Tgrt Haber

Yazarlar

Tümü
"Yeşil Paradokslar! Enerji özgürlüğümüzü sınırlayan görünmez duvarlar"

Fosil yakıtların tükendiği ve çevresel etkilerinin giderek daha fazla farkına varıldığı bir dünyada, sürdürülebilir bir yaşam için hayati önem taşıyan konuyu nacizane yorumlamak istiyorum. Yenilenebilir enerji kaynakları, kullanım yöntemleri, teknolojinin bu alana olan katkıları ve entegrasyon süreçleri, yuvamız olan dünyanın geleceği için büyük bir öneme sahip olmakla beraber, o dünyanın misafiri olan bizler yani insanların zulmü ile karşı karşıya.

Güneş, rüzgar, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal gibi doğal süreçlerden elde edilen enerji kaynakları bu sınıfa giren enerji kaynakları olarak öne çıkar. Bu enerji türleri, çevreye zarar vermeden, sürekli ve sürdürülebilir bir şekilde enerji sağlarlar. Fosil yakıtların aksine, yenilenebilir enerji kaynakları sınırsızdır ve çevresel ayak izleri minimaldir. Küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadelede yenilenebilir enerji, karbon emisyonlarını azaltmak ve hava kalitesini iyileştirmek için kritik bir rol oynar. Son zamanlarda sıklıkla duyduğunuz karbon ayak izi farkındalığı konusunun da izlerini taşır.

Yenilenebilir enerji kaynakları çeşitli şekillerde kullanılabilir. Güneş panelleri, güneşin ışınlarını doğrudan elektriğe çevirebilirken, rüzgar türbinleri kinetik rüzgar enerjisini elektrik enerjisine dönüştürür. Hidroelektrik santraller, suyun potansiyel enerjisini kullanarak elektrik üretir. Biyokütle, organik materyallerin yanmasıyla enerji üretirken, jeotermal enerji, yer kabuğunun altındaki sıcaklıktan yararlanır. Anlayacağınız; dünya, nimetlerinden hala bizi yararlandırmak için malzeme sağlarken, insaoğlu da bahanelerle meşguldür. Aslında bu şekilde söylediğime bakmayın, dünya ne kadar yardımcı olsa da, insan ne kadar istese de bu kaynakların hayatımıza dokunur hale gelmesi biraz zaman alabilir. Tam da bu sırada, hayatımızı teknoloji kolaylaştırır.

Teknoloji, yenilenebilir enerji kaynaklarının keşfedilmesi, kullanılması ve entegrasyonunda temel bir rol oynamaktadır. Özellikle, enerji depolama teknolojileri, yenilenebilir enerjinin en büyük zorluklarından biri olan arz ve talep arasındaki uyumsuzluğu çözmek için geliştirilmektedir. Akıllı şebekeler ve IoT cihazları, enerji tüketimini daha verimli hale getirerek, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha etkin bir şekilde entegre edilmesine olanak tanır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının mevcut enerji sistemlerine entegrasyonu, teknolojik, politik ve ekonomik zorlukları beraberinde getirmektedir. Ancak, bu entegrasyon, enerji güvenliğini artırarak ve enerji maliyetlerini düşürerek, uzun vadede faydalar sağlarlar. Ancak uzun vadeli her konuda olduğu gibi bazı zorluklar vardır ve başrol insan ya da insanlar topluluğunu idare eden yönetimsel sebepler olarak göze çarpar. 

Düşünsenize; Ekvator bölgesinde, sadece Türkiye yüz ölçümü kadar bir alanı güneş panelleri ile kaplasanız ki; tüm dünyada çok daha fazlası var; bu alan tüm dünyanın enerji ihtiyacını karşılayacak potansiyel barındırıyor. Buna karşın, tüm dünyada bir enerji krizi yaşanıyor ve üstelik adaletsiz bir dağılım da söz konusu. Bir çok insan ise elektriğin icadından onca senelerden sonra bile mahrum yaşamak zorunda kalabiliyor. 

Peki neler oluyor? Bu güç içimizde, evimizde varken neden faydalanamıyoruz) 



Tabi ki; Sınırlar. Ülkeleri olduğu kadar insanları da biribirinden ayıran bu sınırlar, insan topluluklarının yönetimi konusunda devletler, milletler, organizasyonlar için gerekli olsa da dünyanın asıl sahibi olan tüm canlıların, doğanın genel faydasına hizmet etmesine engel oluyor. 

Bunu bilmek çok üzücü olsa da, oturduğumuz yerden hayıflanmak yerine, üzerimize düşeni yapmak konusunda gayretli olmalı, önce kendi evimizin önünü süpürmesini öğrenmeliyiz. Oysa çok daha küçük adımlarla hayatımızı kolaylaştırmak mümkün. Bireyler olarak yenilenebilir enerji kullanımını artırmak ve sürdürülebilir bir yaşam sürdürebilmek için basit adımlar dahi önemli rol oynar.

Enerjiyi verimli kullanmak, gereksiz tüketimin önüne geçer. Mümkünse, enerji sağlayıcılarınızdan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapın.

Toplu taşıma kullanımını artırmak veya alternatif enerjili araçlar gibi daha temiz alternatiflere yönelmek bile başlangıç olabilir. Sürdürülebilirlik hakkında daha fazla bilgi edinmek ve bu bilgileri çevrenizle paylaşmak da sosyal bir sorumluluk olduğu kadar belki de en önemli etkendir.

Yenilenebilir enerji, gezegenimizin geleceği için olmazsa olmaz bir yatırımdır. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yapılan her küçük değişiklik, daha yaşanabilir bir dünya için büyük bir fark oluşturabilir. Bu nedenle, yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlar, sadece ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir zorunluluktur. 

Hayatımızda da aynı dünyadaki gibi bazı sınırlar vardır ki, kaderimizi etkiler. Coğrafya kaderdir yaklaşımı ile genelde girişimcilik konularında karşılaşsanızda, doğa ve enerji konularında barışık bir dünya için, kaderimizi kendimizin çizme vakti gelmiş de çoktan geçiyor. Geldim kaç yaşına beni etkilemez, çocuğum bile görmez dediğiniz felaketler, bir bakmışsınız aniden kapınızı çalıvermiş. Her şey bir yana zaten değişmesini istediğimiz şey tam da bu olabilir mi? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasından çıkamadığınız her durum, ama büyük ama küçük uyarılarla ile karşımıza çıkar, kaderimizi etkiler. Bizi diğer canlılardan ayıran şey keşke "iyi düşünmek" olsaydı. Zira görünüyor ki; sadece "düşünen" olmak sürdürülebilir bir yaşam için yeterli olamayacak kadar yakın.

18 Nisan 2024
Esnek veya evden çalışmanın psikolojik boyutu: Görünmeyen zorluklar!

Günümüz iş dünyasında esnek çalışma saatleri veya evden çalışma, birçok profesyonelin tercih ettiği bir çalışma biçimi haline geldi. Bu çalışma şekli iş ve özel hayat dengesini sağlama konusunda büyük bir özgürlük sunuyor gibi görünse de, aslında psikolojik açıdan bazı önemli zorlukları da beraberinde getiriyor.

Bir psikolog olarak bu zorlukları ve bireylerin bu zorluklarla nasıl başa çıkabileceğini ele almak istiyorum.

Esnek çalışma saatleri, iş yükünü yönetme ve işin zamanlaması konusunda özgürlük sunar. Ancak bu durum sürekli bir "açık" modunda olmayı gerektirebilir. "Ne zaman istersen çalış" yaklaşımı, iş ve özel hayat arasındaki sınırların belirsizleşmesine yol açar. Özellikle işten tamamen kopamayan ve sürekli mesai halinde olan bireyler için stres, tükenmişlik ve huzursuzluk hissi yaratabilir.

Ayrıca, esnek çalışma saatleri sosyal izolasyona da neden olabilmektedir. Ofis ortamında doğal olarak gelişen sosyal etkileşimler, esnek saatlerde evden veya uzaktan çalışanlar için daha nadir hale gelir. Bu da bireylerin sosyal destek sistemlerinden uzaklaşmasına ve zamanla yalnızlık hissine kapılmasına neden olabilir.

Esnek çalışma saatlerine sahip kişilerin karşılaştığı bir diğer önemli zorluk ise yakın çevreleri ve aileleri tarafından sürekli erişilebilir olarak görülmeleridir. "Her zaman müsait" algısı, bireylerin sürekli yeni tekliflere ve beklentilere maruz kalmasına neden olur. Bireylerin kendilerine ve işlerine odaklanmalarını zorlaşır.

Aile üyeleri veya arkadaşlar, esnek çalışma saatlerinin, kişinin her istenildiğinde mevcut olabileceği anlamına geldiğini düşünebilir. Bu yanılgı, sıklıkla "hayır" deme gerekliliğini beraberinde getirir. Ancak sürekli "hayır" demek zorunda kalmak, kişisel ilişkilerde gerilime ve suçluluk duygusuna yol açabilir. Eğer kişi bu sınırları çizmekte başarısız olursa, işleri aksayabilir ve bu da stres ve iş yükü artışına neden olur.

Esnek çalışma saatleriyle başa çıkabilmek için bireylerin belirli rutinler geliştirmesi ve net çalışma sınırları koyması önemlidir. İşverenler ve çalışanlar, bu yeni çalışma düzeninin sağlık üzerindeki etkilerini en aza indirmek ve sürdürülebilir bir profesyonel yaşam sağlamak için bilinçli stratejiler geliştirmelidir.

Evden çalışma, esnek çalışma düzenlerine benzer zorlukları barındırırken, özellikle ev ortamının getirdiği sürekli kesintiler dikkat dağınıklığına yol açar ve zamanla iş verimliliğini ciddi şekilde olumsuz etkileyebilir. İş ile özel hayat arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesi, bireylerin kendilerini sürekli çalışma modunda bulmalarına ve tükenmişlik sendromu riskinin artmasına sebep olur.

Bu nedenle, evden çalışma düzeni, disiplinli zaman yönetimi ve kesin sınırların belirlenmesini gerektirir. Sınırların belirlenmesi, iş ve özel yaşam arasında sağlıklı bir denge kurulmasını sağlar, böylece bireylerin genel sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkiler yaratır.

18 Nisan 2024
İsmail Kartal neden gergin?

Rakibiniz ile başa baş gidiyorsunuz. Her maçınızı kazanıyorsunuz.

Rakibiniz tarihinin en pahalı kadrosunu kurmasına rağmen Avrupa’dan elenmiş, siz devam ediyorsunuz.

Ama sürekli rakibinizin teknik direktörü övülürken, siz haksız eleştirilere uğruyorsunuz. Hak ettiğiniz övgüleri alamıyorsunuz. 25 tane yüksek kaliteli oyuncudan kurduğunuz takım, "O kadro ile herkes bunları başarır" sığlığı ile yeriliyor.

