Tgrt Haber

Talip Bayram Yazıları

Helal Sertifikalı ürünlere güvenmeli miyiz?

Gıda güvenliği ve helal tüketim bilinci arttıkça, sertifikalı ürünlere olan talep de artmaktadır. Peki, helal sertifikalı ürünler ne kadar güvenilir? Hangi kurumlar bu sertifikaları veriyor? TSE onaylı helal sertifikası nedir ve neleri kapsar? Bu yazıda, bu soruların cevaplarını ve sertifikalı ürünlere dair bilinmesi gerekenleri inceleyeceğiz.

Helal ve güvenilir gıdaya ulaşmak toplumumuzu oluşturan her bir birey için bence çok önemli olmalıdır. Üretimi ise mutlaka diğer sanayi üretimlerinden ayrı olarak ele alınmalı ve farklı tüketici gruplarının önceliklerine göre de teşvik edilmelidir.

Helal ürün nedir?

Helal ürün, İslam dininin kurallarına uygun olarak üretilmiş ve Müslümanlar açısından tüketilmesinde bir mahzur bulunmayan ürün demektir. Helal Gıda kavramı ise üretimden reyona kadar tamamıyla İslami kurallara uygun olarak hazırlanan ürünler için kullanılmaktadır. Helal ürünler, domuz eti ve alkol gibi dinen yasaklı maddeler de içermezler. Ayrıca, et ürünlerinde de hayvanların kesimi İslam’ın emrettiği belirli kurallara göre düzenlenmektedir.

Peki, Helal Gıda Sertifikalı ürün ne demektir?

Artmakta olan sanayileşme ve teknolojik gelişmeler, ürünlerin nasıl üretildiğini şeffaf hale getirmediğinden, dini hassasiyeti olan tüketicilere güvenli ve bilinçli alışveriş imkanı sunmak amacıyla “Helal Gıda Sertifikası” sistemi kurulmuştur. Helal Gıda Sertifikalı ürün ise bu konuda belirli standartlara ve kriterlere uygun üretildiğini gösteren bir belge ile düzenlenmiş ürün demektir. Bu belge, bağımsız bir kuruluş tarafından yapılan denetimler sonucunda verilir.

Helal sertifikası olan bir ürünün güvenilirliği genel olarak yüksek kabul edilir. Ancak, yine de sertifikanın güvenilirliği, sertifikayı veren kuruluşun yetkinliğine ve denetim sıklığına bağlıdır.

Sertifikayı hangi kurumlar verir?

Ülkemizde helal gıda sertifikasını verme yetkisine sahip birçok kuruluş bulunuyor. Bu kuruluşların başında Türk Standartları Enstitüsü (TSE) geliyor. TSE, kamu otoritesinde Türkiye'deki en önemli bir sertifikalandırma kuruluşudur. Kurum, bir gıda ürününün helal kriterlerine uygun olarak üretildiğini gösteren “TSE Onaylı Helal Belgesi” verir. Bu sertifika, ürünün hammaddesinden üretim sürecine, etiketleme ve ambalajlamasına kadar tüm aşamaları kapsar.

TSE dışında helal ürünler için özel olarak yetkilendirilmiş birçok sertifikalandırma kuruluşu da bulunmaktadır. GİMDES “Helal Gıda Sertifikası” gibi.

Helal Gıda Sertifikalı ürün satın alırken neler dikkat edilmeli?

  • Öncelikle sertifikayı veren kuruluşu araştırın ve güvenilir olduğundan emin olun.
  • Sertifikanın güncel olup olmadığına ve ürünle ilgili tüm bilgileri kapsadığına bakın.
  • Ürünün etiketini dikkatlice okuyun ve içerik bilgilerini kontrol edin.
  • Herhangi bir şüpheniz varsa, ürünü satın almadan önce araştırın ve ilgili kuruma bilgi verin.

Helal sertifikası olan ürünlere güvenebilir miyiz?

Helal Gıda Sertifikası, dini bir gerçeği temsil etmesi açısından oldukça hassas bir konudur. Bu nedenle belgelendirme sistemi ticari kaygılardan uzak, bağımsız ve tarafsız bir şekilde ele alınmalıdır. Sertifikalandırma, İslami kurallara ve bilimsel prosedürlere riayet edilerek yapılmalıdır. Bu bağlamda, kurumların tarafsız ve bağımsız olması, ticari kaygılardan uzak durması ve helal kriterlerini titizlikle uygulaması son derece önemlidir.

