20˚
İstanbul
20˚
şiddetli yağmur
Nem %68
Rüzgar 10.12 /s
Perşembe
16˚/12˚
Cuma
20˚/12˚
Cumartesi
21˚/14˚
Pazar
23˚/16˚
18 Mayıs 2022 Çarşamba
Sonuç
İspanya'dan çok çarpıcı bir araştırma! Obez gebelerle ilgili o yanlış çürütüldü

İspanya'dan çok çarpıcı bir araştırma! Obez gebelerle ilgili o yanlış çürütüldü

İspanya’da yapılan bir çalışma obez kadınların embriyolarının gelişmediği yönündeki inanışı çürüttü. Laboratuvar ortamında 2 bin 822 kadın, 3 bin 316 yumurta üzerinde yapılan çalışmada obez ve normal kilodaki kadınların embriyolarının gelişimi arasında fark bulunmadığı belirtildi. Araştırma İspanya’nın dünyaca bilinen bir tüp bebek merkezi grubundan Dr. José Bellver ve ekibi tarafından yapıldı ve en prestijli dergiler arasında yer alan Human Reproduction’da Ekim 2021’de yayınlandı. DOĞRU BİLİNEN BİR YALNIŞTI Embriyolog Turgay Barut, “Bu zararlı etkiden sorumlu mekanizmaların, bozulmuş yumurta hücresi ve embriyo kalitesine ek olarak rahim dokusunun embriyoyu kabul etmesinde azalma olduğu düşünülse de henüz her hastada bu sonuçla karşılaşılacağı kesin olarak doğrulanmamıştır. Önceki çalışmalarda embriyo kalitesi yaygın olarak kabul edilen yapısal kriterler kullanılarak değerlendirilmiştir. Yüksek beden kitle endeksine sahip kadınlarda blastokist adı verilen 5. gün aşamasına kadar embriyoların ilerlemesini analiz eden sadece üç çalışma yapılsa da az sayıda hastaya ait veri kullanılmış veya çelişkili sonuçlar elde edilmiştir. Ancak veri sonuçları gebe kalmak isteyen obez kadınlarla ilgili doğru bilinen bir yanlışı ortaya çıkarmıştır” dedi. 3 BİN 316 YUMURTA ÜZERİNE ÇALIŞILDI Araştırmada geriye dönük çalışmaların analiz edildiğini kaydeden Barut, araştırmaya 2 bin 822 kadın hasta dahil edildiğini belirtere “Toplamda 3 bin 316 yumurta hücresine mikroenjeksiyon yöntemi adı verilen teknikle her bir sperm hücresi ayrı ayrı enjekte edildi. Bu hastaların bin 251’i preimplantasyon genetik tanı adı verilen embriyolardan biyopsi ile alınan hücreler genetik analize gönderildi. Toplamda 17 bin 848 gibi ciddi sayıda embriyo analiz edildi” ifadelerini kullandı.  EMBRİYOLARDA FARK YOK Barut, tüp bebek tedavisine dahil edilen Beden Kitle Endeksleri bilinen ve mikroenjeksiyon işlemi ile elde edilen embriyolar gelişimin 5. ve 6. gününe kadar hızlandırılmış görüntüleme sistemi ile takip edildiğini söyledi. “Çalışmada beden kitle endeksi 18.5 kg/m ‘den küçük olan hastalar düşük kilolu; beden kitle endeksi 18,5-24,9 kg/m olan hastalar normal ağırlıkta; beden kitle endeksi 25-29.9 kg/m aralığında olan hastalar fazla kilolu ve beden kitle endeksi 30 kg/m ve üstü olan hastalarsa obez olarak değerlendirildi ve embriyo gelişimi analiz yazılımı ile harici bir bilgisayarda analiz edildi” diyen Bartu,  diyerek obez kadınlarda embriyo gelişimi başlangıçta daha yavaş bir ilerleme göstermiş olmalarına rağmen 5. veya 6. gün seviyesindeki embriyo olarak adlandırılan blastokist oluşum hızı, diğer üç beden kitle endeksine sahip hasta gruplarına göre farklılık göstermediğini belirtti.  

Haberler
09 Kasım 2021 - 12:19
Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne Projesi başladı!  Uzmanlar uyarıyor: Damgalanma korkusu obezite tedavisini geciktiriyor

Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne Projesi başladı! Uzmanlar uyarıyor: Damgalanma korkusu obezite tedavisini geciktiriyor