Siz, deplasmanda üst üste kazanma rekoru kırıyorsunuz, kimse konuşmuyor.

Siz, gol rekoru kırıyorsunuz, kimse konuşmuyor.

Siz, hakem skandalları ile karşılaşmanıza rağmen hiç başarınızdan taviz vermiyorsunuz, kimse konuşmuyor.

Sizin arkanızda medya yok, kulisiniz yok.

Adınız İsmail Kartal!

Ekrana çıkan kibirli adamlar sizi sürekli küçümsüyor. Yaptıklarınızı değil, yapmadıklarınızı anlatıyor…

Siz, kötü giden bir devrenin ardından maçı çevirdiğinizde, "ilk devreyi çöpe atan adam" oluyorsunuz.

Rakibinizin hocası, kötü giden ilk devre sonunda maçı kazanınca, "ikinci devre sihirli dokunuşları ile maçı çeviren adam" oluyor…

Siz, Batshuayi gibi bir karakteri yedekliğe ikna ediyorsunuz; siz, Bonucci gibi bir yıldızı yardımcınız gibi davranmaya ikna ediyorsunuz, siz türlü haksızlıklara karşı takımı birlikte olmaya ikna ediyorsunuz ama siz, “Ya hu bu İsmail Kartal, niye bu kadar gergin?” diye eleştiriliyorsunuz.

Evet, İsmail Kartal gergin.

Çünkü İsmail Kartal ayrımcılığa uğruyor. Youtube’un kibirli ve dolgun maaşlı yorumcuları ona hakkını vermiyor. Tribüne gelen taraftar ona destek oluyor ama sosyal medyada kaloriferci İsmail diye aşağılanıyor.

Bir kanalda maç yayını sırasında; ki Fenerbahçe mağlupken, aşağılamak için görüntü İsmail Kartal’a geldiğinde kalorifer firması reklamı konuluyor.

Sizin oğlunuz Trabzon’da tartaklanınca "Akreditasyonu yok" yalanı ile olayı yumuşatıyorlar, rakip takımın teknik direktörünün oğluna sosyal medyada biri hoş olmayan bir şey söyledi diye ülkede neredeyse seferberlik ilan ediliyor.

Evet İsmail Kartal gergin… İsmail Kartal’ın arkasında bir cemaat, bir medya, bir sosyal medya yok. Trolleri yok. Kendisi için sosyal medyada editler yapılmıyor. İsmail Kartal şov yapmayı beceremiyor. Sosyal medyasından özlü sözler yazmıyor. Biliyor ki ilk puan kaybında, bütün sezon başardıkları yok sayılacak. Aşağılanacak, hakarete uğrayacak.

Ne hakem hataları hatırlanacak ne Mehmet Büyükekşi’nin yaptıkları hatırlanacak ne de Fenerbahçe’nin bütün sezon yaptıkları hatırlanacak. Tek konuşulacak konu, İsmail Kartal olacak.

Bir insanın hata yapmama şansı yoktur. Ama İsmail Kartal’ın hata yapması demek çarmıha gerilmesi anlamına geliyor.

Sonra diyorlar ki İsmail Kartal gergin… Sonra diyorlar ki İsmail Kartal kendisini neden anlatma gereği duyuyor.

Sizin yüzünüzden beyler, sizin yüzünüzden!

Siz, İsmail Kartal’ı bu hale getirdiniz.

17 Nisan 2024
İsrail-İran geriliminde ikinci perde

Cumartesi gecesinden bu yana haberciler olarak en çok kafa yorduğumuz mesele İran İsrail gerilimi.

Şam’daki büyükelçiliğinin vurulmasından 2 hafta sonra İsrail’in en büyük düşmanı olarak gözüken İran, tarihinde ilk kez İsrail’e açıktan saldırdı. 300’e yakın İHA, balistik füze gibi çeşitli mühimmatın neredeyse tamamı İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe tarafından imha edildi.

Tabii imha faaliyetlerinde ABD; İngiltere, Ürdün gibi ülkelerin rolü de dikkat çekti.

Hatta Ürdün Presesi’nin bile 5 İran İHA’sını düşürdüğü iddia edildi.

İsrail ve İran peşpeşe gerilimi tırmandırmama yönünde mesajlar verdikten neredeyse 24 saat sonra rüzgar tersine dönmeye başladı.

Gazze’deki Refah’a yönelik kara harekatını askıya aldığını söyleyen Netanyahu belki de 2-3 gün içinde yeni bir saldırıya başlayacak.

Dünya, İsrail İran gerilimi üzerinden yeni bir bölgesel ve hatta sonrasında bir 3. Dünya savaşı mı başlayacak endişesini yaşarken; açlıktan ölen Gazzeli çocuklar çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalacak ve sesleri bu kez muhtemelen öncekilerden az duyulacak.

İsrail savaş kabinesi ve ordu sözcülerinden gelen açıklamalara baktığımızda İran’ın hava saldırısına yönelik karşılık, belki siz bu satırları okurken verilmiş olacak.

İsrail tarafından, Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkelerine, kendilerinin bu karşılık nedeniyle bir zarar görmeyeceklerine dair güvenceler verildi bile.

Yani İsrail’in silahlı bir cevap vermesi artık neredeyse kesin gibi.

Mevzu, bu misilleme İran topraklarında mı gerçekleşecek yoksa yine Suriye, Irak, Lübnan ya da Yemen üzerinden mi gerçekleşecek?

İran topraklarında yapılacaksa insanlar mı ölecek yoksa bazı nükleer tesisler gibi sembolik yapılar mı imha edilecek?

Ve asıl soru bu, misillemeden sonra İran da bir kez daha karşılık verecek mi?

Verirse olay bölgesel bir savaşa dönüşür mü?

Türkiye bu gelişmelerden nasıl etkilenir, nasıl önlemler alması gerekir?

Türkiye’yi bekleyen tehlikeler neler?

Bunların hepsi ve daha fazlası çok bilinmeyenli denklemler gibi çözülmesi zor problemler.

Kişisel görüşüm kısa vadede bu olayın bölgesel bir savaşa dönüşmeyeceği yönünde.

Buna rağmen bölgesel gerilim Gazze sorunu çözülmedikçe azalmayacaktır

Kim bilir, belki de zaten bu gerilimin düşmesi de istenmiyordur.

Sonuç olarak; Netanyahu’nun Gazze olaylarından 2 hafta önce 22 Eylül’de BM’de gösterdiği yeni bir Orta Doğu haritası çizilmeye çalışılıyor.

Ülkemizin boyunduruk altına alınmaya çalışıldığı bu yeni denklem bakalım Türkiye’ye rağmen gerçekleşecek mi?

Hep birlikte göreceğiz

Siz ne dersiniz?

17 Nisan 2024
O‘kan’ kimsede yok!

Galatasaray’ı 13. sıralardan alıp şampiyon yapan Okan Hoca, bu sezonda her hafta kırdığı yeni rekorlar sarı-kırmızılı takımın başına geldiği günden beri Türkiye’nin açık ara en iyi teknik adamı olarak yoluna devam ediyor. Hocalık performansı ve galibiyet serisiyle de Avrupa’da da devler yarışıyor. Özellikle bu sezonu devşirme futbolcularla tamamlayacak olan hoca adeta destan yazıyor. Hatta biz ona devşirme demeyelim, ne diyelim? Bence; Joker! Hoca, Barış Alper Yılmaz’ı neredeyse sahanın her yerinde oynatırken aynı şekilde Kaan Ayhan’dan da faydalandı. Şunu da unutmamak gerekli Kaan Ayhan sakatlığının olmasına rağmen sezon sonuna kadar fedakarlık yaparak forma giymeye devam ediyor.

Satranç gibi…

Gelelim Alanyaspor mücadelesine… İlk 45 dakikada Galatasaray’ı Nelsson ayakta tutarken, 2. Yarı oyunu iyi okuyan ve satranç oynar gibi hamlede bulunan Okan Hoca, Hakim Ziyech’i adeta çilingir olarak kullandı. Ceza sahası dışından, kaleye “Vur” emri veren Buruk, oyuncuların harika yetenekleriyle de bir mücadeleden daha galip ayrılarak geri sayıma geçti. Barış Alper Yılmaz’ı da unutmamak gerekli. 2 golün mimarı olan Yılmaz, adeta CTRL+C ve CTRL+V tarzından goller kaydetti. Barış’a boşuna joker denilmiyor!

Forma adaleti

Galatasaray forması ile ilk maçına Alanya deplasmanında çıkan Serge Aurier beklentilerin çok altında kaldı. Karşılaşma öncesi son taktik antrenmanında özellikle oynamak istediğini teknik ekibe ileten Aurier’i Okan Hoca kırmadı fakat onun kötü performansı hayal kırıklığı oluşturdu. Normal şartlarda Kaan Ayhan ile mücadeleye başlama planı yapan hoca, antrenmanlarda kim iyi ve istekliye o kişiye şans veriyor. Aurier’in antrenmandaki performansı sahaya yansımayınca 2. Yarı yerini Kaan’a bıraktı. Sahadaki bir diğer zayıf ismi ise; Kerem Aktürkoğlu. Her ne kadar taktik amaçlı oyunda alınsa bile son haftalardaki futbolu iç açıcı değil. Şuna da değinmeden geçemeyeceğim; Kerem Demirbay’da son 2 haftadır kötü futbolunu sürdürüyor. Kalan 6 haftada her futbolcu maksimumunu sahaya koymalı. Yeri gelmişken forma adaletinden de bahsetmek harika olur. Bu sezon nerdeyse her futbolcuya forma veren Buruk, futbolculara karşı iyi niyetini de gösteriyor. İşte Okan Hoca’nın kazandı nokta; Sevgi ve saygı….

16 Nisan 2024
Helal Sertifikalı ürünlere güvenmeli miyiz?

Gıda güvenliği ve helal tüketim bilinci arttıkça, sertifikalı ürünlere olan talep de artmaktadır. Peki, helal sertifikalı ürünler ne kadar güvenilir? Hangi kurumlar bu sertifikaları veriyor? TSE onaylı helal sertifikası nedir ve neleri kapsar? Bu yazıda, bu soruların cevaplarını ve sertifikalı ürünlere dair bilinmesi gerekenleri inceleyeceğiz.

Helal ve güvenilir gıdaya ulaşmak toplumumuzu oluşturan her bir birey için bence çok önemli olmalıdır. Üretimi ise mutlaka diğer sanayi üretimlerinden ayrı olarak ele alınmalı ve farklı tüketici gruplarının önceliklerine göre de teşvik edilmelidir.

Helal ürün nedir?

Helal ürün, İslam dininin kurallarına uygun olarak üretilmiş ve Müslümanlar açısından tüketilmesinde bir mahzur bulunmayan ürün demektir. Helal Gıda kavramı ise üretimden reyona kadar tamamıyla İslami kurallara uygun olarak hazırlanan ürünler için kullanılmaktadır. Helal ürünler, domuz eti ve alkol gibi dinen yasaklı maddeler de içermezler. Ayrıca, et ürünlerinde de hayvanların kesimi İslam’ın emrettiği belirli kurallara göre düzenlenmektedir.