Ticari çıkarlarını ön planda tutan bazı kuruluşlar tarafından sertifikalandırma sistemi, suistimal edilme riskini de beraberinde getirebilir. Bazı fırsatçılar, helal sertifikalandırma yetkisini esas gayesinden uzaklaştırabilir. İşte o zaman bu durum, helal ürünlere olan güveni sarsabilir ve tüketicileri yanıltarak ciddi mağduriyetlere yol açabilir.

Dolayısıyla Helal Gıda Sertifikası olan bir ürünü, tamamıyla helal gıda gibi bakmadan bir açık kapı bırakılması gerektiği kanaatindeyim. Bazen takip edilmediği veya helal konusunda ciddiye alınmadan davranıldığı durumlar da oluşabilir. Ancak yine de bu sistem hafife alınmamalı ve ürünün ilgili belgelendirme kuruluşu tarafından izleniyor ve takip ediliyor olduğunu da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, özellikle yurtdışı için sertifikalı ürünler gıda güvenliği ve helal tüketim için sağlam bir göstergedir. Ancak, bu sertifikalar çok önemli olsa da, tek başına yeterli bir kriter değildir. Ürün satın alırken sertifikanın güvenilirliğine dikkat etmeli ve belgesi var diye de tam sorgulama yapmadan satın alma yapılmamalıdır.

 

15 Nisan 2024
İyi baklavayı neden pahalı yiyoruz?

Ramazan ayının son günlerindeyiz ve önümüz bayram, sevgi, saygı, barış ve dayanışma duygularının pekiştiği yeni bir zaman dilimine giriyoruz. Bayram sofralarının vazgeçilmez lezzetleri arasında önemli bir yer tutan ve neredeyse tüm Türkiye’nin sevdiği baklava, Gaziantep’in AB coğrafi işaretli efsanevi bir tatlısıdır.

Her yıl olduğu gibi Osmanlıdan gelen bir gelenekle özellikle Ramazan ayında başlar bayram hazırlığı. Maharetli ev hanımları oklavanın başına geçerek tepsi tepsi baklava pişirirler. Son zamanlarda bu trend biraz baklava markalarına kaymış olsa da orada da fiyatların yüksek olması dar gelirli aileleri epey düşündürüyor.

Peki, baklava neden pahalı sizce?

Bunun nedenine birlikte bakalım isterseniz. Sonuç itibariyle un, şeker hadi fıstık, ceviz tamam ama yine de maliyetten farklı bir şeyler var. Piyasada normal un ve şekerden üretilen baklava ucuz zaten ama iyi baklava bundan çok daha fazlası sanırım.

Baklavanın fiyatını içindeki fıstık mı belirler? Maliyetler çok mu yüksek? vs. gibi sorularla baklavayı, Gaziantepli ünlü baklavacı ve aynı zamanda BAKTAD Baklava ve Tatlı Üreticileri Derneği kurucu başkanlığını yapan Mehmet Yıldırım Usta ile konuştuk.

“Baklava pahalı değildir, neye göre pahalı ve günümüzde artık ne ucuz ki” diye söze başlıyor baklavacı Mehmet Usta, “baklavanın yapılışını görseniz bu asla pahalı değildir bile dersiniz” diye de ekliyor.

Konuşmamızın özeti mahiyetinde baklavayı neden pahalı yediğimizin birkaç sebebini yazdım.

Hammadde, Baklavada kullanılan malzemelerin çoğu çok pahalıdır. Örneğin, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler ayrıca baklavada kullanılan sadeyağı.

Uzmanlık: Baklava yapımı oldukça zor ve zahmetli bir iştir. Baklavayı lezzetli ve güzel yapmak için özel bir beceri ve deneyim gerekiyor. Bu nedenle, baklavayı yapan ustalar da genellikle yüksek ücret alırlar. Kaliteli baklavanın yufkası el ustalığıyla açılır.

Zaman: Baklavayı hazırlamak ve pişirmek uzun zaman alır. Hamurun elle açılması, iç harcın hazırlanması ve baklavanın fırında pişirilmesi en az birkaç saat sürer. Bu nedenle, baklavayı hazırlamak için harcanan zaman da fiyatına yansır.

Baklava tezgâhta fazla beklemez ve taze tüketilmesi gerekir, bu da fiyata etki eder.

