsime göre açıp temiz havayı içinize çekin. Günün belli saatlerinde eşinizle birlikte parkta kısa yürüyüşler gerçekleştirebilirsiniz.  Turşu, limon veya ekşili besinlerden aşırıya kaçmadan tüketebilirsiniz. Düşük kan şekeri, düşük vitamin seviyeleri, potasyum, magnezyum dengesizliği bulantı nedeni de olabilmektedir. Sağlam bir diyetle eksik vitamin ve mineralleri tamamlayarak bu soruna çözümü doktoronuzla birlikte bulabilirsiniz. Diğer taraftan gerekli tıbbi tedavi, kusmayı engelleyen ilaçlar, vitaminler ve mineraller için de dokturunuz tarafından tavsiye edilmediği müddekçe asla kendi kendinize karar verip kullanmayın!   Bazı durumlarda bitkisel çaylarında bulantıya iyi geldiği söylenir. Naze, baba çiçeği, papatya, zencefil, ahududu bulantıya iyi gelen bitkilerdendir. Ancak bunları kullanırken dikkatli olunmalı ve doktora danışılmasında yarar vardır. Gebelikte veya Hamilelikte Aşerme Yemezsek Ne Olur?  Gebelik veya hamilelik döneminde anne adayların biliyorsunuz hormon seviyeleri farklılıklar gösterir. Özellikle dönemin ilk üç ayında anne adayı, bebeğin gelişmeyeceği ve aç kalınacağına inanıp, aşırı beslenmek istemesi, hiç kuşkusuz bu size bir ağırlık artışı olarak geri dönecektir. Aşerme bebeğin anne karnında gelişmeye başladığı ilk üç ay döneminde bazı psikolojik ve hormonal nedenlere bağlı olarak görülebilen farklı yiyecek türlerine duyulan isteklerdir diyebiliriz. Aşerme sonucunda istenilen yiyeceğin yenmesinin bir zararı olmadığı gibi yararı da olmayabilir.  Sağlıklı günler diliyoruz...

Haberler
24 Şubat 2021 - 18:10
'Gebelik diyabeti bebek gelişimine zarar veriyor'

'Gebelik diyabeti bebek gelişimine zarar veriyor'

Pendik Medipol Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Ayşegül Parlak, hamilelikteki diyabetin bebek sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Parlak, yeni doğan takibinde doğum ve doğum sonrası kadar annenin gebelik sürecinin de önemli olduğunu belirterek “Annenin gebeliği nasıl geçirdiği, gebelikte enfeksiyon, şeker veya tansiyon yüksekliği gibi sorunlar yaşayıp yaşamadığı hakkında bilgi alıyoruz. Çünkü her biri bebeğin gelişimini etkiliyor. Bu sorunlardan en sık gestasyonel diyabet yani hamilelikte şeker hastalığını görüyoruz. Annenin gebelik sürecinde veya öncesinde diyabeti varsa doğacak olan bebeğimizi daha yakın takibe alıyoruz çünkü çeşitli ve ciddi metabolik sorunlara neden olabiliyor” dedi. “Bebekte tremor, emme güçlüğü, havale görülebilir” Fetüsün annenin kan şeker yüksekliğinden direkt etkilendiğine değinen Dr. Parlak, şöyle devam etti: “Öncelikle bebeğimiz tombul, iri oluyor. Beyin dışında bütün organlar büyük oluyor. Bu iri bebek normal doğum ile doğarsa köprücük kemik kırığı, sinir yaralanması, doğum travması, beyinde kanama ve oksijensiz kalma gibi doğum travması sorunlarıyla karşılaşıyoruz. Gelişebilecek olumsuzlukları önlemek için sezaryen doğum öneriyoruz. Doğum sonrası diyabetik anne bebeklerinde şeker düşüklüğü yaklaşık yüzde 50'de ortaya çıkıyor. En sık ve önemli metabolik bozukluktur. Hipoglisemiye (kan şekeri düşüklüğüne) bağlı olarak bebekte tremor, emme güçlüğü, apse, hipotonik, letarji, tiz sesli ağlama ve havale görebiliyoruz. Şeker düşüklüğü genellikle doğumdan sonraki ilk saatlerde ortaya çıkıyor, bu yüzden 30'uncu dakika,1-2-4-6 saatlerde olacak şekilde sık sık kan şekeri kontrolü yapıyoruz. Gerekirse beslenme ve glikoz desteği veriyoruz.” “Hipotansiyon ve solunum problemi gelişebilir” Dr. Parlak, Respiratuar Distres Sendromu'nun (RDS) akciğerlerin gelişmemesine bağlı ölümcül ve ciddi seyreden bir hastalık olduğunu belirterek, şu bilgileri verdi: “Diyabetik anne bebeklerin yüzde 40 ila 50'sinde RDS görülür. Bebeklerde inleme, hızlı soluk alıp verme, hipotansiyon gibi tablo görülebiliyor. Solunum problemi yaşayan bebeklere oksijen ve gerekirse solunum cihazı ile destek verebiliyoruz. Öte yandan doğumsal kalp hastalığı görülme sıklığı yaklaşık 3 kat artıyor. Vakaların yarısında kalpte hipertrofik kardiyomiyopati kalp kası hücrelerinin büyümesi ile seyreden tablo gözükürken, yüzde 15'inde kalp yetmezliği görülüyor. Vakaların neredeyse görülen hipertrofik değişiklikler 1 yaşına kadar geriler. Kalp yetmezliği 2 ila 4'üncü haftalarda ortaya çıkıyor. Bu nedenle diyabetik anne bebeklerini takip çok daha önemlidir. Diyabetik anne bebeklerinde yeni doğan sarılığını yüzde 30 daha sık görüyoruz. Kanda indirekt bilirubin daha yüksek değerlere ulaşıyor. Hastaları daha yakın takip etmek gerekiyor. Yaklaşık yüzde 25'inde uzamış yeni doğan sarılığı görülebiliyor.” “Kalsiyum ve magnezyum düşüklüğü” Dr. Parlak, diğer görülen sorunları şu şekilde sıraladı: “Sindirim sisteminde en sık küçük sol kolon anomalisi görülür. Ayrıca anüs kapalı olması, yemek borusu ile soluk borusu arasında ağızlaşma gibi anomalilerde görülebilir. Diyabetik anne bebeklerinin üçte birinde kalsiyum ve magnezyum seviyesi düşük seyredebiliyor. Kalsiyum ve magnezyum düşüklüğüne bağlı bebekte genellikle titreme (tremor) görülür, nadiren havaleye neden olabiliyor. Ayrıca bu bebeklerde kırmızı kan hücre sayısı artmıştır. Diğer kan hücrelerinde de bir takım değişiklikler ile hepsi damarda akışkanlığı bozuyor. Sonrasında damarda pıhtı gelişiyor ve o organın dolaşımı azalıyor. Dolaşım bozukluğunu en sık böbreklerde görüyoruz. Tüm bu sorunların engellenebilmesi açısından gebelikte şeker yükleme testinin 24 ila 28'inci haftalar arasında yapılmasını öneriyorum. Bu test uluslararası kabul görmüş bir testtir.”