Peki, Helal Gıda Sertifikalı ürün ne demektir?

Artmakta olan sanayileşme ve teknolojik gelişmeler, ürünlerin nasıl üretildiğini şeffaf hale getirmediğinden, dini hassasiyeti olan tüketicilere güvenli ve bilinçli alışveriş imkanı sunmak amacıyla “Helal Gıda Sertifikası” sistemi kurulmuştur. Helal Gıda Sertifikalı ürün ise bu konuda belirli standartlara ve kriterlere uygun üretildiğini gösteren bir belge ile düzenlenmiş ürün demektir. Bu belge, bağımsız bir kuruluş tarafından yapılan denetimler sonucunda verilir.

Helal sertifikası olan bir ürünün güvenilirliği genel olarak yüksek kabul edilir. Ancak, yine de sertifikanın güvenilirliği, sertifikayı veren kuruluşun yetkinliğine ve denetim sıklığına bağlıdır.

Sertifikayı hangi kurumlar verir?

Ülkemizde helal gıda sertifikasını verme yetkisine sahip birçok kuruluş bulunuyor. Bu kuruluşların başında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) geliyor. TSE, kamu otoritesinde Türkiye'deki en önemli bir sertifikalandırma kuruluşudur. Kurum, bir gıda ürününün helal kriterlerine uygun olarak üretildiğini gösteren “TSE Onaylı Helal Belgesi” verir. Bu sertifika, ürünün hammaddesinden üretim sürecine, etiketleme ve ambalajlamasına kadar tüm aşamaları kapsar.

TSE dışında helal ürünler için özel olarak yetkilendirilmiş birçok sertifikalandırma kuruluşu da bulunmaktadır. GİMDES “Helal Gıda Sertifikası” gibi.

Helal Gıda Sertifikalı ürün satın alırken neler dikkat edilmeli?

  • Öncelikle sertifikayı veren kuruluşu araştırın ve güvenilir olduğundan emin olun.
  • Sertifikanın güncel olup olmadığına ve ürünle ilgili tüm bilgileri kapsadığına bakın.
  • Ürünün etiketini dikkatlice okuyun ve içerik bilgilerini kontrol edin.
  • Herhangi bir şüpheniz varsa, ürünü satın almadan önce araştırın ve ilgili kuruma bilgi verin.

Helal sertifikası olan ürünlere güvenebilir miyiz?

Helal Gıda Sertifikası, dini bir gerçeği temsil etmesi açısından oldukça hassas bir konudur. Bu nedenle belgelendirme sistemi ticari kaygılardan uzak, bağımsız ve tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır. Sertifikalandırma, İslami kurallara ve bilimsel prosedürlere riayet edilerek yapılmalıdır. Bu bağlamda, kurumların tarafsız ve bağımsız olması, ticari kaygılardan uzak durması ve helal kriterlerini titizlikle uygulaması son derece önemlidir.

Ticari çıkarlarını ön planda tutan bazı kuruluşlar tarafından sertifikalandırma sistemi, suistimal edilme riskini de beraberinde getirebilir. Bazı fırsatçılar, helal sertifikalandırma yetkisini esas gayesinden uzaklaştırabilir. İşte o zaman bu durum, helal ürünlere olan güveni sarsabilir ve tüketicileri yanıltarak ciddi mağduriyetlere yol açabilir.

Dolayısıyla Helal Gıda Sertifikası olan bir ürünü, tamamıyla helal gıda gibi bakmadan bir açık kapı bırakılması gerektiği kanaatindeyim. Bazen takip edilmediği veya helal konusunda ciddiye alınmadan davranıldığı durumlar da oluşabilir. Ancak yine de bu sistem hafife alınmamalı ve ürünün ilgili belgelendirme kuruluşu tarafından izleniyor ve takip ediliyor olduğunu da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, özellikle yurtdışı için sertifikalı ürünler gıda güvenliği ve helal tüketim için sağlam bir göstergedir. Ancak, bu sertifikalar çok önemli olsa da, tek başına yeterli bir kriter değildir. Ürün satın alırken sertifikanın güvenilirliğine dikkat etmeli ve belgesi var diye de tam sorgulama yapmadan satın alma yapılmamalıdır.

 

15 Nisan 2024
İran-İsrail gerilimi: Aslında ne oldu?

Pek ani bir gelişme değildi.

Günlerdir üst üste açıklamalar yapılıyordu.

Ve beklenen oldu.

İran’dan İsrail’e yönelik, "ilk açıktan saldırı" gerçekleşti.

2 hafta önce Şam’da İran Büyükelçiliği vurulduktan sonra, ABD, defalarca böyle bir saldırı olacağının haberini veriyordu.

Sürü dronlarla, İsrail’in savunma sistemi tarafından neredeyse tamamen imha edilen, kayıpsız savuşturulan bir “saldırı” gerçekleştirdi İran.

Bu atakların devamı gelir mi?

Peki 3. dünya savaşı çıkar mı?

Bana göre 3. dünya savaşı eninde sonunda çıkarılacak!

Ama bu savaş, İran dron fırlattı diye şu aşamada çıkmaz.

İran’ın zayıf ekonomisi bunun için uygun değil.

İran’ın askeri kapasitesi bunun için yeterli değil. 

İran’ın toplumsal desteği kapsamlı bir savaş için istenildiği gibi değil. 

Bu küçük çaplı ama tüm dünyayı diken üstünde tutacak kıvama getiren olay, yine hem İsrail’e hem de İran’a yaradı. 

Yani bir kez daha "win-win" durumu. 

İsrail, dünyanın desteğini kaybetmişti.

İsrail, en son BMGK’dan çıkan kararla bırakın destek almayı, köşeye sıkışmıştı.

İsrail, ABD ile dahi restleşmeye başlamıştı. 

Netanyahu’ya yönelik İsrail içindeki protestolar zirve yapmıştı. 

Gazze’deki vahşete yönelik tepkiler nedeniyle, istedikleri son kara harekatına bir türlü başlayamıyorlardı. 

İran’ın bir tek yaralanmaya dahi yol açmayan bu aksiyonu, İsrail’i tüm bu “problemlerden” kurtarabilir. 

İran ise sadece sözde değil, icraatta da varım diyerek çizilen karizmasını onarmış gibi oldu.

Öldürülen pek çok komutanının intikamını, kimseyi öldürmeyerek almış oldu! 

İç kamuoyunun bir kısmına moral motivasyon verdi. 

İslam ülkeleri içindeki yalnızlığından kurtulmak için bir fırsat yakaladı ve destek bekler hale geldi.

İşin bir de küresel boyutu ve Amerika tarafı var.

Katledilen Filistinliler için özellikle Batı ülkelerinde protestolar bir anda bıçak gibi kesildi. 

Filistin devleti; İspanya, İrlanda, Malta, Slovenya, Japonya tarafından tanınmak üzereyken, bu konu şimdilik rafa kalktı. 

Biden, iç kamuoyu baskısı nedeniyle İsrail’e desteğini çekmek zorunda kalmışken, durum tersine döndü. 

Amerikan ve Batı medyası gaflarıyla ünlü bunak Biden haberlerini durdurdu. 

Trump dahi şu konjonktürde Orta Doğu üzerinden Biden’a muhalefet edemez hale geldi. 

Peki bundan sonra neler olabilir?

İsrail, Suriye ve Irak’taki PKK/YPG teröristlerini, "İran milislerine karşı kullanıyoruz" bahanesiyle daha etkin bir hale getirip, "teröristan" projesine, dolayısıyla Arz-ı Mev’ud hayaline ivme kazandırabilir. 

İsrail, Lübnan üzerindeki kontrolünü; ABD ve İngiltere ise Yemen’deki Husilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırabilir. 

İran, Hürmüz Boğazı'nda birtakım yeni hamlelerle, gerilimi kontrollü bir şekilde üst seviyede tutarak, petrol fiyatlarının ciddi oranda artmasına neden olabilir. 

Bayram arasından sonra bugün itibarıyla kaldığımız yerden devam edeceğimiz programımda İran ve Orta Doğu konusunda uzman isimlerle konuşarak sizleri daha fazla aydınlatmaya gayret edeceğim.

Bugün ve hafta içi her gün saat 15:00’te TGRT Haber ve Türkiye Gazetesi YouTube kanallarından ortak olarak canlı yayınlanan “Alper Altun ile Bi Bakalım” yayınımıza beklerim. 

Görüşmek üzere…

15 Nisan 2024
Vatandaş düşünceli, yapmak lazım!

Son yıllarda Türkiye ekonomisi, vatandaşların alım gücünü olumsuz etkileyen birçok zorluğa maruz kaldı.

Bu bayramda ben de memleketim olan Batman'a gittim. Orada eş-dost birçok kişi ile bir araya gelme fırsatı buldum. Fakat doğrusunu söylemem gerekirse, bu sohbetlerde önemli bazı anekdotlara ulaştım.

Burada, içlerinde tamamı farklı kurumlarda olan bir daire başkanı, bir il müdürü, bir siyasetçi, bir ordu personeli ve bir iş adamının olduğu bir sohbette ilginç bazı tespitler elde etme imkanım oldu. Doğrusu, şimdi bahsedeceğim tespitler hakkında çokça bilgim vardı. Ama en azından önem sırasını öğrenme imkanı buldum. 

Tamamı üst gelir grubu sayılabilecek meslek mensubu bu kişilerden il müdürü, kendi kızını üniversitede okumakta zorlandığını, masrafları fazla diye kızına okulu bırakıp tekrar sınava girip kendi memleketinde okumasını istediğini üzülerek söylüyordu. Daire başkanı artık eve et alırken iki defa düşündüğünü, günlük ihtiyaçları bile karşılamakta zorlandığını ifade ediyordu. Dahası bir ev ya da araba almanın artık ne kadar imkansız olduğunu vurguluyorlardı. Çoğu ev veya arabası olduğuna şükredip, bugün olsa alamayacaklarını söylüyordu.

EKMEK ALMAKTA BİLE ZORLANANLAR VAR

Peki ya bugün çalışmaya başlayan ne yapacak?

Ekmek fiyatının 15 TL'ye ulaştığını, bir emeklinin günlük sadece ekmek tüketirken bile zorlandığını anlatıyordu ortamdakiler... Aslında bu zorlukların üstesinden gelmek için atılacak adımlar mevcut. Özellikle, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlamak adına devletin müdahale etmesi gereken alanlar olduğunu düşünüyorum.