Talep: Baklava, Türkiye'de ve dünyada oldukça popüler bir tatlıdır. Bu nedenle, baklavaya olan talep her zaman yüksektir. Yüksek talep de fiyatların artmasına neden olur.

Fiyatı uygun olan baklava nasıl oluyor?

Mehmet Yıldırım; “Halkın bir alım gücü var ama baklava da yemek istiyor. Baklavanın içerisinde kullanılan hammadde miktarı ve kalitesi baklavanın fiyatını belirler. Günümüzde çok uygun rakamlara baklava satılıyorsa bu mümkün değildir ki o 1. kalite olsun. O baklavada kullanılan fıstık ve yağ birinci kalite değildir. Başka yağlar da kullanılıyor olabilir. Yine fıstığın kalitesi düşük olur, miktarı az olur, işçiliği yetersiz olur veya fabrikasyon olur. O yüzden dolayı birinci kalite baklavanın fiyatı aşağı yukarı bellidir. Baklavada kullanılan un bile fiyata çok etki eder. Baklavayı mısır nişastasından yaparsan uyguna gelir ama kaliteli baklava bir kaç kat pahalı buğday nişastasıyla yapılır. Birinci kalite 1 kg baklavaya en az 150 gr kaliteli boz fıstık kullanılırken diğerine çok daha az miktarda ve kalitesiz fıstık kullanılabilir. Bazen de yer fıstığı veya bayatlamış poğaça gibi yiyeceklerin ufalanıp gıda boyasıyla boyanarak elde edilen sahte fıstık da kullanılıyor olabilir diye düşünüyorum.”

İyi baklava Antep Fıstığından dolayı mı pahalıdır?

Mehmet Yıldırım, “Bu soruya büyük bir ekseriyetle evet diyebilirim. Ayrıca Antep fıstığının pahalı olma nedenlerinden biri de alım satımının çoğunlukla kayıt dışı olmasıdır. BAKTAD olarak hükümet yetkilileri nezdinde de bunu sürekli belirtiyoruz. Bizim satışımız ise kayıtlı perakende olduğundan hammadde girişimiz de mutlaka evraklıdır. Ancak Antep fıstığındaki kayıt dışılık yüksek olduğundan bu durum bir yatırım aracı olarak görülüyor ve bu da fiyatları yükseltiyor. Hatta geçenlerde farklı sektörden birkaç esnaf kendi sıkıntılarını giderme adına yüksek fiyattan 120 ton civarında fıstık alıp peşin satarak fıstık piyasasını etkilemişlerdi. Bana göre fıstık piyasasında bu kayıt dışılık, milyarlarca liralık vergi kaybı yaşanmasına da neden olmaktadır. 

Son olarak Mehmet Yıldırım, “Satıcı ve üreticiyi biraz da tüketicinin yönlendirmesi gerekiyor. Halkımız uygun olacak diye kötü malzeme kullanan üreticileri uyarmalı veya satın almamalı. Tüketicinin iyi baklavayı özellikle fıstık hammaddesi yüzünden pahalı satıldığını da bilmesi gerekir” diyerek sözlerini tamamladı.  

Karar sizin…

8 Nisan 2024
Türkiye Kültür Yolu Festivalleri

2024'ün Türkiye için bereketli bir festival yılı olacağına inanıyorum. Festivaller, tıpkı baharın filizleri gibi, Anadolu'nun kültürel ruhunu canlandıracak ve sanatın ışığını ülkenin her bir köşesine taşıyacaktır.

Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, tıpkı bir hazine avı gibi, her köşede yeni bir keşif sunan, illerin tarihi mekanlarını, yerel lezzetlerini ve modern sanatını harmanlayan, Anadolu'nun ruhunu doyasıya yaşatan bir kültürel şölendir. Bu festivaller, geçmişin yankılarını geleceğe taşıyan, sanatın ve kültürün birleştirici gücüyle hepimizi ortak bir paydada buluşturan birer köprüdür.