Haberler
02 Şubat 2021 - 11:29
Şeker Hastalığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir? Şeker Hastalığı Nasıl Geçer?

Şeker Hastalığı Nedir ve Belirtileri Nelerdir? Şeker Hastalığı Nasıl Geçer?

Vücudun enerji ihtiyacı, temel besinlerden olan; karbonhidrat, protein ve yağlardan temin edilir. Emilebilmek için en küçük parçalarına ayrılan besin öğelerinin en önemlisi ise “glukoz” adı verilen basit şekerlerdir. Glukoz başta beyin olmak üzere vücudun tüm organlarının önemli bir besin kaynağıdır. Hücreler ihtiyacı olan glukozu, midenin arkasında bulunan pankreas bezinin salgıladığı insülin hormonu yardımıyla kullanır. Şeker hastalığı (diyabet) ise pankreasın yeterli insülin üretememesi veya ürettiği insülinin etkili bir şekilde kullanılamamasında gelişir. İnsülin, şekerin hücre içine girmesini ve hücrede glikojen olarak depolanmasını sağlar. Şeker hastası, yediği besinden kana geçen şekeri yani glukozu kullanamaz ve bu durumda kan şekeri düzeyi yükselir (hiperglisemi). Bu durum uzun dönemde birçok doku ve organda hasara yol açmaktadır. Şeker hastalığının türleri nelerdir? Şeker hastalığının tip 1 şeker hastalığı ve tip 2 şeker hastalığı olmak üzere belirgin iki tipi vardır. Tip 1 şeker hastalığı insülinin pankreasta hiç üretilmediği ya da çok az üretildiği tiptir ve sıklıkla çocukluk ve gençlik döneminde görülür. Tip 2 şeker hastalığında ise vücut insülin üretmektedir, ancak hücreler insüline direnç göstermektedir. Buna bağlı olarak zaman içinde üretilen insülin miktarı da yetersiz kalır. Bu sebeple yemeklerden sonra kandaki şeker hücrelere giderek enerjiye dönüşemez ve kan şekeri düzeyi yükselir. Tip 2 şeker hastalığı genellikle orta yaş ve üzerindeki bireylerde görülür ve şeker hastalığı vakalarının %90-95’ini oluşturur. Gizli şeker (pre-diyabet) nedir? Gizli şekeri olan kişilerin kan şekeri düzeyi normalden yüksek olduğu halde şeker hastalığı tanısı koymaya yeterli yükseklikte değilse bu durum şeker hastası adayı olan kişide: “gizli şeker hastası” olarak adlandırılmaktadır… Bazı çalışmalarda gizli şekeri olan çoğu kişide 10 yıl içinde tip 2 şeker hastalığı geliştiği saptanmıştır. Gizli şeker hastası bireylerde kalp ve damar hastalık riski kan şekeri normal olan bireylere kıyasla 1.5 kat daha fazladır. Şeker hastalığı olan bireylerde ise 2-4 kat fazladır. Gizli şekeri olan bireyler yaşam tarzı değişiklikleri sayesinde şeker hastalığını önleyebilir ve geciktirebilir. Hamilelikte şeker hastalığı Hamilelik öncesi yeterli insülin salgılayabilen pankreas hücreleri hamileliğin ilerlemesiyle yeterli insülin salgılayamaz, bu nedenle daha önce şeker hastalığı belirtisi olmadığı halde hamilelik boyunca kan şekeri yükselebilmektedir. “Gestasyonel Diyabet” adlandırılan bu durum hamilelik sonrası genel olarak düzelir. Ailesinde genellikle şeker hastası olan bireyler ve otuz yaşın üstünde, fazla kilolu hamile kadınlar “gestasyonel diyabet” açısından risk taşıdıklarını söylemiş olalım. Diğer taraftan, gestasyonel diyabet doğumdan sonra genellikle düzelir fakat sonraki hamileliklerde tekrarlama riski yüksektir. Çocuklarda şeker hastalığı Şeker hastalığını tip 1 ve tip 2 diye ikiye ayırmak gerekiyor: Tip 1; daha çok genetik yapıyla ilgili, yani pankreasta yer alan ensülin üretmekle görevli beta hücrelerinin vücut tarafından yıkıma