TOKİ DAHA FAZLA İŞİN İÇİNE GİRMELİ

Gündelik yaşamımızda vazgeçilmez olan ev, araba ve temel gıda ürünlerinin, vatandaşların büyük bir kısmının erişiminde zorluklar yaşadığı alanlar olduğunu biliyorum. Bu ürünlerin fiyatlarının düşürülmesi, vatandaşların alım gücünü artırmak için atılacak bir adım, önemli bir ilk adım olacaktır. Her konuda değil ama ilk ev veya arabasını almak isteyenlere devlet desteği ile uzun vadeli ve ucuz kredi desteği verilebilir.

Bu TOKİ eli ile yapılabilir. Daha uzun vadede daha ucuz ödeme koşulları ile herhangi bir şarta bağlı olmaksızın evi veya arabası olmayan kişilere verilebilir. Bu yapılırken yerli araç alımı da teşvik edilebilir. Sonuçta amaç bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Çünkü, AK parti hükümeti döneminde TOKİ'nin bu konuda başarılı çalışmaları geçmişte olmuştu.

ZAMAN KAYBETMEDEN YAPILMALI

Özellikle et, ekmek, su ve süt gibi temel gıda ürünlerinin fiyatlarının indirilmesi, aile bütçelerine ciddi bir nefes aldıracaktır. Bu adım, özellikle dar gelirli ailelerin yaşam standartlarını yükseltecek ve ekonomik olarak daha güçlü olmalarını sağlayacaktır. 500 - 600 TL fiyatlarla kırmızı et almak, yerine gerekirse vatandaşı zorlayan bu tarz gıda ürünlerine özel, ithalatın önü açılarak ülkeye ucuz et girmesi sağlanabilir. Aynı şey süt ve ekmek için de geçerli... Temel gıdaya bile düzgün ulaşamazken, büyük hedefler koymak, vatandaşın endişelerinin anlaşılmadığı algısını ortaya koyuyor.

Devletin bu konuda alacağı kararların ve uygulayacağı politikaların sadece fiyatları düşürmekle sınırlı kalmaması gerekiyor. Aynı zamanda gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek için vergi politikalarında da reformlar yapılması gerekiyor.

Vergi toplamak devletler için  önemli bir faaliyettir. Fakat vatandaşını bu kadar zorlayacak vergiler koymak mı, yoksa az vergi çok emek mi derseniz; ben, az vergiden yanayım.

Dahası toplumun büyük kesiminde kamuda ciddi bir liyakatsizlik olduğu algısı hakim. Bu endişelerin ortadan kalkması gerekiyor. Böylece, daha adil bir ekonomik ve sosyal yapı oluşturulabilir ve herkesin daha iyi bir yaşam standardına sahip olması sağlanabilir.

Bunları yazarken özellikle hükümetin vatandaşların alım gücünü artırmak için acil adımlar atması gerektiğini vurgulamak için bu yazıyı kaleme alıyorum. Çünkü, vatandaş sesinin cumhurbaşkanına ulaştırılamadığını düşünüyor. Devletin, ev, araba, temel gıda ürünleri gibi hayati malzemelerin fiyatlarını düşürme ve gelir dağılımındaki adaletsizliği giderme konusunda kararlı bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Bu, sadece ekonomik olarak daha güçlü bir Türkiye için değil, aynı zamanda daha adil bir toplum için de önemli.

Bu haftaki yazıma burada son verirken, Türkiye’nin başarılı bir ekonomi politikası yürütürken, vatandaşı da kollayan bazı adımlarla öne çıkması gerektiğini belirtmek istiyorum.

Haftaya görüşmek dileği ile.

15 Nisan 2024
Hamas ya da Direniş

Tarih Gazze'de tekerrür mü edecek yoksa baştan mı yazılacak?

İsmail Haniye, ailesinden şehit haberlerini duyunca Allah’a sığınarak karşıladı. 6. ayını aşan Gazze Direnişi aslında bir İbrahim bir İsmail gerçekliğidir. "Oğlun İsmail’i kurban et" emrine, baba ve oğlun kabullenişidir Gazze. Sonrası İsmaillerin değil nice koçların şehadetidir Gazze…Tıpkı binlerce Gazzeli aile gibi Haniyeler gibi…

Mesele sadece Gazze mi?

75 yıllık Filistin işgali ve şimdi yaşanan Gazze katliamında ortaya bir direniş sosyolojisi oluştu. Burada Hamas mücadelesi Müslüman liderler, Arap dünyasının önde gelenleri açısından bize yaşananları özetliyor. Hamas yöneticileri ve aileleri hep hedefte... Ya kendileri ya aileleri katledilmeye devam ediyor. Ortadoğu’da farklı bir eksende olan Hamas yani İslami Direniş Hareketi bize meselenin sadece Gazze’yi savunmak olmadığını gösterdi.

Endülüs ve Kudüs Medeniyeti

Endülüs medeniyetinin sonu: Granada'nın düşüşü ve Kudüs medeniyetinin geleceği Gazze… Aksakallı Tarih Dede bize ders vermeye devam ediyor. 2 Ocak 1492 tarihinde İber yarımadasındaki son Müslüman ülke olan Beni Ahmer Devleti'nin Başkenti Granada (Gırnata) İspanya Krallığı'nın eline geçti. Böylece 782 yıllık Endülüs medeniyeti sona ermiş oldu. Granada kuşatması yaklaşık 90 yıl sürdü. Bölgede 1479 yılında Aragon ve Kastilya Krallıkları'nın birleşmesiyle İspanya Krallığı ortaya çıktı. Tıpkı işgalci İsrail ile ABD’nin Ortadoğu’da birleşmesi gibi… 25 Kasım 1491 tarihinde Beni Ahmer Devleti'nin  Meliki Ebu Abdullah Muhammed ve İspanya Krallığı arasında teslim antlaşması imzalandı. Tıpkı Filistin yönetimleri ile İsrail arasında imzalanan anlaşmalar gibi… Varılan antlaşmaya göre Granada teslim olacak, karşılığında Müslüman ve Yahudilere hiçbir şekilde zarar verilmeyecek, kimse zorla Hristiyan yapılmayacak, ezan okunabilecek ve kadılık gibi kurumlara müdahale edilmeyecektir. Tıpkı bugünkü Ramallah’taki durum gibi… 2 Ocak 1492 tarihinde Granada teslim oldu ancak İspanyollar antlaşmaya hiçbir zaman uymadı.  Çok kısa zamanda Müslümanlara ağır bir zulüm başladı ve İber yarımadasındaki büyük Endülüs  medeniyetinin izleri yok edilmeye başlandı. Bugün Gazze’nin yıkılması gibi…

Ve günümüzü anlatan bir gerçeklik; Endülüs düşerken son sultan Ebu Abdullah'ın annesi Ayşe Sultan'ın dilinden döküldü bu cümleler: "Ağla oğlum ağla... Erkekler gibi savaşmadın şimdi otur kadınlar gibi ağla..."
Gazze’de direniş, erkekler gibi savaşıyor. Evlatlarıyla, torunlarıyla imtihan edilirken savaşıyor. Uzaktan ağlaşanlara rağmen….

Soru şu Gazze düşersen Kudüs medeniyeti ne olur… Ya da tarih Gazze'de tekerrür mü edecek yoksa baştan mı yazılacak? 

‘’Uzaklardan seni düşünürüm ey Kudüs
Endülüs’ün sessiz minarelerinden
Yürüyorum sessiz adımlarla sana
Bir yanımda Ayasofya bir yanım Aksa
Bir Selahattin kuşatması sarar beni
Şanlı fetih zamanlarından kalan
Seni düşünürüm seni Kudüs
Miraçta en sevgili ile kalan zamanlardan’’

12 Nisan 2024
Vatandaş düşünceli, yapmak lazım!

Son yıllarda Türkiye ekonomisi, vatandaşların alım gücünü olumsuz etkileyen birçok zorluğa maruz kaldı.

Bu bayramda ben de memleketim olan Batman'a gittim. Orada eş-dost birçok kişi ile bir araya gelme fırsatı buldum. Fakat doğrusunu söylemem gerekirse, bu sohbetlerde önemli bazı anekdotlara ulaştım.

Burada, içlerinde tamamı farklı kurumlarda olan bir daire başkanı, bir il müdürü, bir siyasetçi, bir ordu personeli ve bir iş adamının olduğu bir sohbette ilginç bazı tespitler elde etme imkanım oldu. Doğrusu, şimdi bahsedeceğim tespitler hakkında çokça bilgim vardı. Ama en azından önem sırasını öğrenme imkanı buldum. 

Tamamı üst gelir grubu sayılabilecek meslek mensubu bu kişilerden il müdürü, kendi kızını üniversitede okumakta zorlandığını, masrafları fazla diye kızına okulu bırakıp tekrar sınava girip kendi memleketinde okumasını istediğini üzülerek söylüyordu. Daire başkanı artık eve et alırken iki defa düşündüğünü, günlük ihtiyaçları bile karşılamakta zorlandığını ifade ediyordu. Dahası bir ev ya da araba almanın artık ne kadar imkansız olduğunu vurguluyorlardı. Çoğu ev veya arabası olduğuna şükredip, bugün olsa alamayacaklarını söylüyordu.

EKMEK ALMAKTA BİLE ZORLANANLAR VAR

Peki ya bugün çalışmaya başlayan ne yapacak?

Ekmek fiyatının 15 TL'ye ulaştığını, bir emeklinin günlük sadece ekmek tüketirken bile zorlandığını anlatıyordu ortamdakiler... Aslında bu zorlukların üstesinden gelmek için atılacak adımlar mevcut. Özellikle, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamasını sağlamak adına devletin müdahale etmesi gereken alanlar olduğunu düşünüyorum.

TOKİ DAHA FAZLA İŞİN İÇİNE GİRMELİ

Gündelik yaşamımızda vazgeçilmez olan ev, araba ve temel gıda ürünlerinin, vatandaşların büyük bir kısmının erişiminde zorluklar yaşadığı alanlar olduğunu biliyorum. Bu ürünlerin fiyatlarının düşürülmesi, vatandaşların alım gücünü artırmak için atılacak bir adım, önemli bir ilk adım olacaktır. Her konuda değil ama ilk ev veya arabasını almak isteyenlere devlet desteği ile uzun vadeli ve ucuz kredi desteği verilebilir.

Bu TOKİ eli ile yapılabilir. Daha uzun vadede daha ucuz ödeme koşulları ile herhangi bir şarta bağlı olmaksızın evi veya arabası olmayan kişilere verilebilir. Bu yapılırken yerli araç alımı da teşvik edilebilir. Sonuçta amaç bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. Çünkü, AK parti hükümeti döneminde TOKİ'nin bu konuda başarılı çalışmaları geçmişte olmuştu.