Obezitede damgalama ve ayrımcılığa karşı “Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne” projesi gerçekleştiriliyor. Proje, obezite hastalığının damgalama ve ayrımcılık tedavisinin önündeki görünmeyen engellere dikkat çekiyor. Projenin ilk adımında basın mensupları ile bir araya gelen uzmanlar, ‘Obezitede Medyanın Rolü'nü ele aldı. Projenin ilk adımında ise ‘Obezitede Medyanın Rolü' mercek altına alınarak, yıl içerisinde basın çalışanları ile atölye çalışmaları düzenlenecek. Obezite hastalığı ile ilgili medyada yer alan haberlerde doğru görsel ve dil kullanımının etkisinin ele alınacağı bu çalışmalarla, damgalama ve ayrımcılığa karşı etkili bir adım atılması hedefleniyor. OBEZİTELİ BİREYLER AYRIMCILIĞA UĞRUYOR Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne' projesi, obeziteli bireylerin hayatlarının pek çok alanında karşılaştıkları, damgalama ve ayrımcılık üzerine kapsamlı bir şekilde eğilerek obezitenin iyileştirilmesindeki en büyük engeli ortadan kaldırmayı hedefliyor. Damgalama ve ayrımcılığın obeziteli bireylerde sosyal hayatı kısıtlama, benlik algısında bozulma ve sağlık hizmetlerinden yararlanamama gibi sonuçlara neden olabildiğini vurgulayan uzmanlar, bu durumun obezitenin tedavisinde olumsuz etkileri olduğunu söylüyor. ERKEKLERDE YÜZDE 107, KADINLARDA YÜZDE 34 ARTIŞ  Gerçekleştirilen basın toplantısında, Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkanı (TOAD) Prof. Dr. Volkan Demirhan Yumuk, TOAD Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Dilek Yazıcı ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim üyesi Reklamcılık ve Tanıtım Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Deniz Sezgin önemli bilgiler verdi. Obezite son 12 yılda erkeklerde yüzde 107, kadınlarda ise yüzde 34 artış görüldüğünü vurgulayan Prof. Dr. Volkan Yumuk, “Bu artışın en önemli sebeplerinden biri de hareketsiz yaşam biçiminin giderek daha çok yaygınlaşmış olmasıdır. Bunun dışında genetik, epigenetik, çevresel, biyolojik ve psikolojik faktörler de obezitenin ortaya çıkmasındaki önemli etkenlerden birkaçıdır” şeklinde konuştu. DAMGALANMA KORKUSU TEDAVİYİ ENGELLİYOR “Rolüm Ağır, Peki Senin Rolün Ne” projesinin obezitenin iyileştirilmesindeki rolüne de değinen Yumuk, “Damgalama ve ayrımcılık, obezite tedavisinin önündeki görünmeyen önemli bir engel. Obeziteli bireyler pek çok alanda ciddi problemler yaşarken bu durum onların obezite ile mücadelesini de olumsuz etkiliyor” dedi. Proje kapsamında bu amaçla ‘Obezite ile Mücadele Takımı' olan o takım kuruldu. Yıl boyunca deneyimli uzmanlarla birlikte çeşitli atölyeler düzenleyecekler” ifadelerini kullandı. Obezitede Medyanın Rolü'nün öneminli olduğunu vurgulayan Yumuk, “Toplumda damgalama ve ayrımcılığın değiştirilmesinin uzun soluklu ve zor bir yolculuk olduğunun farkındayız ancak çıktığımız bu yolculuğun obeziteli bireyler için ne kadar önemli olduğunu da biliyoruz. Basın mensupları ile birlikte ilk adımı atacağımız bu yolda, eğitim ve iş hayatı, sağlık ve sosyal yaşam gibi konularda her yıl bir alana odaklanmayı hedefliyoruz. Yan yana mücadele ederek bu değişimin tohumlarını birlikte atarsak, değişimin çiçeklerini de yine hep birlikte göreceğimize eminiz” diyerek sözlerini tamamladı. OBEZİTE DEPRESYON YAPIYOR Obezitenin kompleks bir hastalık olarak kabul edilmesi ve tedavisinin bu yaklaşımla yapılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Dilek Yazıcı, “Tip 2 diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalığı gibi birçok ölümcül hastalığın yanında depresyon gibi psikolojik sorunları da obezite ile birlikte gözlemliyoruz. Obezitenin psikolojik etkileri ise obezite ile mücadeleyi önemli ölçüde etkiliyor. Damgalama ve ayrımcılığın psikolojik etkenler arasında önemli bir yere sahip” dedi. Medyada obezite ile ilgili aktarılan doğru bilginin toplumdaki obezite algısının doğru oluşmasında ve yanlış bilgilerin ortadan kaldırılmasında oldukça etkili olduğunu da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Dilek Yazıcı, basın mensuplarının bu anlamda ağır bir role sahip olduklarını belirtti. SOSYAL HAYATTAN UZAKLAŞIYORLAR  Obeziteli bireylerin hayatlarında pek çok alanda mücadele etmek zorunda kaldıklarını belirten Prof. Dr. Deniz Sezgin, “Damgalama ve ayrımcılık sorunu; sosyal hayatlarında kısıtlamaya gitmelerine, özgüven kaybı yaşamalarına, seyahat kısıtlamalarına ve hatta tedaviye başvurmamalarına ya da tedavilerini aksatmalarına neden olabiliyor. Obeziteli bireyler toplumda gizli engelliler olarak yaşamlarını devam ettirmeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı. Projenin çıkış noktası olan “Rolüm Ağır - “Obezitede Ayrımcılık ve Damgalama” kitabının yazarlarından olan Prof. Dr. Deniz Sezgin, “Gerçekleştirdiğimiz bu çalışma sayesinde obeziteli bireylerin eğitim, sağlık, sosyal hayat ve iş hayatı gibi alanlarda karşılaştıkları sorunlara daha yakından tanık olma imkanı bulduk” dedi. OBEZİTE MEDYA KILAVUZU GEREKİYOR ‘Obezite Medya Kılavuzu'nun, haberlerde kullanılan dil ve görsel araçlarla ilgili bir rehber olmasını istediklerini ifade eden Prof. Dr. Sezgin, “Bu yıl aynı zamanda obezite haberleri üzerine odaklandığımız bir medya analizi gerçekleştiriyoruz. Atölyelerden önce başlattığımız araştırma, atölyelerden sonra da devam edecek. 2022 Mart ayında ise medya analizi araştırmamızın raporunu sizlerle paylaşmayı hedefliyoruz. Bu çalışma sonucunda arzumuz, haberlerde kullanılan dilin değiştiği ve obeziteli bireyleri temsil eden olumlu görsellerin arttığı bir tabloyla karşılaşmak. Sizlerin göstereceği hassasiyet, toplumdaki damgalayıcı pratiklerin değişmesini mutlaka ki hızlandıracaktır” dedi. Obezitede damgalama ve ayrımcılık ile mücadelede toplumdaki tüm bireylere ve kurumlara önemli roller düştüğünü vurgularken; bu yıl, basın çalışanları ve medya sektörü ile kalıcı ve etkin bir çözümün ilk adımını hep birlikte atmak istediklerini belirten Prof. Dr. Sezgin, “Basın çalışanlarının göstereceği hassasiyet ile toplumda damgalama ve ayrımcılığın önemli ölçüde azalacağını düşünüyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. #r-2792026,2781154,2792026,#