uğratılması sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Bu hastaların en önemli özelliklerinden biriyse, zayıf olmaları ve hastalık başlar başlamaz ensüline gereksinim duymaları. Tip 1 diyabet, diyabetlilerin % 5-10’unu teşkil eden ve daha çok 30 yaşın altında ortaya çıkan bir hastalıktır. Tip 2 diyabet ise yanlış beslenme ve yaşam tarzına bağlı olarak ortaya çıkan bir hastalık. Uzmanlar, tip 2 diyabetin, özellikle obezitenin ve pasif yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla birlikte çok ciddi artış gösterdiğini vurguluyorlar. Şeker en çok kalbi zorluyor Diyabet, vücuttaki bütün organları olumsuz etkiliyor. En başındaysa kalp geliyor. Diyabet, kalple ilgili komplikasyonları arttırıyor. Enfarktüsle gelen bir hasta % 7 oranında ölüm riski taşıyor. Diyabetik hastalarda bu risk iki kat daha fazla. Diyabet, kalp yetmezliğini de hızlandırıyor, ayrıca kalbi besleyen damarlarda pıhtılaşmaya yol açıyor. Normalde vücut bu pıhtıyı eritiyor ancak diyabet bu eritmeyi engelliyor. Böylece felç riski de artıyor. Diyabetli hastalarda, özellikle de kalp krizi geçirmiş hastalarda şeker kontrolü çok önemli. Bu hastalara düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenmeyi tavsiye ediyoruz. Kan şekerini düşürmenin haricinde haftada en az üç gün yarım saat süren yürüyüş tarzı egzersiz öneriyoruz. Şekeri kontrol altına almak mümkün mü? Diyabet tedavisiyle ilgili umut verici gelişmelerde yaşanıyor. Günümüzde kan şekeri takibinin basit yöntemlerle evde bile yapılabilmesinin yararlı bir gelişmedir. Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçların gerek etki alanları ve gerekse çeşitliliği de artmış durumda. İlaç tedavisi dışında özellikle tip 1 diyabette daha etkin ve kökten çözüme yönelik tedavi arayışları sürüyor. Üzerinde çalışmaların yoğunlaştığı alanlar adacık nakli, kök hücre çalışmaları, gen tedavisi olarak özetlenebilir. Tip 1 Şeker Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Tip 1 şeker hastalığının başlıca belirtileri; Ağız kuruluğu, Susama hissi, Sık sık idrara çıkma, Kilo kaybı, Bulanık görme, Yorgunluk, Ellerde ve ayaklarda hissizlik veya uyuşma ve karıncalanma Yukarıdaki belirtilerin kendini göstermesi için gereken süre, tahribatın miktar veya şiddetine bağlı olarak değişim gösterebilir. Tip 2 Şeker Hastalığının Belirtileri Nelerdir? Tip 2 şeker hastalığının başlıca belirtileri; Sık idrara çıkma, Ağız kuruluğu, Çok su içme isteği, Açlık hissi, Cilt yaralarının geç iyileşmesi, Kuru ve kaşıntılı bir cilt, Vücutta sık sık enfeksiyon görülmesi, Ellerde ve ayaklarda hissizlik, Sizden Gelen Sorular Diyabet nasıl kontrol altına alınır? Belirtilerini mutlaka öğrenin Düzenli egzersiz yapın. Haftada en az üç gün yarım saat yürüyüş yapın. Beslenmenize dikkat edin. Doktorunuzun önerdiği beslenme tarzını benimseyin. İçeriğinde şeker olan hiçbir ürünü tüketmeyin. İlaçlarınızı düzenli olarak kullanın Kan şekerinizi düzenli olarak kontrol ettirin. Tansiyon ya da kolesterolünüzü önceden kontrol altına alın. Düzenli olarak bir kardiyoloğa kontrole gidin. Sigaradan uzak durun. Diyabette özel bir beslenme tarzı gerekli mi? Uygun beslenme programları düzenlenmesi ve kilo kaybedilmesi hastalığın tedavisinde önem taşır. Kan şekerinin kontrol altına alınması için mutlaka beslenme tedavisi uygulanmalıdır. Diyabet