ZAMAN KAYBETMEDEN YAPILMALI

Özellikle et, ekmek, su ve süt gibi temel gıda ürünlerinin fiyatlarının indirilmesi, aile bütçelerine ciddi bir nefes aldıracaktır. Bu adım, özellikle dar gelirli ailelerin yaşam standartlarını yükseltecek ve ekonomik olarak daha güçlü olmalarını sağlayacaktır. 500 - 600 TL fiyatlarla kırmızı et almak, yerine gerekirse vatandaşı zorlayan bu tarz gıda ürünlerine özel, ithalatın önü açılarak ülkeye ucuz et girmesi sağlanabilir. Aynı şey süt ve ekmek için de geçerli... Temel gıdaya bile düzgün ulaşamazken, büyük hedefler koymak, vatandaşın endişelerinin anlaşılmadığı algısını ortaya koyuyor.

Devletin bu konuda alacağı kararların ve uygulayacağı politikaların sadece fiyatları düşürmekle sınırlı kalmaması gerekiyor. Aynı zamanda gelir dağılımındaki adaletsizliği gidermek için vergi politikalarında da reformlar yapılması gerekiyor.

Vergi toplamak devletler için  önemli bir faaliyettir. Fakat vatandaşını bu kadar zorlayacak vergiler koymak mı, yoksa az vergi çok emek mi derseniz; ben, az vergiden yanayım.

Dahası toplumun büyük kesiminde kamuda ciddi bir liyakatsizlik olduğu algısı hakim. Bu endişelerin ortadan kalkması gerekiyor. Böylece, daha adil bir ekonomik ve sosyal yapı oluşturulabilir ve herkesin daha iyi bir yaşam standardına sahip olması sağlanabilir.

Bunları yazarken özellikle hükümetin vatandaşların alım gücünü artırmak için acil adımlar atması gerektiğini vurgulamak için bu yazıyı kaleme alıyorum. Çünkü, vatandaş sesinin cumhurbaşkanına ulaştırılamadığını düşünüyor. Devletin, ev, araba, temel gıda ürünleri gibi hayati malzemelerin fiyatlarını düşürme ve gelir dağılımındaki adaletsizliği giderme konusunda kararlı bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Bu, sadece ekonomik olarak daha güçlü bir Türkiye için değil, aynı zamanda daha adil bir toplum için de önemli.

Bu haftaki yazıma burada son verirken, Türkiye’nin başarılı bir ekonomi politikası yürütürken, vatandaşı da kollayan bazı adımlarla öne çıkması gerektiğini belirtmek istiyorum.

Haftaya görüşmek dileği ile.

15 Nisan 2024
Esnek veya evden çalışmanın psikolojik boyutu: Görünmeyen zorluklar!

Günümüz iş dünyasında esnek çalışma saatleri veya evden çalışma, birçok profesyonelin tercih ettiği bir çalışma biçimi haline geldi. Bu çalışma şekli iş ve özel hayat dengesini sağlama konusunda büyük bir özgürlük sunuyor gibi görünse de, aslında psikolojik açıdan bazı önemli zorlukları da beraberinde getiriyor.

Bir psikolog olarak bu zorlukları ve bireylerin bu zorluklarla nasıl başa çıkabileceğini ele almak istiyorum.

Esnek çalışma saatleri, iş yükünü yönetme ve işin zamanlaması konusunda özgürlük sunar. Ancak bu durum sürekli bir "açık" modunda olmayı gerektirebilir. "Ne zaman istersen çalış" yaklaşımı, iş ve özel hayat arasındaki sınırların belirsizleşmesine yol açar. Özellikle işten tamamen kopamayan ve sürekli mesai halinde olan bireyler için stres, tükenmişlik ve huzursuzluk hissi yaratabilir.

Ayrıca, esnek çalışma saatleri sosyal izolasyona da neden olabilmektedir. Ofis ortamında doğal olarak gelişen sosyal etkileşimler, esnek saatlerde evden veya uzaktan çalışanlar için daha nadir hale gelir. Bu da bireylerin sosyal destek sistemlerinden uzaklaşmasına ve zamanla yalnızlık hissine kapılmasına neden olabilir.

Esnek çalışma saatlerine sahip kişilerin karşılaştığı bir diğer önemli zorluk ise yakın çevreleri ve aileleri tarafından sürekli erişilebilir olarak görülmeleridir. "Her zaman müsait" algısı, bireylerin sürekli yeni tekliflere ve beklentilere maruz kalmasına neden olur. Bireylerin kendilerine ve işlerine odaklanmalarını zorlaşır.

Aile üyeleri veya arkadaşlar, esnek çalışma saatlerinin, kişinin her istenildiğinde mevcut olabileceği anlamına geldiğini düşünebilir. Bu yanılgı, sıklıkla "hayır" deme gerekliliğini beraberinde getirir. Ancak sürekli "hayır" demek zorunda kalmak, kişisel ilişkilerde gerilime ve suçluluk duygusuna yol açabilir. Eğer kişi bu sınırları çizmekte başarısız olursa, işleri aksayabilir ve bu da stres ve iş yükü artışına neden olur.

Esnek çalışma saatleriyle başa çıkabilmek için bireylerin belirli rutinler geliştirmesi ve net çalışma sınırları koyması önemlidir. İşverenler ve çalışanlar, bu yeni çalışma düzeninin sağlık üzerindeki etkilerini en aza indirmek ve sürdürülebilir bir profesyonel yaşam sağlamak için bilinçli stratejiler geliştirmelidir.

Evden çalışma, esnek çalışma düzenlerine benzer zorlukları barındırırken, özellikle ev ortamının getirdiği sürekli kesintiler dikkat dağınıklığına yol açar ve zamanla iş verimliliğini ciddi şekilde olumsuz etkileyebilir. İş ile özel hayat arasındaki sınırların giderek belirsizleşmesi, bireylerin kendilerini sürekli çalışma modunda bulmalarına ve tükenmişlik sendromu riskinin artmasına sebep olur.

Bu nedenle, evden çalışma düzeni, disiplinli zaman yönetimi ve kesin sınırların belirlenmesini gerektirir. Sınırların belirlenmesi, iş ve özel yaşam arasında sağlıklı bir denge kurulmasını sağlar, böylece bireylerin genel sağlığı ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkiler yaratır.

18 Nisan 2024
"Yeşil Paradokslar! Enerji özgürlüğümüzü sınırlayan görünmez duvarlar"

Fosil yakıtların tükendiği ve çevresel etkilerinin giderek daha fazla farkına varıldığı bir dünyada, sürdürülebilir bir yaşam için hayati önem taşıyan konuyu nacizane yorumlamak istiyorum. Yenilenebilir enerji kaynakları, kullanım yöntemleri, teknolojinin bu alana olan katkıları ve entegrasyon süreçleri, yuvamız olan dünyanın geleceği için büyük bir öneme sahip olmakla beraber, o dünyanın misafiri olan bizler yani insanların zulmü ile karşı karşıya.

Güneş, rüzgar, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal gibi doğal süreçlerden elde edilen enerji kaynakları bu sınıfa giren enerji kaynakları olarak öne çıkar. Bu enerji türleri, çevreye zarar vermeden, sürekli ve sürdürülebilir bir şekilde enerji sağlarlar. Fosil yakıtların aksine, yenilenebilir enerji kaynakları sınırsızdır ve çevresel ayak izleri minimaldir. Küresel ısınma ve iklim değişikliği ile mücadelede yenilenebilir enerji, karbon emisyonlarını azaltmak ve hava kalitesini iyileştirmek için kritik bir rol oynar. Son zamanlarda sıklıkla duyduğunuz karbon ayak izi farkındalığı konusunun da izlerini taşır.

Yenilenebilir enerji kaynakları çeşitli şekillerde kullanılabilir. Güneş panelleri, güneşin ışınlarını doğrudan elektriğe çevirebilirken, rüzgar türbinleri kinetik rüzgar enerjisini elektrik enerjisine dönüştürür. Hidroelektrik santraller, suyun potansiyel enerjisini kullanarak elektrik üretir. Biyokütle, organik materyallerin yanmasıyla enerji üretirken, jeotermal enerji, yer kabuğunun altındaki sıcaklıktan yararlanır. Anlayacağınız; dünya, nimetlerinden hala bizi yararlandırmak için malzeme sağlarken, insaoğlu da bahanelerle meşguldür. Aslında bu şekilde söylediğime bakmayın, dünya ne kadar yardımcı olsa da, insan ne kadar istese de bu kaynakların hayatımıza dokunur hale gelmesi biraz zaman alabilir. Tam da bu sırada, hayatımızı teknoloji kolaylaştırır.

Teknoloji, yenilenebilir enerji kaynaklarının keşfedilmesi, kullanılması ve entegrasyonunda temel bir rol oynamaktadır. Özellikle, enerji depolama teknolojileri, yenilenebilir enerjinin en büyük zorluklarından biri olan arz ve talep arasındaki uyumsuzluğu çözmek için geliştirilmektedir. Akıllı şebekeler ve IoT cihazları, enerji tüketimini daha verimli hale getirerek, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha etkin bir şekilde entegre edilmesine olanak tanır.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının mevcut enerji sistemlerine entegrasyonu, teknolojik, politik ve ekonomik zorlukları beraberinde getirmektedir. Ancak, bu entegrasyon, enerji güvenliğini artırarak ve enerji maliyetlerini düşürerek, uzun vadede faydalar sağlarlar. Ancak uzun vadeli her konuda olduğu gibi bazı zorluklar vardır ve başrol insan ya da insanlar topluluğunu idare eden yönetimsel sebepler olarak göze çarpar. 

Düşünsenize; Ekvator bölgesinde, sadece Türkiye yüz ölçümü kadar bir alanı güneş panelleri ile kaplasanız ki; tüm dünyada çok daha fazlası var; bu alan tüm dünyanın enerji ihtiyacını karşılayacak potansiyel barındırıyor. Buna karşın, tüm dünyada bir enerji krizi yaşanıyor ve üstelik adaletsiz bir dağılım da söz konusu. Bir çok insan ise elektriğin icadından onca senelerden sonra bile mahrum yaşamak zorunda kalabiliyor. 

Peki neler oluyor? Bu güç içimizde, evimizde varken neden faydalanamıyoruz) 



Tabi ki; Sınırlar. Ülkeleri olduğu kadar insanları da biribirinden ayıran bu sınırlar, insan topluluklarının yönetimi konusunda devletler, milletler, organizasyonlar için gerekli olsa da dünyanın asıl sahibi olan tüm canlıların, doğanın genel faydasına hizmet etmesine engel oluyor. 

Bunu bilmek çok üzücü olsa da, oturduğumuz yerden hayıflanmak yerine, üzerimize düşeni yapmak konusunda gayretli olmalı, önce kendi evimizin önünü süpürmesini öğrenmeliyiz. Oysa çok daha küçük adımlarla hayatımızı kolaylaştırmak mümkün. Bireyler olarak yenilenebilir enerji kullanımını artırmak ve sürdürülebilir bir yaşam sürdürebilmek için basit adımlar dahi önemli rol oynar.

Enerjiyi verimli kullanmak, gereksiz tüketimin önüne geçer. Mümkünse, enerji sağlayıcılarınızdan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapın.