Haberler
03 Eylül 2021 - 15:42
Uzmanından korkutan uyarı: Obezite Kovid-19'da ölüm riskini artırıyor!

Uzmanından korkutan uyarı: Obezite Kovid-19'da ölüm riskini artırıyor!

Çin'in Vuhan kentinde başlayarak tüm dünyaya yayılan yeni tip koronavirüs salgının sebebi henüz kesin olarak bulunamadı. Bir yandan aşılama hızla devam ederken bir taraftan da bilim insanları, köken bilinmeyen hastalığı tetikleyici nedenleri saptamak için çalışmalarına devam ediyor. Yapılan son araştırmalarda, obezitenin de Kovid-19'u tetikleyen ve ölüm riskini artıran etkenlerden bit tanesi olduğu belirlendi. Koronavirüste özelikle yoğun bakıma alınan hastaların çoğunun obezite hastası olduğunu belirten Metabolik ve Obezite Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Fatih Erol, obez insanlarda ölüm oranın yüksek seyrettiğini belirterek insanları sağlıklı beslenme konusunda uyardı.  "VÜCUT KİTLE ENDEKSİ YÜKSELDİKÇE HASTALIĞIN ŞİDDETİ ARTIYOR" Mediline Hastanesi Metabolik ve Obezite Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Fatih Erol, Kovid-19 ve obezite hastalığı hakkında bilgi verdi. Kovid-19’un yaklaşık 2 yıldır tüm dünyayı etkisi altına aldığını aktaran Op. Dr. Fatih Erol, “Yapılan bilimsel çalışmalara göre tüm dünyada Kovid-19’un obezite hastalarına bulaşması, ağır geçirilmesinde ve ölüm riskinin artmasına sebep olduğu açıklandı. Koronavirüs genç, yaşlı demeden herkesi etkiliyor. Ancak obezite kişiler virüsten daha olumsuz etkileniyor. Yurt dışında ve ülkemizde yapılan araştırmalarda koronavirüsün obez kişiler üzerinde olumsuz etkisi olduğunu, vücut kitle indeksi yükseldikçe hastalığın şiddetinin arttığını, daha fazla yoğun bakım tedavisine ve mekanik ventilasyona bağlanma ihtiyacının olduğu belirtildi” dedi. "YOĞUN BAKIM VE ÖLÜM ORANI YÜKSEK" 2019’un başından beri korona virüs pandemisinin tüm dünyada ve ülkede yaygın bir salgın olarak devam ettiğini aktaran Erol, “Hastalığın seyri açısından tedaviler gelişmekte ve hastalığın bulaşıcılığını ve etkisini azaltmak için aşılar geliştirildi ve geliştirilmeye devam etmektedir. Covid-19 hastalığına yakalanan hastaları incelediğimizde genellikle ileri yaş kronik hastalıkları olan insanlarda daha ağır seyretmekte ve daha ölümcül olmaktadır. Yapılan bilimsel çalışmalarda tüm dünyada özelikle Amerika’ da, Avrupa’da obezitenin; hastalığın bulaşmasına ve ağır geçirilmesinde yoğun bakım gereksinimi konusunda çok ciddi bir risk faktörü oluşturmaktadır. Özelikle yoğun bakıma alınan hastaların çoğunun obez ve fazla kilolu olan hastalardan oluştuğunu görmekteyiz. Yine obez insanlarda ölüm oranın yüksek seyrettiğini görmekteyiz” diye konuştu. "SİTOKİN FIRTINASINI TETİKLİYOR" Obezitenin Kovid-19'a nasıl bir etkisi olduğu hakkında da bilgi veren Erol, “Bunun sebepleri şöyle sıralanbilir: Obeziteye bağlı akciğere rezervleri düşük olmakta, ayrıca Kovid'de akciğere koronavirüsün bulaşmasına bağlı ciddi solunum yetmezliği gerçekleşmekte. Bu durum ise yoğum bakım oranı ihtiyacını artırmakta. Mekanik ventilasyon ihtiyacını artırılıp ölüm oranını artırmaktadır. Ayrıca obeziteye bağlı olarak gelişen ek hastalıklar tansiyon, şeker, astım gibi rahatsızlıklar da hastalığın ağır geçmesine ve ölüm oranının yüksek olmasına sebep olmaktadır. Ayrıca kilolu hastalarda vücutta yağ oranı artıkça yağ dokusundan salgılanan sitokin ve hormonların artması hastada sitokin fırtınası dediğimiz bir tabloya sebep olmakta, ve hastalığın ağır seyretmesine neden olmaktadır. Bu risklerden dolayı fazla kilolu olan hastaların normal olan hastalara göre hijyen, maske ve mesafe konusunda daha da dikkatli olması gerekmektedir. Obezitenin tedavisi konusunda hem diyetisyenlerden kilo kontrolü konusunda destek alması gerekmekte ve buna rağmen hala kilo veremeyen hastalara da obezite ameliyatlarını önermekteyiz” şeklinde konuştu. VÜCUT KİTLE ENDEKSİ NASIL ÖLÇÜLÜR? VKİ hesaplamasında Dünya Sağlık Örgütü’nün obezite sınıflandırması temel alınır. Ağırlığınızı boyunuzun karesine böldüğünüzde (kg/m²) çıkan sonuç, fazla kilolu ya da obez olup olmadığınızı belirtir. 18, 5 kg/m.'nin altında olanlar: Zayıf 18.5 – 24, 9 kg/m. arasında olanlar: Normal kilolu 25 – 29, 9 kg/m. arasında olanlar: Fazla kilolu 30 – 39, 9 kg/m. arasında olanlar: Obez 40 kg/m.'nin üzerinde olanlar: İleri derecede obez (morbid obez), olarak nitelendirilir. #r-2768376,2731739,#