ve beslenme ilişkisi nasıldır? Kan şekerinin kaynağı tüketilen besinlerdir. Her besin az veya çok miktarda şeker içerir. Beslenme tedavisinde öncelikle şeker ilave edilerek hazırlanan besinler günlük beslenmeden çıkarılır. Ancak tedavi planı kişiye göre değişmektedir. Bir yiyecek veya içecek, şeker içermiyorsa diyabetliler için uygundur denilebilir mi? Şeker içermemesi, diyabetliler için en önemli kriterdir. Ayrıca düşük yağlı olması da önemli. Şekersiz dondurma, şekersiz muhallebi, şekersiz sakız ve şekersiz sütlü içecekler diyabetikler için uygun olabilir. Diyabetik çikolata, diyabetik helva gibi şekersiz ürünlerse içerdikleri yüksek yağ oranı sebebiyle risk oluşturabilirler. Hindistancevizi/suyu ve avokado gibi bitkisel besinler şeker ilave edilmeden hazırlanabilir. Fakat bu besinlerin tüketimlerinin belirli bir miktarda tutulması gerekir. Gıdaların etiket bilgilerinden şeker içeriğinin değerlendirilmesi mümkün müdür? Etiket bilgilerinde, açık ifadeyle ‘şeker’ yazmıyor olması, her zaman ürünün şeker içermediğini göstermez. Örneğin; etiket bilgisinde mısır şurubu, glikoz şurubu gibi besin hammaddeleri yer alıyorsa, o ürün şeker içeriyordur. Şeker içermeyen fakat beyaz un miktarı yüksek yiyecekleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Beyaz un, kan şekerini sofra şekeri kadar hızlı yükseltir. Beyaz ekmek, poğaça, diyabetik baklava, diyabetik kek, diyabetik kurabiye gibi yiyeceklerin temel besin hammaddesi beyaz un olduğu için tercih edilmemeli. Havuç, patates, üzüm, kan şekerini şekere oranla daha mı fazla yükseltiyor? Her besinde belirli miktarda şeker vardır. Tamamen bu besinlerden hangi miktarda tüketildiğine bağlıdır. Enerjisi azaltılmış gıdalar diyabetliler için de uygun mu? Hayır, uygun değil. Gıdanın enerjisinin azaltılmış olması şeker içermediği anlamına gelmez. Yiyeceklerde şeker dışında yağ ve protein de enerji sağlar. Dolayısıyla bir gıdanın enerjisi, içerdiği şeker miktarı aynen korunmak suretiyle yağ oranı azaltılarak düşürülmüş olabilir. Bu durumda ortaya şeker içeren fakat düşük yağlı veya yağsız olduğu için enerjisi azaltılmış ürünler çıkar. Diyabette beslenmenin temel prensipleri nelerdir? Az ve sık olacak şekilde günde 5-6 öğün beslenmek gerekiyor. Sabah kahvaltılarının atlanmaması önem taşıyor. Temel besin grupları olan süt, et, meyve, sebze, yağ ve tahıl gruplarına beslenmede öncelikle yer verilmeli. Süt ve süt ürünlerinin düşük yağlı çeşitleri tercih edilmeli. Sakatatlar ve şarküteri ürünleri yerine ızgara veya söğüş balık, yağsız et tüketilebilir. Her ana öğünde mutlaka taze salata olması gerekli. Meyvelerse ara öğünlerde atıştırmak için iyi bir alternatif. Tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı, kaymak gibi yağ çeşitleri yerine günde üç tatlı kaşığını geçmeyecek miktarda zeytinyağı kullanılabilir. Alkol ve şeker içerikli içeceklerden uzak durulmalı, bunun yerine taze sıkılmış meyve suları tercih edilebilir. Gün içinde şekersiz bitki çayları sıklıkla tüketilebilir. Günde en az beş su bardağı su içmeye dikkat edilmeli ve spor yapılmalı. Ancak bu tedavi kişiye göre belirlenir. Pişmiş sebze ve meyvelerin tüketimi de fayda sağlar mı? Taze sebze ve meyveler, vitaminler, minerallerden zengindir. Aynı zamanda kan şekerinin azaltılmasına katkıda bulunan posa çeşitlerini içerirler.