Toplu taşıma kullanımını artırmak veya alternatif enerjili araçlar gibi daha temiz alternatiflere yönelmek bile başlangıç olabilir. Sürdürülebilirlik hakkında daha fazla bilgi edinmek ve bu bilgileri çevrenizle paylaşmak da sosyal bir sorumluluk olduğu kadar belki de en önemli etkendir.

Yenilenebilir enerji, gezegenimizin geleceği için olmazsa olmaz bir yatırımdır. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde yapılan her küçük değişiklik, daha yaşanabilir bir dünya için büyük bir fark oluşturabilir. Bu nedenle, yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılan yatırımlar, sadece ekonomik değil, aynı zamanda ekolojik bir zorunluluktur. 

Hayatımızda da aynı dünyadaki gibi bazı sınırlar vardır ki, kaderimizi etkiler. Coğrafya kaderdir yaklaşımı ile genelde girişimcilik konularında karşılaşsanızda, doğa ve enerji konularında barışık bir dünya için, kaderimizi kendimizin çizme vakti gelmiş de çoktan geçiyor. Geldim kaç yaşına beni etkilemez, çocuğum bile görmez dediğiniz felaketler, bir bakmışsınız aniden kapınızı çalıvermiş. Her şey bir yana zaten değişmesini istediğimiz şey tam da bu olabilir mi? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın kafasından çıkamadığınız her durum, ama büyük ama küçük uyarılarla ile karşımıza çıkar, kaderimizi etkiler. Bizi diğer canlılardan ayıran şey keşke "iyi düşünmek" olsaydı. Zira görünüyor ki; sadece "düşünen" olmak sürdürülebilir bir yaşam için yeterli olamayacak kadar yakın.

18 Nisan 2024
İsmail Kartal neden gergin?

Rakibiniz ile başa baş gidiyorsunuz. Her maçınızı kazanıyorsunuz.

Rakibiniz tarihinin en pahalı kadrosunu kurmasına rağmen Avrupa’dan elenmiş, siz devam ediyorsunuz.

Ama sürekli rakibinizin teknik direktörü övülürken, siz haksız eleştirilere uğruyorsunuz. Hak ettiğiniz övgüleri alamıyorsunuz. 25 tane yüksek kaliteli oyuncudan kurduğunuz takım, "O kadro ile herkes bunları başarır" sığlığı ile yeriliyor.

Siz, deplasmanda üst üste kazanma rekoru kırıyorsunuz, kimse konuşmuyor.

Siz, gol rekoru kırıyorsunuz, kimse konuşmuyor.

Siz, hakem skandalları ile karşılaşmanıza rağmen hiç başarınızdan taviz vermiyorsunuz, kimse konuşmuyor.

Sizin arkanızda medya yok, kulisiniz yok.

Adınız İsmail Kartal!

Ekrana çıkan kibirli adamlar sizi sürekli küçümsüyor. Yaptıklarınızı değil, yapmadıklarınızı anlatıyor…

Siz, kötü giden bir devrenin ardından maçı çevirdiğinizde, "ilk devreyi çöpe atan adam" oluyorsunuz.

Rakibinizin hocası, kötü giden ilk devre sonunda maçı kazanınca, "ikinci devre sihirli dokunuşları ile maçı çeviren adam" oluyor…

Siz, Batshuayi gibi bir karakteri yedekliğe ikna ediyorsunuz; siz, Bonucci gibi bir yıldızı yardımcınız gibi davranmaya ikna ediyorsunuz, siz türlü haksızlıklara karşı takımı birlikte olmaya ikna ediyorsunuz ama siz, “Ya hu bu İsmail Kartal, niye bu kadar gergin?” diye eleştiriliyorsunuz.

Evet, İsmail Kartal gergin.

Çünkü İsmail Kartal ayrımcılığa uğruyor. Youtube’un kibirli ve dolgun maaşlı yorumcuları ona hakkını vermiyor. Tribüne gelen taraftar ona destek oluyor ama sosyal medyada kaloriferci İsmail diye aşağılanıyor.

Bir kanalda maç yayını sırasında; ki Fenerbahçe mağlupken, aşağılamak için görüntü İsmail Kartal’a geldiğinde kalorifer firması reklamı konuluyor.

Sizin oğlunuz Trabzon’da tartaklanınca "Akreditasyonu yok" yalanı ile olayı yumuşatıyorlar, rakip takımın teknik direktörünün oğluna sosyal medyada biri hoş olmayan bir şey söyledi diye ülkede neredeyse seferberlik ilan ediliyor.

Evet İsmail Kartal gergin… İsmail Kartal’ın arkasında bir cemaat, bir medya, bir sosyal medya yok. Trolleri yok. Kendisi için sosyal medyada editler yapılmıyor. İsmail Kartal şov yapmayı beceremiyor. Sosyal medyasından özlü sözler yazmıyor. Biliyor ki ilk puan kaybında, bütün sezon başardıkları yok sayılacak. Aşağılanacak, hakarete uğrayacak.

Ne hakem hataları hatırlanacak ne Mehmet Büyükekşi’nin yaptıkları hatırlanacak ne de Fenerbahçe’nin bütün sezon yaptıkları hatırlanacak. Tek konuşulacak konu, İsmail Kartal olacak.

Bir insanın hata yapmama şansı yoktur. Ama İsmail Kartal’ın hata yapması demek çarmıha gerilmesi anlamına geliyor.

Sonra diyorlar ki İsmail Kartal gergin… Sonra diyorlar ki İsmail Kartal kendisini neden anlatma gereği duyuyor.

Sizin yüzünüzden beyler, sizin yüzünüzden!

Siz, İsmail Kartal’ı bu hale getirdiniz.

17 Nisan 2024
Kiracının kirayı eksik zam ile ödemesi

Türk Borçlar Kanunu madde 344’de yer alan “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.” Hükmü ile kira sözleşmelerinde her kira döneminde uygulanacak kira artış oranı tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalama olarak belirlenmiştir. Kiraya veren ve kiracı arasında tüketici fiyat endeksindeki on iki aylık ortalamasının altına bir kira artış oranı belirlenebilecek ise de üstünde bir kira artış oranı belirlenemeyecektir.

KİRACI İLE KİRAYA VEREN ARASINDA YASAL KİRA ARTIŞ ORANINDAN DAHA FAZLA BİR ORAN BELİRLENMİŞ İ

SE

Belirlenen bu oran kanunen geçersiz olacağından kiracı kiraya verene yenilenen kira döneminde yasal oranına göre belirlenmiş yeni kira bedelini ödemekten sorumlu olacaktır. Yani kiracı yasal oranı aşan miktarda belirlenecek olan yeni kira bedelini ödemek ile sorumlu olmayacak yasal kira artış oranında belirlenmiş yeni kira bedelini kiraya verene ödemekle kira borcundan kurtulacaktır. Kiraya veren ise kendisine eksik kira ödendiğinden bahisle kiracıya karşı icra takibi yapamayacağı gibi kiracının tahliyesini de talep edemeyecek ve kiracıya yasal oranı geçen oranda yeni kira bedelini ödemesi gerektiği hususunda da baskı yapamayacaktır. Zira yasal kira artış oranını geçecek şekilde belirlenmiş olan kira artış oranı geçersiz bir kira artış oranı olacağı için kiracıyı bu oran bağlayacaktır.

TARAFLAR ARASINDA YASAL KİRA ARTIŞ ORANINDAN DAHA DÜŞÜK BİR KİRA ARTIŞ ORANI BELİRLENMİŞ İSE

Bu durumda daha düşük belirlenen kira artış oranı geçerli olacak ve bu durumda da kiraya veren yeni kira döneminde kiracıdan yasal kira artış oranında artış yaparak yeni kira döneminde kira ödemesi yapmasını talep edemeyecektir. Kiracı daha düşük oranda belirlenmiş olan kira bedelini kiraya verene ödemekle kira borcundan kurtulacaktır. Kira sözleşmesinde yasal kira artış oranından daha düşük oranda bir kira bedeli belirlenmiş ise bu bedel her iki taraf için de geçerli olacak ve kiracı bu bedel üzerinden belirlenmiş olan kirayı ödemekle kira borcundan kurtulacaktır. Kiraya veren ise kiranın eksik ödendiği yönünde bir itirazda bulunamayacaktır.

Somut uyuşmazlıklarda ise taraflar arasın da yasal kira artış oranının yanlış tespit edilmiş olduğu, kiraya verenin yasal oranı kontrol etmediği, yasal kira oranı ile yeni kira döneminde kiranın eksik hesaplanmış olduğu gibi durumlar ile karşılaşabilmekteyiz. Böyle bir durum ile karşılaştığımızda kiraya verenin geçmişe dönük olarak kiraya verenin kiracıdan geçmişe dönük kira alacak farklarını talep edip edemeyeceği sorusu gündeme gelecektir. 

YASAL KİRA ARTIŞANA GÖRE EKSİK KİRA ÖDEYEN KİRACIDAN KİRAYA VEREN GEÇMİŞE DÖNÜK OLARAK EKSİK ÖDENEN KİRA ARTIŞ FARKLARINI İSTEME HAKKINA SAHİPTİR

Yargıtay önceki kira yıllarında eksik kira artış oranları ile hesaplanarak kiraya verene eksik olarak ödenmiş olan kira alacaklarının kiraya veren tarafından geçmişe dönük 5 yıl süreyle sınırlı olarak kiracıdan talep edilebileceğini kararlarında açıkça belirtmiştir.

KİRACININ KİRA BORCUNU KİRA SÖZLEŞMESİNE UYGUN OLARAK YASAL KİRA ARTIŞ ORANI İLE ÖDEMEMESİ TAHLİYE SEBEBİDİR

Kiracı kira borcunu kira sözleşmesine uygun olarak yasal kira artış oranı ile arttırarak yeni kira döneminde ödememiş ise kiraya veren eksik ödenen kira alacaklarını ödemesi için kiracıdan talep edebilecektir. Kiraya verenin kiracıdan, eksik kira borcunu ödemesi için yazılı talebine rağmen 30 gün içerisinde kira borcunu ödemeyen kiracının artık kiralanandan tahliyesi talep edilebilecektir. Bu 30 günlük süre içerisinde kira borcunu ödemeyen kiracı daha sonrasında açılan tahliye davasında 30 gün içerisinde ödeme yaptığını ispat edemez ise tahliyeden kurtulamayacaktır. Kiracının aslı yükümü kira borcunu eksiksiz ödemek olup kiraya veren ile arasında ihtilaf çıkmasını istemeyen kiracı kira borcunu her zaman düzenli ve tam ödemek zorundadır. 