Haberler
19 Ağustos 2021 - 12:22
Obezite ameliyatlarına kriterler geliyor

Obezite ameliyatlarına kriterler geliyor

Dünya giderek obezleşirken Türkiye'de de vatandaşların yüzde 30'unun kiloları obez sınırları içerisinde yer alıyor. Obeziteden kurtulmak için birçok kişi de çözümü bıçak altına yatmakta ararken ameliyatların bazıları ölümle sonuçlanıyor. Obezite ameliyatlarına bağlı ölümler Sağlık Bakanlığının dikkatini çekti. Duruma el atan Bakanlık cerrahlara sertifika kriteri getirdi. SERTİFİKASI OLMAYAN AMELİYAT YAPAMAYACAK Meclis Obezite Komisyonu’nda yürütülen 2 buçuk yıllık 'obezite' çalışması geçen ay raporlaştırılınca Sağlık Bakanlığı harekete geçti. Bakanlık obezite cerrahisi ve obezite merkezlerinin çalışma usül ve esasları hakkında bir yönetmelik taslağı hazırladı. Taslağa göre obezite ameliyat ve eğitimi artık sertifikaya bağlı olacak. Sertifika sahibi olmayan cerrahlar bu ameliyatlara giremeyecek. Halihazırda obezite ameliyatı yapan, bariyatrik cerrahi yaklaşımları ve ileri laporoskopi etkinliklerinde deneyimli cerrahlar, sertifikasyon programını almış sayılacak. Sertifikasız ameliyat yapan cerrahlara meslekten men cezasına kadar varan ağır yaptırımlar uygulanacak. Kriterlerden biri de ameliyat olacak kişilerin riskler konusunda bilgilendirilmesi olacak. Rızaya dayalı alınacak onaylar sonucunda yapılacak ameliyatlar ise yoğun bakım servisi, endoskopi ünitesi ve obezite cerrahisi donanımına sahip ameliyathaneleri bulunan merkezlerde yapılabilecek. #n-2781154#

Haberler
15 Haziran 2021 - 14:31
Obezitenin nedenleri ve olası sonuçları nelerdir? Obeziteden kurtulmak için ne yapmalıyız?

Obezitenin nedenleri ve olası sonuçları nelerdir? Obeziteden kurtulmak için ne yapmalıyız?