Haberler
28 Ocak 2021 - 17:04
Cennet Hurması Kurusunun Sağlığa Faydaları Hamilelikte Cennet Hurması Kurusu Yenir mi?

Cennet Hurması Kurusunun Sağlığa Faydaları Hamilelikte Cennet Hurması Kurusu Yenir mi?

Trabzon hurması veya cennet elması olarak da bilinen cennet hurması kış mevsiminin lezzetli meyvelerinden biridir. Cennet hurması kurutularak daha uzun süre saklanması sağlanabilir. Sevilen ve tercih edilen bir meyve olan cennet hurmasının kurusunun faydaları nelerdir? Kurutulduğu zaman içinde faydaları kaybetmeyip kendinde barındıran cennet hurması ile ilgili merak edilenler. Cennet Hurması Ne İçin Kurutulur?  Cennet hurması kurutulduğunda bir sene boyunca muhafaza edilebilir. Kurutmak için henüz olgunlaşmamış, sert, yeşile yakın sarı renklerdeki cennet hurmaları tercih edilmelidir. Bu cennet hurmaları taze halde yenmez ancak kurutulduğu zaman olgun cennet hurması ile aynı lezzette olurlar. Cennet hurmasını uzun süre saklamanın ve her mevsimde tüketmenin metodu kurutmaktır. Cennet Hurması Kurusunun Besin Değeri Kalori: 118 Karbonhidrat: 31 gram Protein: 1 gram Yağ: 0,3 gram Lif: 6 gram A Vitamini: RDI'nın% 55'i C Vitamini: RDI'nın% 22'si E Vitamini: RDI'nın% 6'sı K Vitamini: RDI'nın% 5'i B6 Vitamini (piridoksin): RDI'nın % 8'i Potasyum: RDI'nın% 8'i Bakır: RDI'nın% 9'u Manganez: RDI'nın% 30'u Cennet Hurması Kurusunun Faydaları / Kurutulmuş Cennet Hurmasının Faydaları  Sodyum, magnezyum, potasyum, A vitamini, B1 vitamini, B2 vitamini, B3 vitamini ve C vitamini açısından da zengindir.  Çin’de hıçkırık tedavisinde kullanılmaktadır. Cennet hurması, bir lif kaynağıdır. C vitamini yönünden zengin olan hurmanın zayıflamaya yardımcı olduğu bilindiği için özellikle göbek yağlarını eritmeye yardımcı olur. Ara öğün olarak tüketilmesi durumunda uzun süre yok tutma etkisi vardır.  Cilt için oldukça faydalıdır, daha canlı ve parlak bir cilt olarak görünmesini sağlar. Güçlü bir antioksidan içerdiğinden, vücutta bulunan ve vücudun savunma sistemini etkileyen metaboliklere karşı, vücudu korur. Karaciğerin sağlığını korumasına yardımcı olur. Antioksidan bakımından bu kadar zengin bir meyve olan Trabzon hurması, bu sayede, bağışıklık sisteminin de güçlenmesine yardımcı olur ve vücudu hastalıklara karşı korumaktadır. İdrar atarken, önemli minerallerin kaybedilmesini engeller. Vücudun su tutmasını ve ödem oluşturmasını engeller. Hurma, karotenoidler ve flavonoidler açısından güçlü bir antioksidan kaynağıdır. Bu bileşikler açısından zengin hurmayı diyetinize eklerseniz, kalp hastalığı ve diyabet dahil olmak üzere bazı hastalık riskinin azaltmaya yardımcı olursunuz. Hurma, kan basıncını düşürerek, iltihabı azaltarak ve kolesterol seviyelerini düşürerek kalp sağlığına fayda sağlayan flavonoid antioksidanlar içerir. Hurma, birçok hastalığın ortak bir nedeni olan inflamasyonu azaltmaya yardımcı olan güçlü antioksidan olan C vitamini bakımından zengindir. Hurma gibi lif bakımından zengin gıdalar, kolesterolü düşürmeye, kan şekeri seviyelerini azaltmaya ve sindirim sisteminizi sağlıklı tutmaya yardımcı olabilir. Cennet hurması A vitamini, lutein ve zeaksantin bakımından zengindir. Bu bakımdan göz sağlığını çok fazla destekler. Hurma, yulaf ezmesi, et yemekleri, fırınlanmış ürünler ve smoothie'ler de dahil olmak üzere hem tatlı hem de tuzlu yemeklerde Trabzon hurması kullanabilirsiniz. Bu da lezzetli yemekler demektir. Kansızlık var ise bu durumun giderilmesinde etkilidir çünkü kansızlığa neden olan kırmızı kan hücrelerinin üretimine yardımcı olarak, demirin de emilimini arttırır. İştah kaybının iyileştirilmesi durumlarında etkilidir. Düşük tansiyonun normal seviyelere gelmesi için kullanılmaktadır. Hamilelikte Cennet Hurması Kurusu Yenir mi? Hamile veya gebe kadınların hamilelikleri boyunca alınması gereken folik asiti cennet hurmasının kurutulmuşundan da alabilirler. Çünkü hurma folik asit yönünden oldukça zengindir ve folik asit hücre yapımında ve hücre yenilenmesinde önemli rol oynar. Potasyum vücutta su dengesinin de korunmasını sağlar. Potasyum bakımından oldukça zengin olan hurma bu anlamda da hamilelere veya gebelere çok faydalıdır. İçerisinde demir barındıran hurma hamilelikte kansızlık sorununu açısından da faydalıdır. Hamileler hurma yiyerek de demir ihtiyaçlarının bir kısmını giderebilirler. Hurmada bulunan kalsiyum iskelet yapısının şekillenmesi açısından da fayda sağlar. İçerdiği magnezyumdan dolayı da böbrekler açısından çok önemli bir besin kaynağıdır. A vitamini barındıran hurma özellikle hamilelik döneminde vücut direncinizi arttırmanızı sağlar. Bununla birlikte yüksek tansiyon hastalarının doktorlarına danışmadan kullanımları önerilmemektedir.