KİRA BORCUNU EKSİK ÖDEYEN KİRACIYA EKSİK KİRA BORCUNU ÖDEMESİ İÇİN VERİLEN 30 GÜNLÜK SÜRE İÇERİSİNDE KİRA BORCU ÖDENMEZ İSE ARTIK KİRACI ALEYHİNDE TAHLİYE KARARI VERİLMESİNİ ENGELLEYEMEYECEKTİR

Kiracı kira borcunu eksik ödemiş ise mal sahibi eksik ödenen kira borcu sebebiyle kiracısının derhal tahliyesini isteyemeyecektir. Kanunen kiraya verenin kiracısına ihtarda bulunarak eksik kira borcunu ödemesi için 30 günlük süre vermesi gerekmektedir. Kiracı ise bu 30 günlük sürede eksik kira borcunu tamamlamaz ise artık tahliye kaçınılmaz hale gelecektir. Kiracı için bu 30 günlük süre çok önemli olup kira borcunu yasal kira artış oranında arttırarak yeni kira döneminde ödememiş olan kiracı, kiraya veren tarafından kendisine verilen 30 günlük süre içerisinde bu eksikliği mutlaka tamamlamalıdır. Aksi halde tahliye eden kurtulamayacaktır.

21 Mart 2024
Santos Köyüne!

Beşiktaş, Başakşehir karşısında sadece puan kaybetmedi, oyun kimliğini de kaybetti. Beşiktaş, %30 topa sahip olamaz, maç boyunca 150 isabetli pas ile oynayamaz. Oyununda en ufak ilerleme olmadığı gibi her geçen gün daha kötüye gidiyor, her maç geriye gidiyor.

İlk yarıyı 1-0 önde kapatmamıza rağmen hiçbir Beşiktaşlı mutlu değildi. Oynanan berbat ötesi futbolu kimse kabul etmedi. Dünyaca ünlü teknik adam dediğimiz, geldiğinde çok mutlu olduğumuz, birçok şeyi değiştireceğine inandığımız Portekizli teknik adam Fernando Santos maç 1-0 iken yine dayanamadı, Amartey ile Cenk Tosun’u maçın sonunda oyuna aldı. Üstelik Muçi ve Semih Kılıçsoy’u oyundan alarak, rakip kendi alanında açık verdikleri bölümde yaptı bu değişiklikleri. Adeta rakibin golüne davetiye çıkarttı ve baskı gelince golü de kendi evladımızdan, Emirhan İlkhan’dan yedik. İşin trajik taraflarından biri de, Başakşehir golü bulduktan sonra kenardan Çağdaş Atan 2. gol için takımına talimatlar verdi, hızlı olmalarını istedi. 1-0 öndeyken Kalecimiz Ersin’in oyunu soğutmak için yediği sarı karttan, rakip teknik adamın galibiyet için cesaretlenmesi her şeyi özetliyor.

Muçi, ilk geldiği zaman sürekli şut denemesi yapıyordu, şimdi şut atmaya korkar hale gelmiş! Demir Ege, Tayip Talha yok sayıldılar. Bahtiyar’dan sol bek olmayacağı defalarca ispatlanmışken Emrecan Terzi’yi tercih etmiyor. Ghezzal gibi sezon sonu yolların ayrılacağı oyunculara ısrarla görev vermesi, gelecek seneyi asla kafasında düşünmediğinin göstergeleridir.

Görünen köy kılavuz istemez. Fernando Santos ile bu iş yürümez. Herkesin aklında zaten sezon sonu gitmesi bekleniyordu. Ama bu şartlarda sezon sonu beklenmesi infiale yol açabilir. Beşiktaş, hem Türkiye Kupası’nı riske atar, hem de ilk 5’i. Haliyle önümüzdeki sezon Avrupa’ya gidemeyecek olan bir Beşiktaş’ın maddi ve manevi kayıpları büyük felaketlere yol açabilir.

Sezon içinde toplam 5 teknik adamın değişmiş olması, bu radikal kararı verme de etkin olabilir ama Santos ile devam etmenin bedeli de ortada. En basit örnek ile Serdar Topraktepe 3 maçlığına göreve gelmiş ve 6 puan toplamayı başarmıştı. Santos ile son 4 maçta sadece 1 puan alabildik. Fikstüre bakıldığı zaman, zorlu bir periyot da ilk 5 bile bu futbolla hayal ötesi gibi görünüyor.

Acil olarak karar alınmalı, bu süreçte sezon sonuna kadar Beşiktaş’ı hedeflerine ulaştıracak kişi belirlenip, önümüzdeki sezonunun da teknik adamı belirlenerek transfer çalışmaları onunla yapılmalıdır. Tabii ki bunlar  tamamen bizim düşüncemiz, kararı verecek olan Sayın Hasan Arat ve kurmaylarıdır. Gerçek olan şu ki; Beşiktaş’ımızın artık bu berbat futbola tahammülü kalmamıştır, oyuncuların da çok mutlu olduklarını sanmıyorum.

Fernando Santos çoktan futboldan emekli olmuş, bu saatten sonra da değil Beşiktaş, hiçbir takımda bu çağ dışı futbolu ile başarılı olma şansı yoktur.



=

5 Nisan 2024
İsrail-İran geriliminde ikinci perde

Cumartesi gecesinden bu yana haberciler olarak en çok kafa yorduğumuz mesele İran İsrail gerilimi.

Şam’daki büyükelçiliğinin vurulmasından 2 hafta sonra İsrail’in en büyük düşmanı olarak gözüken İran, tarihinde ilk kez İsrail’e açıktan saldırdı. 300’e yakın İHA, balistik füze gibi çeşitli mühimmatın neredeyse tamamı İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe tarafından imha edildi.

Tabii imha faaliyetlerinde ABD; İngiltere, Ürdün gibi ülkelerin rolü de dikkat çekti.

Hatta Ürdün Presesi’nin bile 5 İran İHA’sını düşürdüğü iddia edildi.

İsrail ve İran peşpeşe gerilimi tırmandırmama yönünde mesajlar verdikten neredeyse 24 saat sonra rüzgar tersine dönmeye başladı.

Gazze’deki Refah’a yönelik kara harekatını askıya aldığını söyleyen Netanyahu belki de 2-3 gün içinde yeni bir saldırıya başlayacak.

Dünya, İsrail İran gerilimi üzerinden yeni bir bölgesel ve hatta sonrasında bir 3. Dünya savaşı mı başlayacak endişesini yaşarken; açlıktan ölen Gazzeli çocuklar çok daha büyük bir tehlike ile karşı karşıya kalacak ve sesleri bu kez muhtemelen öncekilerden az duyulacak.

İsrail savaş kabinesi ve ordu sözcülerinden gelen açıklamalara baktığımızda İran’ın hava saldırısına yönelik karşılık, belki siz bu satırları okurken verilmiş olacak.

İsrail tarafından, Suudi Arabistan, Ürdün ve Körfez ülkelerine, kendilerinin bu karşılık nedeniyle bir zarar görmeyeceklerine dair güvenceler verildi bile.

Yani İsrail’in silahlı bir cevap vermesi artık neredeyse kesin gibi.

Mevzu, bu misilleme İran topraklarında mı gerçekleşecek yoksa yine Suriye, Irak, Lübnan ya da Yemen üzerinden mi gerçekleşecek?

İran topraklarında yapılacaksa insanlar mı ölecek yoksa bazı nükleer tesisler gibi sembolik yapılar mı imha edilecek?

Ve asıl soru bu, misillemeden sonra İran da bir kez daha karşılık verecek mi?

Verirse olay bölgesel bir savaşa dönüşür mü?

Türkiye bu gelişmelerden nasıl etkilenir, nasıl önlemler alması gerekir?

Türkiye’yi bekleyen tehlikeler neler?

Bunların hepsi ve daha fazlası çok bilinmeyenli denklemler gibi çözülmesi zor problemler.

Kişisel görüşüm kısa vadede bu olayın bölgesel bir savaşa dönüşmeyeceği yönünde.

Buna rağmen bölgesel gerilim Gazze sorunu çözülmedikçe azalmayacaktır

Kim bilir, belki de zaten bu gerilimin düşmesi de istenmiyordur.

Sonuç olarak; Netanyahu’nun Gazze olaylarından 2 hafta önce 22 Eylül’de BM’de gösterdiği yeni bir Orta Doğu haritası çizilmeye çalışılıyor.

Ülkemizin boyunduruk altına alınmaya çalışıldığı bu yeni denklem bakalım Türkiye’ye rağmen gerçekleşecek mi?

Hep birlikte göreceğiz

Siz ne dersiniz?

17 Nisan 2024
Erdoğan’ın bayramda aldığı iki bomba karar!

Merhaba değerli okuyucum. Öncelikle Ramazan Bayramınızı kutluyorum. 

31 Mart seçimlerinin üzerinden henüz iki hafta bile geçmedi, ama sonuçları itibarıyla bazı partilerde beklenen revizyonlar için ilk adımlar atılmaya başlandı. Yerel seçimlerden ciddi bir yara alarak çıkan İYİ Parti’de, olağanüstü kongre kararı alındı. Meral Akşener’in de genel başkanlığa aday olmayacağı açıklandı. Türk siyaset tarihinde yeni bir sayfanın açılcağı bu karar konuşulurken, dün gece bomba bir kulis bilgisi aldım.

Evet Önümüzdeki günlerde siyaset sahnesinde bizleri yeni bir sayfa bekliyor…

Kulisimi köşemde sizinle paylaşmak için bugün de gün boyu bilgiyi teyid için uğraştım. Ve artık gönül rahatlığıyla sizinle paylaşabilirim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan,  31 Mart yerel seçimlerinde alınan kötü sonuç sonrası harekete geçme kararı aldı. 

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN BAYRAMDA ÇALIŞTI

AK Parti kaynaklarından edindiğim bilgiye göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, bayramda parti ile ilgili önemli konuları çalıştı ve kararını verdi. Erdoğan, önümüzdeki günlerde AK Parti’yi olağanüstü kurultaya götürecek. Evet Mayıs ayının sonuna doğru AK Parti’de olağanüstü kurultay yapılması bekleniyor. Kurultayda ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tek başına aday olması bekleniyor. Kurultay kararı ile yeniden parti genel başkanı seçilmesi beklenen Erdoğan, bir nevi güvenoyu almayı hedefliyor. 

KABİNEDE REVİZYON

Kaynağımdan aldığım bir diğer kulis bilgisi ise kabinede ciddi değişiklikler olacağı yönünde. Geçtiğimiz günlerde basına da benzer iddiaların yansıdığını, hatta isimlerin bile zikredildiğini görmüştük. Bu konuda isim vermeden şunu söyleyebilirim ki; kabinede de değişikliğe gidileceği kesinleşmiş görünüyor. Kabinedeki değişiklikler de partideki olağanüstü kurultaydan hemen sonra gelebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu hamleleri ile hem partide yenilenme mesajı verecek hem de seçmene, 31 Mart seçimlerinde kendisine verilen mesajın alındığının geri bildirimini yapmış olacak.