Kadınların karşılaştıkları en büyük sorunları arasında yer alan ve hayatlarını kimi zaman kâbusa çeviren fazla kiloların ardında hayatın akışı içerisinde dikkat etmeyerek yapılan eylemlerde etkili olabilir. Farklı diyet listenizi uygulamanıza, yediklerinizi kontrol altına almanıza, düzenli olarak spor yapmanıza rağmen kilo veremiyor aksine alıyorsanız yapmanız gereken hayatınızda ufak değişikliklerin sizi için daha iyi ve daha faydalı olabilir. Şişmanlığa neden olan faktörler arasında en önemlisi genlerimizden kaynaklanan depolama hissi kilo verememenize neden olan sebepler arasında yer alabilir. Son yıllarda sayıları her geçen gün artan tip 2 şeker hastalarının büyük bir kısmının rahatsızlıktan kaynaklanan kilo verememe sorunu da çok fazla karşımıza çıkmaktadır. Tiroit bezlerinin gerekenden az çalışması şişmanlığın en önemli nedenleri arasında görülmekle birlikte bu rahatsızlığın ana belirtileri arasında saç dökülmesi, kabızlık ve sürekli halsizliktir. Kemik, damar, kas yapımız için çok önemli olan D vitamini eksikliği aynı zamanda metabolizmamızın yavaş çalışmasına neden olarak şişmanlamanızı veya kilo verememenizi sağlayabilir. Kadınların adet dönemlerinde kaybettikleri kanı tekrar kazanmak için yemek yeme dürtüleri fazla karşılandığında veya yakılamadığında da istemediğiniz kilolarla baş başa kalmanız kaçınılmaz olacaktır. Son yıllarda karşılaşmaya başlanılan böbrek üstü bezlerinin çok çalışarak kortizol hormonunun fazla salgılanması vücudun su tutmasına ve yağ depolanmasına neden olarak şişmanlığa neden olmaktadır. Sağlık bakanlığının sitesinde Obezitenin oluşmasında başlıca risk faktörler aşağıdaki gibi sıralanmıştır. Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları Yetersiz fiziksel aktivite Yaş Cinsiyet Eğitim düzeyi Sosyo – kültürel etmenler Gelir durumu Hormonal ve metabolik etmenler Genetik etmenler Psikolojik problemler Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama Sigara- alkol kullanma durumu Kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb.) Doğum sayısı ve doğumlar arası süre   Diğer taraftan kilo alma nedenleri olarak dikkat etmeden yaptığımız ve hayatımızın bir parçası olarak rutinleşen eylemler içinde şişmanlamanıza en büyük nedenlerden birinin hızlı yemek yeme alışkanlığı olduğu yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkmış bulunmaktadır. Yemeğe başladıktan yaklaşık 15-20 dakika sonra tokluk hissini algılamaya başlayan beynimiz hızlı yemek yediğimizde doyduğumuzu geç olarak idrak ettiğinden fazla beslenmemize engele olamamaktadır. Kilo vermememize ve metabolizmamızın yavaş çalışmasına neden olan etkenlerden biri de televizyon seyrederken hareketsiz kalmamızdır. Hayatın farklı mücadelesine ve strese karşı duygularımızla başa çıkabilmek için atıştırma veya gerekenden fazla yiyecek tüketmek de ne yaparsanız yapın kilo verememenizi sağlayacaktır. Kilo vermek için uzmanların tavsiyesi öğünleri zamanında yapmanız olmakla birlikte düzensiz yeme alışkanlığı sizin istemediğiniz kilolardan uzaklaşmanıza engel olabilir. Yine sağlık bakanlığının resmi sitesinde obezitenin neden olduğu sağlık sorunları/risk faktörleri ise şöyle sıralanmıştır: İnsülin direnci – Hiperinsülinemi Tip 2 Diabetes Mellitus( Şeker Hastalığı) Hipertansiyon( yüksek tansiyon) Koroner arter hastalığı Hiperlipidemi – Hipertrigliseridemi (Kan Yağlarının Yükselmesi) Metabolik sendrom Safra kesesi hastalıkları Bazı kanser türleri (kadınlarda safra kesesi, endometriyum, yumurtalık ve meme kanserleri, erkeklerde ise kolon ve prostat kanserleri ) Osteoartrit Felç Uyku apnesi Karaciğer yağlanması Astım Solunum zorluğu Gebelik komplikasyonları Menstruasyon düzensizlikleri Aşırı kıllanma Ameliyat risklerinin artması Ruhsal sorunlar (Anoreksiya nevroza (yemek yememe) veya Blumia nevroza (kusarak yediği besinlerden yararlanmama), Binge eating (tıkınırcasına yeme),  gece yeme sendromu gibi ortaya çıkabilir veya bir şeyi daha fazla yiyerek psikolojik doyum sağlamaya çalışma) Toplumsal uyumsuzluklar Özellikle sık aralıklarla ağırlık kaybetme ve kazanma sonucunda deri altı yağ dokusunun fazla olması nedeniyle deri enfeksiyonları, kasıklarda ve ayaklarda mantar enfeksiyonları Kas-iskelet sistemi problemleri Düzensiz uyku veya az uyunması ghrelin adı verilen iştah açıcı hormonun fazla salgılanmasını sağladığından şişmanlamanıza hatta obezite sınırlarını zorlamanıza neden olabilir. Şeker seviyelerinde düşüklük olan kişilerde dengelemek için tatlı, çikolata gibi yiyecekleri fazla tüketmekte ve kilo almanın önüne geçememektedirler. Obeziteden kurtulmak için hayat tarzımızı ya da yaşam biçimimizi değiştirmemiz gerekebilir. Obeziteye meyilli bir birey olmamak için herkesin yapması gereken en önemli on maddeyi sizler için sıralayalım. Bunlar; Hareketsiz yaşamdan kesinlikle kurtulmak için düzenli ve fiziksel aktivitelerde bulunmalıyız. Uzman doktorlar veya uzman diyetisyenlerden kendi şartlarınıza göre beslenme listeleri yapıp sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirmeniz gerekir. Fast-food tarzı beslenmeyi hayatınızın hiçbir yerine koymayın! Daha çok meyve, sebze ve balık ağırlıklı beslenin. GDO’lu gıdalardan, hazır gıdalardan tüketmeyip ev yapımı ürünleri tercih edin. Yemeklerinizde zeytinyağı kullanın. Peynir ve yoğurdun az yağlı olanlarını tercih edin Kırmızı eti yağsız, tavuğu derisiz tüketin Düzenli olarak balık yiyin ancak yağda kızarmış olanlardan uzak durun Su ve şekeriz içecekleri tercih ederek meyve suları, gazlı ve şekerli içeceklerden uzak durun Evet son olarak obezite tedavisinde kullanılmaya başlanan yeni ilaçlar fazla kilolardan kurtulmaya yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte beden kitle indeksi çok yüksekse veya obeziteye eşlik eden ciddi hastalıklar varsa kişiye özel belirlenecek cerrahi yöntemler de fayda sağlamaktadır. Sağlıklı günler diliyoruz…

Haberler
29 Nisan 2021 - 13:29
Obeziteye neden olan besinler nelerdir?  Obezite hastalığı nasıl oluşur?

Obeziteye neden olan besinler nelerdir? Obezite hastalığı nasıl oluşur?

