Tarih : 22.01.2021 - 16:06 Yorum : 0

Bir Andrei Konchalovsky Filmi: Deliler Evi (Dom Durakov) 2002

Her hafta bir film eleştirisi yazmaya çalıştığımız TGRT Haber TV’de sıradaki filmimiz: “Deliler Evi (Dom Durakov)”… Rus yönetmen Andrey Konçalovski’nin imzasını taşıyan filmin senaryosunu da Konçalovski yazmış. 1996 yılında Rus - Çeçen savaşında yaşanan ve gerçek bir hikâyeden esinlenip beyazperdeye aktarılan filmde Çeçenler tarafından işgal edilen İnguş sınır bölgesindeki bir psikiyatri hastanesinde yaşananlar konu ediniyor.. Evet, şimdi gelin hep birlikte filmin mini bir kritiğini yapalım…

Bir Andrei Konchalovsky Filmi: Deliler Evi (Dom Durakov) 2002

1996 yılında Rus - Çeçen savaşında sınır bölgesinde yer alan İnguş bölgesi, Çeçen mücahitler tarafından işgal edilir. Sınıra yakın olan psikiyatri hastanesindeki hastalar; ne savaştan, ne olanlardan ne de olacaklardan haberi vardır.

Bir Andrei Konchalovsky filmi: Deliler Evi (Dom Durukov) 2002

Hastalar ve Janna için rutin bir eğlence haline dönüşen tren geçişi seyretme işi bir gece yaşanmayınca tüm hastalar ve Janna için büyük bir hayal kırıklığı yaşanmasına neden olur… O gecenin sabahına uyanan tüm hastalar hastane doktor ve personellerinin olmadığını görünce hastanede büyük bir kaos ortaya çıkar. Kırılgan ve engelli bir sürü hasta insan artık kendi kendilerini organize etmek durumunda kalırlar. Serbest kalanların bir kısmı oradan ayrılmaya karar verir. Fakat yakınlara bir yerlere düştüğünü anladıkları bombaların korkutucu sesi yüzünden ev gibi kendilerini güvende hissettikleri hastaneye geri dönerler...

Bir Andrei Konchalovsky filmi: Deliler Evi (Dom Durukov) 2002

Janna akordeonu ve Bryan Adams şarkılarını kendisine bir sığınak olarak seçmiştir burada. Kendisini bu kaçak dünyada huzurlu ve güvende hissetmekte, nişanlısı olduğunu düşündüğü Bryan Adams'ın ise şarkılarını sadece ona söylediğini hayal etmekte. Savaş hastaneye ulaştığında Çeçen askerler, hastaneyi basıp hastalarla birlikte kalmaya başlarlar. Janna, Çeçen askerlerden Ahmed'e âşık olur olmasına da eğer onunla evlenirse Bryan Adams'ın kalbinin kırılacağını düşünür. Beri taraftan Janna'nın hayalinde kendi düğününde büyük bir beyaz şapka giyme hayali de vardır. Bir süre sonra Rus askerlerinin hastaneye varması ile savaşın gerçek yüzü gün gibi ortaya çıkar. Janna'nın tek yapabildiği ise akordeonunu çalıp barışın geri gelmesi için dua etmektir...

Evet, filmi kısaca böyle özetleyebiliriz sizlere…
Ama, fakat ve lakin ya hatırlattıkları, hissettirdikleri?
Aslında filme üç boyutlu bakıldığında o pamuk ellerin dokunduğu akordeondan yayılan yaşam melodilerini konuşmasak bu filmi tam anlamıyla anlatmış olmayız diye düşünüyorum…

Akordeondan yayılan yaşam melodileri…

Bir Andrei Konchalovsky filmi: Deliler Evi (Dom Durukov) 2002

Korkunun çoğalttığı şaşkınlıktan kurtulur kurtulmaz, akordeonunu eline alıp hareketli bir parça çalmaya başlıyor asıl kızımız Janna… Yüzünde belki teninin renginden belki de hastalıktan miras kalmış bir sarartı ve solgunluk hakim... Janna tüm hastalar gibi savaşın orta yerinde kalmış bir tımarhanede yaşıyor ve burada yaşamanın tek yolu ise kendi hayal dünyasında kurduğu hayatı yaşamaktan geçiyor…

Janna, ünlü şarkıcı Bryan Adams’a delicesine aşık. Hatta Adams’ın aşk dolu şarkılarını kendisi için söylediğine çoktan inanmış bir genç kız...
Onun için akıl hastanesinde yaşamak; akordeonun bazen kederli bazen neşeli sesinin, olup biten her kargaşayı yatıştıracağına, vaziyeti başka bir hale dönüştüreceğine inanmak demek.
Akıl hastanesinde hayatını sürdürmek zorunda kalmak, akordeonun tuşlarına bastığında bir sihrin ortalığı kaplaması ve kavgaların, bağırışların, öfkelerin, tartışmaların bir anda kesilmesi demek...