Haberler
06 Ocak 2021 - 13:07
Hamilelikte uykuyu kaçıran 7 neden

Hamilelikte uykuyu kaçıran 7 neden

Çamlıca Medipol Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Nur Betül Tekiner, hamilelik sürecinde uyku ve yorgunluk problemi yaşayan anne adaylarına önerilerde bulundu. Tekiner, uykunun tüm gün yorulmuş olan beyin başta olmak üzere tüm organların dinlendiği dönem olduğunu belirterek, "Uykusuzluk beraberinde yorgunluk, gerginlik, günlük işlevlerde bozulma hatta depresyonu getirebilir. Yapılan çalışmalar, gebelikte uyku süresinin ve kalitesinin önceki döneme göre düştüğünü göstermiştir. Uykusuzluk, gebeliğin ilk 3 ayında 4 gebeden birinde görülürken, son 3 ayda her 3 gebenin ikisinin şikayeti olarak karşımıza çıkıyor. Gebeliğin son haftalarında geç yatma, uyanma sıklığında artma ve uyku süresinde kısalma oldukça sık görülüyor. "Yaşam tarzınızı değiştirin" Gebelikte uykusuzluğa neden olan en sık nedenleri sıralayan Op. Dr. Tekiner “Bu problemleri yaşam tarzımızı değiştirerek aşmamız mümkün. Sorunun altında gece sık idrara çıkma, ağrı, mide yanması, fetal hareketler, huzursuz bacak sendromu, kramplar, açlık gibi nedenler yatıyor” dedi. Op. Dr. Tekiner, sorunlara karşı alınacak önlemleri şöyle sıraladı: "Gebelerde uykusuzluğu azaltmak için uyku ilacı kullanılmasını önerilmez. Bunun yerine bu soruna neden olan faktörleri gözden geçirerek, bu problemlere yönelik çözümler üretmeyi öneriyoruz. Sık idrara çıkma Gebelerde idrar üretiminin artması ve anatomik değişiklikler nedeniyle idrara çıkma sıklığı artar. Gece yatmadan birkaç saat önce sıvı alımının azaltılması, çay, kahve gibi kafeinli içeceklerin minimuma indirilmesi gece idrara çıkma sıklığının azaltılmasına yardımcı olacaktır. Ağrı Gebelikte büyüyen bebeğinize daha rahat yer açmak için salgılanan relaksin hormonu ile bel ve sırt ağrılarında artış görülür. Uyurken sola dönük yatıp bacaklarınızın arasına yastık koymak ve aynı şekilde belinizi desteklemek için arkanıza yastık koymak sizi rahatlatabilir. Mide yanması Gebelikte sindirim sisteminin yavaşlaması ve bebeğin büyüdükçe baskı yapması nedeniyle hazımsızlık, ağıza acı su gelmesi, mide yanması sık görülür. Bunları azaltmak için porsiyonları küçülterek daha sık beslenmek, yağlı, baharatlı yiyeceklerden kaçınmak, gece geç saatte yemek yememek, yemekten en az 2 saat sonra yatmak, yastık sayısını artırmak denenebilir. Huzursuz bacak sendromu Huzursuz bacak sendromunda kişi, istirahat halinde bacağını hareket ettirme dürtüsünden yakınmaktadır ve genellikle demir eksikliği ile ilişkilidir. Gebelerde demir eksikliği sık görüldüğünden uygun takviyeler yapılmalıdır. Kramplar Birçok gebe, gece krampla uyandığından şikayet eder. Kramp sıklığının azaltılması için uygun egzersizler yapılmalı, kalsiyum içeriği yüksek besinlerle beslenilmelidir. Açlık Hamilelik döneminde açlık şekeri önceki döneme göre daha düşük olduğundan daha sık acıkırlar. Karbonhidrattan zengin gıdaların sık tüketilmesi bu acıkma süresini daha da kısaltır. Bu nedenle sizi sık acıktıracak karbonhidratlar, beyaz ekmek, pilav, makarna ve şerbetli tatlılar yerine proteini zengin gıdaların alımı daha az acıkmanızı sağlayabilir. Tüm bu önlemlerin yanı sıra haftada en az 3 kez düzenli egzersiz yapmak, uykudan birkaç saat önce duş almak, gündüz uzun süreli uyumamak, ıhlamur ya da ılık süt içmek uymanıza yardımcı olacaktır. Yorgunluk Gebelerde görülen sık şikayetlerden yorgunluk, gebelik hormonunun artışıyla kendini gösterir ve uykusuzlukla daha da şiddetlenebilir. Yorgunlukla başa çıkabilmek için haftada en az 3 kere 30 dakika süren egzersiz yapmak, sık aralıklarla küçük porsiyonlar tüketmek, diyette protein miktarını artırarak karbonhidratı azaltmak, bol su içmek, gün içinde kısa şekerlemeler yapmak ve pozitif düşünmek size yardımcı olacaktır".

Haberler
10 Eylül 2020 - 12:43
Hamilelikte Hurmanın Faydaları Ve Zararları Nelerdir?

Hamilelikte Hurmanın Faydaları Ve Zararları Nelerdir?