Günümüzde obezite, vücut sağlığını bozacak ölçüde vücut yağ oranın artması ya da birikmesi olarak tanımlanmakta. Obezite diyabetten, kalp hastalıklarına, infertiliteden kansere kadar pek çok hastalığa davetiye çıkartmakta. Aslında tedavi edilebilir bir hastalık olan obezitenin çözümünde ise deneyim ve sağlıklı bilgi ile çözüme kavuşturabilirsiniz. Obeziteye Neden Olan Etkenler Nelerdir? Öncelikle bu hastalığın birçok nedeni olduğunu unutmamakta fayda görüyoruz. Obezitenin meydana gelmesindeki en büyük etkenin hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Diğer taraftan, obeziteye neden olan tüm sebepleri ise kısaca şöyle sıralamak mümkün. Bunlar sırasıyla:  Aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları Fiziksel aktivite yetersizliği Yaş, cinsiyet eğitim düzeyi, sosyo-kültürel etmenler, gelir durumu Hormonal ve metabolik etmenler Genetik, psikolojik etmenler Sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama Sigara ve alkol kullanma alışkanlığı Kullanılan bazı ilaçlar (antidepresanlar vb.) Doğum sayısı ve sık doğum aralığı Anne sütünün yetersiz alınması İlaç Kullanımı Bir takım ilaçlar, genelde antidepresanlar dengeyi bozarak obeziteye davettiye çıkartarak, kilo alınmasına neden oluyor. Bilimadamları leptin aktivasyonunu arttırarak, tokluk hissi verecek ilaçlar üzerine araştırmalar yapsa da henüz bu konuda bir gelişme sağlanamamıştır. Yemeyi Kontrol Eden Hormonlar Bu hormonlar leptin ve grelindir. Beynin hipotalamus ve sindirim sistemi arasında acıkma ve doymayı belirleyen hormonsal mekanizmalardır. Leptin hormonu günlük aktivitesini yerine getirerek, besin alındığı zaman devreye girer ve tokluk hissi verir. Böylece kişi doyduğunu hissederek dışarıdan besin alımına son verir. Grelin hormonunu leptinin aksine açlık hissi verir. İşte obezlerde leptin hormonunun faaliyetleri azalmış, grelin artış göstermiştir. Yemek yenmeye başlandıktaç 20 dakika sonra leptin hormonu harekete geçer. Bu yüzden kilo problemi yaşayanlar atıştırdıktan sonra 15-20 dakika beklemelidir. Böylece az yiyerek daha çabuk tokluk hissederler. Yaşlılık ve Kilo Yaşımız ilerledikçe metabolizmamızda yavaşlama olur. Bu yüzden dışarıdan alınan besinlerin miktarı eskiden aldığımız kadar olursa, kalori fazlası ortaya çıkar ve vücut bu kalori fazlasını depolamaya başlar. Bu yüzden yaş ilerledikçe yeme alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekir. Ayrıca kadınlar erkeklere oranla daha çabuk kilo alırlar. Sebebi erkeklerin metabolizmalarının daha hızlı çalışmasıdır. Obezite ve Cinsellik Obezite erkeklik hormonunun azalmasına neden olan bir rahatsızlıktır. Vücuttaki yağ miktarı arttıkça, testosteron hormonunda azalma görülür. Bu da cinsel istek ve performansın düşmesine neden olur. Kadınlarda karın içi yağlar androjen algısını artırır ve bu yüzden menopoz öncesinde kıllanma gibi sorunlar görülmeye başlar. Tiroit ve İnsülin Obezite nedenleri arasında tiroit ve insülin direncinin önemini vardır. Tiroit hormonları, metabolizma faaliyetlerini düzenleyen hormonlardır. Bu yüzden salgılandığında metabolizmada yavaşlama olur. Daha az kalori harcanır ve alınan gıda yakılamadığı için depolanır. İnsülinin kan şekerini parçalayan ve enerjiye dönüştüren bir hormon. Bazen kas, karaciğer ve yağ dokusunun insüline karşı direnç geliştirir. Bu sebeple insülin kan şekerini parçalayamaz, kanda şeker oranı yükselir ve vücut fazla kalori maddesi üretir. İhtiyaç fazlası kan şekeri yağa dönüştürülür ve depolanır. Obeziteyi Önlemek İçin Neler Yapılmalıdır?  Obeziteyi önlemek için mutlaka bir doktordan yardım alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bu bünyenize göre size en uygun tedavi planının belirlenmesine katkı sağlayacaktır. Bunun yanında potansiyel her obez adayının fiziksel aktivitelerini arttırması, günlük olarak belli saatlerde yürüyüş ve egzersiz yapması, obezite ile mücadele için herkesin atması ilk adımlardır. Diğer yöntemler ise kısaca şöyledir. Raf ömrü uzun, kalorili, hazır gıdalardan uzak durulmalı Doğal olmayan şeker tüketilmemeli ve günlük tuz alınımına dikkat edilmeli Sağlıklı pişirme tekniklerini tercih edilmeli Gün içerisinde vücudun ihtiyacı kadar su içilmeli Yemek yeme alışkanlığını değiştirilmeli ve yemekler yavaş yenilmeli Yağ tüketimi konusunda dikkatli olunmalı, doymuş yağlar mümkün olduğu kadar az alınmalı Besin çeşitliliğine dikkat edilmeli, her besin grubundan dengeli bir şekilde beslenilmeli Sebze ve meyveler mevsiminde yenilmeli Alkol alımından uzak durulmalı