İKİ HAMLE İLE ERKEN SEÇİM BEKLENTİLERİNİ SÖNDÜRECEK

31 Mart seçimleri sonrası AK Parti’de alınan beklenmedik sonuç sonrası, bir yandan da muhalefetin erken seçim çağrısında bulunabileceği konuşuluyordu. Bence Cumhurbaşkanı Erdoğan, yine bir taşla iki kuş vuracak. Partisini olağanüstü kongreye götürerek yeniden genel başkan seçilecek olan Erdoğan, kabinede yapacağı revizyon ile de muhalefete erken seçim kapılarını da tamamen kapatmış olacak. 

Kalın sağlıcakla…

 

12 Nisan 2024
O‘kan’ kimsede yok!

Galatasaray’ı 13. sıralardan alıp şampiyon yapan Okan Hoca, bu sezonda her hafta kırdığı yeni rekorlar sarı-kırmızılı takımın başına geldiği günden beri Türkiye’nin açık ara en iyi teknik adamı olarak yoluna devam ediyor. Hocalık performansı ve galibiyet serisiyle de Avrupa’da da devler yarışıyor. Özellikle bu sezonu devşirme futbolcularla tamamlayacak olan hoca adeta destan yazıyor. Hatta biz ona devşirme demeyelim, ne diyelim? Bence; Joker! Hoca, Barış Alper Yılmaz’ı neredeyse sahanın her yerinde oynatırken aynı şekilde Kaan Ayhan’dan da faydalandı. Şunu da unutmamak gerekli Kaan Ayhan sakatlığının olmasına rağmen sezon sonuna kadar fedakarlık yaparak forma giymeye devam ediyor.

Satranç gibi…

Gelelim Alanyaspor mücadelesine… İlk 45 dakikada Galatasaray’ı Nelsson ayakta tutarken, 2. Yarı oyunu iyi okuyan ve satranç oynar gibi hamlede bulunan Okan Hoca, Hakim Ziyech’i adeta çilingir olarak kullandı. Ceza sahası dışından, kaleye “Vur” emri veren Buruk, oyuncuların harika yetenekleriyle de bir mücadeleden daha galip ayrılarak geri sayıma geçti. Barış Alper Yılmaz’ı da unutmamak gerekli. 2 golün mimarı olan Yılmaz, adeta CTRL+C ve CTRL+V tarzından goller kaydetti. Barış’a boşuna joker denilmiyor!

Forma adaleti

Galatasaray forması ile ilk maçına Alanya deplasmanında çıkan Serge Aurier beklentilerin çok altında kaldı. Karşılaşma öncesi son taktik antrenmanında özellikle oynamak istediğini teknik ekibe ileten Aurier’i Okan Hoca kırmadı fakat onun kötü performansı hayal kırıklığı oluşturdu. Normal şartlarda Kaan Ayhan ile mücadeleye başlama planı yapan hoca, antrenmanlarda kim iyi ve istekliye o kişiye şans veriyor. Aurier’in antrenmandaki performansı sahaya yansımayınca 2. Yarı yerini Kaan’a bıraktı. Sahadaki bir diğer zayıf ismi ise; Kerem Aktürkoğlu. Her ne kadar taktik amaçlı oyunda alınsa bile son haftalardaki futbolu iç açıcı değil. Şuna da değinmeden geçemeyeceğim; Kerem Demirbay’da son 2 haftadır kötü futbolunu sürdürüyor. Kalan 6 haftada her futbolcu maksimumunu sahaya koymalı. Yeri gelmişken forma adaletinden de bahsetmek harika olur. Bu sezon nerdeyse her futbolcuya forma veren Buruk, futbolculara karşı iyi niyetini de gösteriyor. İşte Okan Hoca’nın kazandı nokta; Sevgi ve saygı….

16 Nisan 2024
Helal Sertifikalı ürünlere güvenmeli miyiz?

Gıda güvenliği ve helal tüketim bilinci arttıkça, sertifikalı ürünlere olan talep de artmaktadır. Peki, helal sertifikalı ürünler ne kadar güvenilir? Hangi kurumlar bu sertifikaları veriyor? TSE onaylı helal sertifikası nedir ve neleri kapsar? Bu yazıda, bu soruların cevaplarını ve sertifikalı ürünlere dair bilinmesi gerekenleri inceleyeceğiz.

Helal ve güvenilir gıdaya ulaşmak toplumumuzu oluşturan her bir birey için bence çok önemli olmalıdır. Üretimi ise mutlaka diğer sanayi üretimlerinden ayrı olarak ele alınmalı ve farklı tüketici gruplarının önceliklerine göre de teşvik edilmelidir.

Helal ürün nedir?

Helal ürün, İslam dininin kurallarına uygun olarak üretilmiş ve Müslümanlar açısından tüketilmesinde bir mahzur bulunmayan ürün demektir. Helal Gıda kavramı ise üretimden reyona kadar tamamıyla İslami kurallara uygun olarak hazırlanan ürünler için kullanılmaktadır. Helal ürünler, domuz eti ve alkol gibi dinen yasaklı maddeler de içermezler. Ayrıca, et ürünlerinde de hayvanların kesimi İslam’ın emrettiği belirli kurallara göre düzenlenmektedir.

Peki, Helal Gıda Sertifikalı ürün ne demektir?

Artmakta olan sanayileşme ve teknolojik gelişmeler, ürünlerin nasıl üretildiğini şeffaf hale getirmediğinden, dini hassasiyeti olan tüketicilere güvenli ve bilinçli alışveriş imkanı sunmak amacıyla “Helal Gıda Sertifikası” sistemi kurulmuştur. Helal Gıda Sertifikalı ürün ise bu konuda belirli standartlara ve kriterlere uygun üretildiğini gösteren bir belge ile düzenlenmiş ürün demektir. Bu belge, bağımsız bir kuruluş tarafından yapılan denetimler sonucunda verilir.

Helal sertifikası olan bir ürünün güvenilirliği genel olarak yüksek kabul edilir. Ancak, yine de sertifikanın güvenilirliği, sertifikayı veren kuruluşun yetkinliğine ve denetim sıklığına bağlıdır.

Sertifikayı hangi kurumlar verir?

Ülkemizde helal gıda sertifikasını verme yetkisine sahip birçok kuruluş bulunuyor. Bu kuruluşların başında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) geliyor. TSE, kamu otoritesinde Türkiye'deki en önemli bir sertifikalandırma kuruluşudur. Kurum, bir gıda ürününün helal kriterlerine uygun olarak üretildiğini gösteren “TSE Onaylı Helal Belgesi” verir. Bu sertifika, ürünün hammaddesinden üretim sürecine, etiketleme ve ambalajlamasına kadar tüm aşamaları kapsar.

TSE dışında helal ürünler için özel olarak yetkilendirilmiş birçok sertifikalandırma kuruluşu da bulunmaktadır. GİMDES “Helal Gıda Sertifikası” gibi.

Helal Gıda Sertifikalı ürün satın alırken neler dikkat edilmeli?

  • Öncelikle sertifikayı veren kuruluşu araştırın ve güvenilir olduğundan emin olun.
  • Sertifikanın güncel olup olmadığına ve ürünle ilgili tüm bilgileri kapsadığına bakın.
  • Ürünün etiketini dikkatlice okuyun ve içerik bilgilerini kontrol edin.
  • Herhangi bir şüpheniz varsa, ürünü satın almadan önce araştırın ve ilgili kuruma bilgi verin.

Helal sertifikası olan ürünlere güvenebilir miyiz?

Helal Gıda Sertifikası, dini bir gerçeği temsil etmesi açısından oldukça hassas bir konudur. Bu nedenle belgelendirme sistemi ticari kaygılardan uzak, bağımsız ve tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır. Sertifikalandırma, İslami kurallara ve bilimsel prosedürlere riayet edilerek yapılmalıdır. Bu bağlamda, kurumların tarafsız ve bağımsız olması, ticari kaygılardan uzak durması ve helal kriterlerini titizlikle uygulaması son derece önemlidir.

Ticari çıkarlarını ön planda tutan bazı kuruluşlar tarafından sertifikalandırma sistemi, suistimal edilme riskini de beraberinde getirebilir. Bazı fırsatçılar, helal sertifikalandırma yetkisini esas gayesinden uzaklaştırabilir. İşte o zaman bu durum, helal ürünlere olan güveni sarsabilir ve tüketicileri yanıltarak ciddi mağduriyetlere yol açabilir.

Dolayısıyla Helal Gıda Sertifikası olan bir ürünü, tamamıyla helal gıda gibi bakmadan bir açık kapı bırakılması gerektiği kanaatindeyim. Bazen takip edilmediği veya helal konusunda ciddiye alınmadan davranıldığı durumlar da oluşabilir. Ancak yine de bu sistem hafife alınmamalı ve ürünün ilgili belgelendirme kuruluşu tarafından izleniyor ve takip ediliyor olduğunu da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, özellikle yurtdışı için sertifikalı ürünler gıda güvenliği ve helal tüketim için sağlam bir göstergedir. Ancak, bu sertifikalar çok önemli olsa da, tek başına yeterli bir kriter değildir. Ürün satın alırken sertifikanın güvenilirliğine dikkat etmeli ve belgesi var diye de tam sorgulama yapmadan satın alma yapılmamalıdır.

 

15 Nisan 2024
Seçimler bitti, gözler piyasalarda...

Yaklaşık 10 ay süren seçim maratonunu geride bıraktık. Bu süre zarfında ekonomiye dair birçok başlık konuştuk. Ama tarihler 31 Mart'a yaklaşırken en fazla merak edilen seçim sonuçlarının ne olacağı ve haliyle bu sonuçların piyasalara nasıl yansıyacağı oldu.

1 Nisan pazartesi sabahına açıkçası piyasalar pozitif seyirde başladı. Borsa hafif de olsa günü artıda tamamladı. Dolar ve Euro'da da sınırlı da olsa düşüş yaşandı. Bu veriler özellikle seçimin ardından dövizde yükseliş bekleyenlerin tahminlerini boşa çıkardı.

Piyasalara yansıyan haberlere gelince; ilk değerlendirme Goldman Sachs'tan geldi. Banka önümüzdeki dönemde Türk lirası için olumlu performans beklediğini ifade etti. Yaptığı değerlendirmede seçimlerin özellikle sakin ve tartışmasız geçtiği vurgusu da vardı. Ayrıca Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ekonomi politikalarının devam edeceği mesajı da uluslararası piyasalar tarafından olumlu algılandı.

Hem seçimlerin geride kalması hem de bağımsız para ve maliye politikaları önümüzdeki haftalarda yabancı sermaye girişlerinin başlayacağına yönelik öngörüleri de güçlendirmiş durum da. Yani piyasaların hiç sevmediği o belirsizlik havası artık yok.

Şimdi ekonomi çevrelerinin odağında enflasyon rakamları var. Burada hedef yılın ikinci yarısından itibaren hızlı düşüşü görmek. Ve kalıcı refaha ulaşmak. Dolayısıyla seçim sonrası ekonomi anlamında atılacak her bir adım dikkatle takip edilecek.

2 Nisan 2024