Hamilelikte Hurma Ne Zaman Yenilir, Hamilelikte Hurmanın Faydaları Ve Zararları Nelerdir? Hurmanın besin değeri yüksektir ve gebelikte hurma tüketmek yararlıdır. Uzmanlar da hamilelerin hurma yemesini tavsiye etmektedir. Hurma hem doğum öncesinde hem de doğumun ardından güvenle tüketilebilir. Hurma, annenin ve bebeğin sağlığı için oldukça faydalıdır. Hurma, son derece zengin bir içeriğe sahiptir. Folik asit, K vitamini, protein, potasyum, demir ve lif bakımından iyi bir kaynak olan hurma, aynı zamanda enerji vericidir. Hurmanın içerisinde çok fazla yağ bulunmaz ve hurma, doğal şeker kaynaklarının başında gelir. Hamilelikte Hurma Ne Zaman Yenilir? Hurma, gebeliğin ilk haftasından itibaren günde birkaç tane düzenli olarak yenilebilir. Hamilelikte Hurmanın Faydaları Nelerdir? Doğumu Kolaylaştırır Gebelikte hurma tüketmenin yararlarından en büyüğü, hurmanın kolay doğum yapmaya yardımcı olmasıdır. 2011'de gerçekleştirilen ve “Journal of Obstetricand Gynecology” isimli akademik derginin yayınladığı bir araştırmada, gebeliğinin son 4 haftasından itibaren her gün 6 hurma yiyen 69 kadının ve hiç hurma yemeyen 45 kadının doğum sancıları mukayese edilmiştir. Hurma tüketmiş olan kadınlarda doğumun ilk aşaması, hurma yemeyen hamilelere oranla daha kısa olarak gözlemlenmiştir. Buna göre hurma tüketmiş olan anne adaylarında sancı süresi yaklaşık 8,5 saat iken hurma tüketmemiş olanlarda bu süre yaklaşık 15,1 saattir. Hurma tüketenlerde rahim ağzı açıklığının yaklaşık 3.5 cm olduğu tespit edilmiştir. Hurma tüketmeyen kadınlarda ise rahim ağzı açıklığı 2 cm'dir. Folik Asit İhtiyacını Karşılar  Folik asit, bir kadının gebelikte en fazla gereksinim duyduğu bileşenlerden biridir. Hamile bir kadında folik asit eksikliğinin ortaya çıkması, anne karnındaki bebek için de risk oluşturur. Hurma tüketmek ise bu olumsuz durumlara engel olur. Öte yandan folik asidin kansızlığa karşı koruyucu etkisi vardır. Folik asit, hücrelerin sağlıklı bir şekilde gelişmesine de yardımcıdır ve bebeğin spina bifida gibi doğumsal kusurlar ile karşılaşmaması için iyi bir tedbirdir. Bebeklerde anensefali, spina bfida gibi beyin ve omurilik ile ilişkili yaşamsal bozuklukların görülmesini önlemek adına, vücudun folat ihtiyacı tam olarak karşılanmalıdır. Hamilelerde Vitamin İhtiyacını Karşılar Hurma, lif, vitamin ve protein yönünden zengindir. Bu nedenle hurma, hamileler için önemli olan vitamin ve protein takviyelerindendir. Hurmanın yapısındaki vitamin ve mineraller, gebelikte alınması gereken vitamin ve mineral desteğini sağlar. Hurma, folik asit içerdiğinden dolayı enerji vermektedir ve doğumun daha kolay olmasına katkıda bulunmaktadır. Kabızlığa İyi Gelir Sindirim sisteminin sağlıklı çalışmasında etkili olan besinlerden biri de hurmadır. Hurma, gebelikte kabızlık ve buna benzer problemleri atlatmanızı kolaylaştırır. Aynı zamanda hurma, enfeksiyonlara karşı koruyucudur ve yüksek kolesterolün düşmesinde rol oynamaktadır. Gebelikte formda kalmak istiyorsanız, hurma tüketerek ideal kilonuzu muhafaza edebilirsiniz. Kan Yapıcıdır Hurma, kan yapıcı bir yiyecek olduğundan, hem annenin hem de bebeğin sağlıklı olmasında görev alır. Gebelik sürecinde anne adayının kan yapıcı gıdalar tüketmesi uzmanlar tarafından sıklıkla önerilmektedir. Zira doğumun ardından annede ve bebekte anemi rahatsızlığının ortaya çıkmaması, gebelik boyunca vücudun yeterli miktarda demir depolayabilmesine bağlıdır. Yani anne adaylarının hamilelikte hurma tüketmesi çok isabetli bir uygulamadır. Hamilelikte Hurmanın Zararları Gebelik boyunca her besin grubunu ideal miktarlarda almanız ve daima doktorunuzun tavsiyelerine uymanız lazımdır. Her gıdayı ölçüsüzce tüketmek sakıncalıdır. Hurmanın da aşırı tüketimi kan şekeri seviyesinde artışa, karın ağrısı ve ishal gibi problemlere yol açabilir. Kaynak SelmaSultan

Haberler
31 Ocak 2020 - 12:05
'Gebelikte bulantı ve tansiyonu hafife almayın'

'Gebelikte bulantı ve tansiyonu hafife almayın'