Haberler
03 Şubat 2021 - 17:28
Obezite korona virüs riskini arttırıyor

Obezite korona virüs riskini arttırıyor

Obez bir kişinin korona virüsü ağır geçirme ihtimali, yaş, cinsiyet ve diyabet, yüksek tansiyon, kalp veya akciğer hastalığı gibi yandaş hastalıkların varlığına bakılmaksızın yüksek olduğunu belirten Özel Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Dr. Pınar Şişman, “Gerek gençler, gerek kronik hastalığı olmayan kişiler olsun, vücut ağırlıkları obezite derecesine ulaşmışsa hastalığı daha ağır geçirme riskleri yüksektir. Obezitesi olan kişilerin savunma hücrelerinden salgılanan ve virüsün çoğalmasını önleyen ‘interferon’ adı verilen proteinleri ve virüse karşı oluşan antikorları üretme kapasitesi sınırlıdır. Ayrıca, vücuttaki yağ doku, virüs için rezervuar görevi görüyor ve dolayısıyla obez kişilerde virüs daha uzun süre vücutta korunaklı bir şekilde kalabiliyor” dedi. Obezitenin teneffüs yolları üzerinde mekanik etki oluşturarak solunum yolu enfeksiyonu riskini arttırdığını belirten Dr. Pınar Şişman, “Solunum sisteminin enfeksiyonla mücadele etme kapasitesini zayıflatıyor. Bununla birlikte obezite damarda pıhtı oluşması ve bu pıhtıdan kopan parçanın başka bir bölge damarında tıkanmaya sebep olması olarak da adlandırılan tromboembolik olay riskini arttırıyor. O zaman bu süreçte sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyarken beslenmeye de dikkat edip, kilo kontrolü sağlamak önemli. Bu hedefle obez bireylerin salgın döneminde yüksek kalorili beslenme düzeninden kaçınması ve hafif-orta düzeyde egzersiz yapması çok önemlidir” diye konuştu.  

Haberler
06 Ocak 2021 - 09:28
'Zayıflamak için önce uykunuzu düzenleyin'

'Zayıflamak için önce uykunuzu düzenleyin'

Pendik Medipol Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Melahat Bekır Külah, insan hayatının üçte birini kaplayan uykunun dengesiz alınması durumunda obezite başta olmak üzere birçok sağlık sorununa yol açacağını açıkladı. Uykunun, vücudun fiziksel ve ruhsal olarak dinlendiği, yenilendiği, onarıldığı, yeni bir güne hazırlandığı dönem ve sağlıklı yaşam için vazgeçilmez bir durum olduğunu belirten Külah “Yeterli uyku, beyin sağlığı için önemlidir. Çünkü uyku sırasında beyin, uyanıklıkta gün boyunca biriken ve yaşlanmakta olan beyine zarar verebilme potansiyeli olan toksinlerden kurtulur. Ayrıca uyku, beynin ağ ve bağlantılarını sağlıklı tutup en iyi şekilde çalışmasını sağlar, günün erken saatlerinde yeni şeylerin öğrenilmesi ve hatırlanmasında yardımcı olur” dedi. “Obezite uyku apnesinin hem nedeni hem sonucu” Uyku ihtiyacının, kişiden kişiye ve yaşa göre değişkenlik gösterdiğine dikkat çeken Dr. Külah, “Yetişkinler için normal uyku süresi ortalama 6-8 saattir. Yaşlılıkta uyku süresi belirgin olarak azalıp uyku kalitesi bozulmaya başlar. Yaşamın yaklaşık üçte birini geçirdiğimiz bu kadar önemli bir durumun bozulması pek çok probleme yol açmaktadır. Uyku ile ilişkili yaklaşık yüze yakın bozukluk tanımlanmıştır. İnsomni, Obstruktif Uyku apnesi (uykuda solunum durması, OSAS), huzursuz bacak sendromu, uyurgezerlik uyku bozukluklarından sadece bazılarıdır. Uyku apnesi uykuda nefes tıkanıklığı, boğulma hissi ile uyanma, horlama, dinlendirici olmayan uyku, gündüz aşırı yorgunluk ve uyku hali, konsantrasyon bozukluğu gibi belirtilerle baş gösteren bir uyku bozukluğudur. Uykuda solunum bozuklukları nedeniyle doktora başvuran kişilerin yüzde 70'ini kilolu veya obez hastalar oluşturuyor. Obezite, uyku apnesinin hem nedeni hem de sonucu olarak ortaya çıkabilir. Obez kişilerde boyun ve hava yolu çevresinde yağ birikimi nedeniyle hava yolu daralır. Uyku apnesinin şiddeti arttıkça özellikle beyin olmak üzere vücudun oksijensiz kaldığını ve bireyin gece uykuya dalamadığını ifade etti. Derin uykuya dalamayan insanlarda büyüme hormonu salınımı azalıyor ve bu da vücut metabolizmasının yavaşlamasına, vücutta yağ birikmesine yol açıyor” şeklinde konuştu. “Uykusuzluk iştah açıyor” Yetersiz ve kalitesiz uykunun açlığı kontrol eden hormonları etkileyebildiğini belirten Külah, “Yetersiz uyku, doygunluk sinyalini gönderen leptin hormonu seviyesinde düşmeye neden olarak, vücudumuzun daha fazla kaloriye ihtiyacı olmadığı durumlarda bile beyne yemek yeme sinyali göndererek daha fazla yemek yemeye neden oluyor. Yetersiz uyku, iştahı artıran ghrelin açlık hormonu seviyesini ise yükseltiyor. Uykusuzluk gibi vücutta stres oluşturan bazı durumlar, kortizon hormonu seviyesini de yükselterek iştahın artmasına sebep olmaktadır. Uyku apne sendromlu hastaların leptin hormonu bozuk olduğu için kilo vermelerini beklememek gerekir. Üstelik hastalığın sonucu olarak kilo almaya da devam ederler. O nedenle öncelikle bu döngüyü kırmak gerekir. Yani önce hastalığı tedavi edip sonra kilo vermelerini sağlamak gerekir. Vücut kitle indeksi 35 ve üzeri olan kişilerde, horlama, gündüz aşırı uykululuk ve yorgunluk hali, uykuda nefes durması gibi belirtiler görülüyorsa, vakit kaybetmeden uyku hastalıkları konusunda uzman bir doktora başvurmaları gerekiyor. Polisomnografi denilen uyku testi sonucu kişide uyku apnesinin varlığı saptanırsa, öncelikle bu durumun uygun tedavi yöntemleri ile tedai edilmesi gerekmektedir. Uyku apnesi etkin bir şekilde tedavi edildikten sonra kişi kilolarından kalıcı bir şekilde kurtulabilmektedir” açıklamasında bulundu.