Bir Andrei Konchalovsky filmi: Deliler Evi (Dom Durukov) 2002

Kızımız Janna’da tam olarak bunu yapıyor! Ve insanların yüzünü aydınlatıp güldürmek için başka bir dünyanın kapısını akardeonun sesiyle aralıyor…
Öfkenin kol gezdiği, kavgaların başladığı anda ruhundaki melodileri, pamuk parmaklarıyla sergiliyor duymak isteyen kulaklara...
Sanki bir ülkede yaşayabilmek ile bir akıl hastanesinde yaşamak aynı hissi yaşatıyor sizlere. O çaresizlik, başınızı nereye çevirirseniz çevirin hiç kurtulamayacağınız serseri bir sis gibi gözünüzün önüne geliveriyor. Eli kolu bağlı bir askerin, ülkesinin sinsice işgalini seyrederken kalbini yumruklayan o acı, kendi ülkenizde dolanır ve sizi de apansızca gelip bulur. Vicdan sahibi insanların asla kaçamayacakları kaderleridir bu acı. Bir ülkeyi akıl hastanesine çevirenlere duyduğunuz öfke, gözlerinizden bir şimşek gibi kopup, taşlaşmış yüreklere çarpar ve akabinde yine size döner. Kendi öfkesinde erimek, kendi çaresizliğinin diplerine gömülüp kalmak yaşanabilecek hazin öykünün karanlık sayfalarıdır artık…

Irzına geçilmiş çocuklarımız, tuvaletlerde ölü bulunan genç kızlarımız, kimsesizliğin ölümcül sessizliğine bırakılmış yaşlılarımız doldurmuyor mu gazetelerin üçüncü sayfalarını?
Kör bir vurdumduymazlık doluyor tüm sokaklara oradan caddelere ve nihayetinde hanelere… Hepimiz bu çirkin, bu tatsız, bu can sıkıcı öykünün tam da o bölümlerini oynamıyor muyuz?
Her geçen gün daha da güçlenen lanet olası savaş baronlarının adeta kudurmuş bir canavar gibi toprakları kendi kanlı bahçesine kattığını görmüyor muyuz? 

Bir Andrei Konchalovsky filmi: Deliler Evi (Dom Durukov) 2002

Janna hastanede, birkaç kelamına aldandığı Ahmetle hayalini gerçekleştirebilmek için en güzel giysilerini giydiğinde, hayat denilen bu telaş yüklü kervanın kendisine hangi sevimsiz sürprizleri sakladığını bilemez tabii ki. “Birileri bir yerlerde bizi sevdiği için hayatta olduğumuzu biliyor musun?” diye soruyor, aklını bir buluta iliştirip gökyüzüne uçuran kız Janna…

Bir Andrei Konchalovsky filmi: Deliler Evi (Dom Durukov) 2002

O akordeon çalan güzel bir kadın sayın okuyucu…
O duyguları ile yaşadığı şarkıları seslendiren naif, kibar ve masum bir yürek…
O bir avuçta kalsa sözlere değer veren bir hanımefendi…
O şimdiye kadar kimsenin bilmediği yeni bir beste…
Sonra da ekleyiveriyor; “bizim için dua edip, bize güç veriyorlar...” Hayatta kalmanın bu kadar güçleşmesinin başka izahı var mı ola?
Hayata tutunabilmek için deli gibi sebepler ararken, gitgide çaresiz kalmanın sebebini başka yerlerde aramanın da gereği yok herhalde.
Bir yerlerde bizleri de sevenler bir bir eksiliyor bu hayattan. Bizim için dua edip, bize güç verenler de eksiliyor...

Bir Andrei Konchalovsky filmi: Deliler Evi (Dom Durukov) 2002

Herkesin afedersiniz ama eşekler gibi koşturup, çok azının insan gibi yaşadığı bu dünyanın üzerimize saçtığı en büyük pislik de bu değil mi?
Yani kendimizden başka kimseyi umursamamak!
Kendisi dışında birilerini hiçbir beklenti içinde olmadan gerçekten sevebilecek, âşık olabilecek insanlar da yok oluyor bu dünyadan.
Janna’nın tuşlarına aşkla, şevkle bastığı akordeon, hayata güzel bir ritim katmakta yetersiz elbette.
Oysa nasıl da güzel söylüyordu Adams; “So tell me have you ever really really really ever loved a woman?”...

Evet, iyi seyirler diliyoruz izleyecek olanlara en iyisinden, en güzelinden…

Diğer film eleştirilerimizi okumak için aşağıdaki linke tıklamanız yeterli.

Kayıp Aranıyor: Debra Winger (Searching for Debra Winger 2002) 

Kral Arthur (King Arthur 2004) Filmi Üzerine

Restorasyon (Restoration 1995) Filmi Üzerine 

Şüphe (Disturbia 2007) Filmi Üzerine 

Cenneti Beklerken (2006) Filmi Üzerine

Death Proof (Ölüm Geçirmez, 2007) Filmi Üzerine

 
 

YORUM YAPIN

 
 
© 2004 - TGRT Haber