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Bölümü'nden Prof. Dr. Onur Yaprak, hamilelikte gelişen karaciğer hastalıklarına dikkat çekti. Hamilelikte artan hormonların vücutta bazı biokimyasal ve fizyolojik değişikliklere sebep olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Onur Yaprak, bu değişimlerden karaciğerin de etkilendiğini söyleyerek şu bilgileri paylaştı: "Gebelikte karaciğer hastalıklarının görülme sıklığı, yüzde 3 civarında seyrediyor. Bu süreçte karaciğer hastalıkları var olan bir hastalığın alevlenmesi ya da doğrudan gebelikle ilişkili olarak ortaya çıkabiliyor. Hamilelikte gelişen karaciğer hastalıkları hem bebeğin hem de annenin sağlığı açısından ciddi riskler oluşturabilir." "Erken teşhis hayat kurtarır" Gebelikle ilişkili karaciğer hastalıklarının yüksek tansiyon ile seyreden ya da seyretmeyen olarak 2 gruba ayıran Prof. Dr. Yaprak, "Hipertansiyonla seyreden grupta preeklampsi, eklampsi, HELLP sendromu ve karaciğerin akut yağlanması yer alır. Hipertansiyonsuz seyreden grupta ise hiperemezis gravidarum ve intrahepatik kolestaz hastalıkları bulunur. Gebelikte gelişen karaciğer hastalıkları anne ve bebeğin hayatını tehdit eder. Erken ve doğru teşhis ile birlikte tedavinin vakit kaybetmeden başlatılması gerekir. Bazı durumlarda acil doğumun sağlanması gerekebilir." diye konuştu. "Ödem ve baş ağrısı sorunun habercisi" Halk arasında gebelik tansiyonu olarak bilinen ‘preeklampsi'nin hamilelerin yüzde 5 ila 10'unda gözlendiğini belirten Yaprak, açıklamasına şöyle devam etti: "Tansiyon yükselmesine idrarda protein kaçağı ve ödem eşlik eder. Preeklempsi olan hamilelerin yüzde 20 ila 30'unda karaciğer enzimleri de artar. Şiddetli olması durumunda anne ve bebeğin hayatına tehdit oluşturur ve acil doğum gerekir. Eklampsi'de ise ilave olarak baş ağrısı, nöbet geçirme gibi nörolojik sorunlar da vardır. HELLP sendromu, preeklempsi olan gebelerin yüzde 10 ila 20'sinde gelişir. Bu durum her bin gebenin 2 ila 6'sında gözlenir. Trombosit ve alyuvarlarda yıkım da mevcuttur. HELLP sendromu olan gebelerin ortalama yüzde 1'inde karaciğerde şiddetli kanama gelişir. Kılcal damar düzeyinde pıhtı oluşması en önemli nedendir. Ciddi durumlarda anne ve bebeğin hayatını kurtarmak için acil doğum gerekebilir. Doğumdan 2 hafta sonra kan tahlilleri normale döner." "Organ nakline kadar gidebilir" Anne karnındaki bebekte genetik bir sorun sonucu gelişen enzim bozukluğuna bağlı oluşan akut karaciğer yağlanması hakkında da bilgi veren Prof. Dr. Onur Yaprak, "Bu durumda organlarda küçük yağ damlacıkları birikir. Karaciğerin yanı sıra böbrek fonksiyonlarında bozulma da eşlik eder. Tedavisinde acil doğum gereklidir. Doğumdan sonra genellikle karaciğer hasarı normale döner ama şiddetli vakalarda karaciğer yetmezliği gelişirse ve doğum sonrası düzelmezse karaciğer nakli gerekebilir. ABD'de son 20 yılda bu nedenle yapılan karaciğer nakli sayısı 18, Avrupa'da ise 11'dir." açıklamasını yaptı. "Kaşıntı varsa tahlil isteyin" "Gebeliğin ilk üç ayında gelişen, şiddetli bulantı, kusma, kilo kaybı ve elektrolit bozukluğu gibi bulgulara ilerleyen hiperemezis gravidarum binde 3 ila yüzde 2'sinde görülüyor." diyen Prof. Dr. Yaprak, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu durumdaki gebelerin yarısında karaciğer testlerinde bozulma gözlenir. Ancak bulantı ve kusmaların zamanla geçmesiyle beraber karaciğerde kalıcı hasara yol açmaz. Kaşıntı ile beraber bazen sarılığa da yol açan ‘intrahepatik kolestaz' gebeliğin ikinci yarısında gelişir ve genellikle doğumdan sonra kaybolur. Kan tahlillerinde karaciğer testlerinde, bilirubinlerde ve safra asid düzeyinde yükselme saptanır. Kaşıntı gebelikte genellikle hormonal değişikliklere bağlı olarak cildin kuruması neticesi sıkça görülür. Karaciğerde kolestaz dediğimiz safranın akışında bir bozukluk geliştiyse artan safra tuzlarının ciltte birikimi kaşıntıya yol açar. Tedaviye safrayı sulandırıcı ilaçlar başlanır. Bu hastalık gebelerin binde 1 ile yüzde 1' inde gelişir. Hastalığın gelişme nedenleri arasında genetik ve hormonal nedenler suçlanmaktadır. İlk gebeliğinde kolestaz gelişen annelerde diğer gebelikte de kolestaz gelişme riski yüksek olur. Anne de doğumdan sonra karaciğer testleri normale döner ancak bebekler açısından risk daha yüksektir. Erken doğum, düşük kilolu doğum, doğum sırasında solunum sıkıntısı ve hatta ölü doğum mevcut risklerdir. Gebelikte safra kesesinin hareketlerinin yavaşlamasına ve kolesterol yükselmesine bağlı safra kesesinde taşları gelişme oranı artar."

Haberler
24 Ocak 2020 - 16:04