Haberler
23 Eylül 2020 - 13:27
'Obezite cerrahisi kalıcı sonuç vermez'

'Obezite cerrahisi kalıcı sonuç vermez'

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Genel Cerrahi Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Yaşar Özdenkaya, obezite cerrahisinin vücuttaki fazla yağın cerrahi yolla çözülmesi olduğuna dikkati çekerek önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Özdenkaya, cerrahi yollardan önce bir takım alternatifler doğrultusunda kilo vermeye çalışılmasının daha doğru olduğunu belirterek “Günümüzde çok sık duyup, görüyoruz ki hastalar hastane hastane gezerek direkt cerrahi çözüm arıyor. Obezite cerrahisinin de bir sınırı var. Bu da vücut kitle indeksi ile hesaplanıyor. Vücut kitle indeksi kilonun metre cinsinden boya bölünmesi ile ortaya çıkıyor” dedi. “BKİ 35'in üstünde olmalı” Dünya Sağlık Örgütü'nün obezite cerrahisi için 2 kriter uyguladığına dikkati çeken Dr. Özdenkaya, şöyle devam etti: “İlk kriter ek hastalığı ile beraber beden kitle indeksi (BKİ) 35'in üstünde olmasıdır. Diyabet, tansiyon, kolesterol, uyku apnesi yani kilonun beraberinde getirdiği ek sorunları yaşayan hastaların aynı zamanda vücut kitle indeksinin 35'in üzerinde olması lazım. İkinci kriter ise hastanın hiçbir ek hastalığının bulunmaması ama vücut kitle indeksinin 40'ın üzerinde olmasıdır. Tabii tek başına bunlarda yeterli değil. Bu bahsettiğimiz şeylerin en az 5 yıllık bir süre içerisinde diyet, spor belki de diğer alternatif yolları da deneyerek başarıya ulaşılamamış olması lazım. Kısacası obezite cerrahisi sadece kilo nedeni ile başvurulması gereken bir yöntem değildir.” “3 yöntem kullanılıyor” Dr. Özdenkaya, obezite cerrahisinde 3 yöntemin kullanıldığını belirterek, şu bilgileri paylaştı: “En çok bilinen mide kelepçeleri artık kendini tarih sayfalarında buldu. Mide kelepçesini artık dünyada hiçbir doktor uygun görmüyor. Avrupa'da çok az merkezde uygulanıyor ve daha çok kelepçe çıkarma işlemleri yapılıyor. Açıkçası obezite cerrahisinde kısıtlayıcı yöntemler daha sağlıklı sonuçlar veriyor. En çok tüp mide dediğimiz sleeve gastrectomy ve gastrik by pass gibi hem kısıtlayıcı hem de emilim bozucu yöntemler uygulanıyor. Tüp mide ameliyatında mide küçültülerek tüp haline getiriliyor. En eski yöntem olan gastrik by pass ise 2 aşamalıdır. İlk aşamada yemek borusunun hemen devamından çok küçük bir mide cebi oluşturulur ve ikinci aşamada ince bağırsak belli mesafeden bu mide cebi ile bağlanır. Bu ameliyatlarda mutlaka bir yerler kesiliyor, dikiliyor ya da birbirine ekleniyor. Ameliyat sonrası iyileşme süreci her hastada farklı olabiliyor. Bazı hastaların çok azında olsa da dikiş yerlerinde sızıntı, kaçak ya da iltihap olabiliyor. Bu nedenle hekimin hastayı doğru seçmesi, hastanın da doğru hekimi ve merkezi seçmesi çok önemli.” “Ameliyat sadece motivasyonu sağlar” Ameliyat yöntemi ne olursa olsun öncesinde ve sonrasında beslenme düzeninin oldukça önem taşıdığına değinen Dr. Özdenkaya, şu değerlendirmede bulundu: “Hastalar bilmeli ki ameliyattan önce yapmadıkları diyeti ameliyattan sonra zoraki de olsa uygulayacaklar. Fazla kilolardan sadece ameliyatla kurtulacaklarını düşünmemeliler. Ameliyattan sonra mutlaka beslenme şekillerine ve egzersize daha çok dikkat edecekler. Hayatta hiçbir şey oturarak ya da ameliyat oldum düzelsin denilerek atlatılamaz. Ameliyat onlara sadece motivasyon kaynağıdır. Bazen görüyoruz ki belli bir dönemde iyi kilolar veriyorlar ama daha sonra iş tekrar eskiye dönebiliyor. Çünkü hiçbir cerrahi yöntem yok ki ömür boyu yüzde 100 zayıflık garantisi versin.”

Haberler
12 Ağustos 2020 - 12:48