Türkiye Kültür Yolu Festivalleri, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından, 2021 yılından itibaren Türkiye'nin çeşitli illerinde düzenlenmeye başlanmış ve Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmiş bir festivaller bütünüdür. Başta yemek kültürü olmak üzere Türkiye'nin zengin kültürel yapısını ve tarihini öğrenmek için Bakanlık tarafından her yıl çeşitli illerde düzenlenen festivaller serisi bir dizi etkinlik içeriyor. Gastronomi aktiviteleri, konserler, tiyatrolar, dans gösterileri, sanat sergileri ve daha fazlasını içeren çeşitli programlar hepsi bu festivallerin gündeminde.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy da Kültür Yolu Festivali'nin Türkiye'nin en büyük ve en zengin marka projelerinden biri olduğuna dikkati çekiyor. Festival kapsamında geçen yıl 5 bin etkinlik düzenlendiğini kaydeden Ersoy, bu yıl etkinlik sayısını 6 bine çıkarmayı hedeflediklerini belirtiyor.

Geçen yıl bu festivallerin bir kısmına katıldım ve yazılarımla da destek verdim. 16 şehirde, toplamda 8 ay sürecek, yerel lezzetleri, sanatı, kültürü, tarihi, tek bir noktada birleştirmeyi başaran bu etkinlik zincirini Türkiye'nin kültürel mirasını deneyimlemek için harika bir fırsat olarak görüyorum. Kesinlikle ilinizde yapılacak olan bu festivalleri kaçırmayın. Aşağıda tarihlerini veriyorum.

Peki, bu festivallerin ne gibi faydaları bulunuyor

Kültür Festivalleri

, Türkiye'nin zengin tarihi ve kültürünü anlatmak ve gelecek nesillere aktarmak için önemli platformlardır. Bu etkinlikler aracılığıyla, illerin yemek kültürü, tarihi eserler, geleneksel sanatlar ve el sanatları gibi kültürel miras öğeleri geniş kitlelere tanıtılır ve korunması için farkındalık oluşturulur.

Festivaller, Türkiye'nin uluslararası alandaki tanıtımına katkıda bulunur. Bu vesileyle Türkiye'nin kültürel zenginliği ve çeşitliliği dünyaya tanıtılmış olur. Türkiye'nin farklı bölgelerine turist çekmek ve turizm sektörünü geliştirmek için de Festivaller önemli bir araçtır. Turizmde ürün çeşitliliği ve markalaşmanın önünü açan, kültür ve sanatla bütünleşmiş bir turizm, bölgedeki işletmelere ve yerel ekonomiye önemli bir katkı sağlar. Konaklama, yeme-içme, ulaşım ve alışveriş gibi sektörlerde artan bir talep oluşturur.

Sanat ve kültüre erişim imkanı sunan festivaller, farklı kültürlerden insanları bir araya getirir ve sosyal dayanışmaya öncü olur. Ortak bir kültür etrafında bir araya gelmek ve eğlenmek için bir fırsat sunar. Ayrıca gençlerin sanata ve kültüre katılımını teşvik etmek için de önemli bir araçtır. Gençlere yeni deneyimler sunar ve potansiyellerini geliştirmelerine yardımcı olur.

Festivaller, Türkiye'nin kültürel çeşitliliğini yaşamak için önemli bir platformdur. Farklı etnik kökenlerden ve inançlardan insanların gelenekleri ve değerleri tanıtılır. Aynı zamanda, yerel kimliğin korunması ve güçlendirilmesine de katkıda bulunur. Yerel gelenekler ve değerler hatırlanır ve gelecek nesillere aktarılır.

Sürdürülebilirlik ilkelerine göre düzenlenen bu festivaller, çevreye duyarlı bir yaklaşım sergiler. Geri dönüşüm, atık yönetimi ve enerji tasarrufu gibi konularda farkındalık oluşturur.

Tarihine göre illerin “Kültür Yolu Festivalleri”

  1. 13 - 21 Nisan 2024, Adana, Portakal Çiçeği Karnavalı,           
  2. 25 Mayıs - 02 Haziran 2024, Şanlıurfa
  3. 01 - 09 Haziran 2024, Bursa
  4. 08 - 16 Haziran 2024, Samsun
  5. 22 - 30 Haziran 2024, Trabzon
  6. 29 Haziran - 07 Temmuz 2024, Van
  7. 03 - 11 Ağustos 2024, Nevşehir
  8. 17 - 25 Ağustos 2024, Erzurum
  9. 31 Ağustos - 08 Eylül 2024, Çanakkale
  10. 14 - 22 Eylül 2024, Gaziantep
  11. 21 - 29 Eylül 2024, Konya
  12. 21 - 29 Eylül 2024, Ankara
  13. 28 Eylül - 06 Ekim 2024, İstanbul
  14. 12 - 20 Ekim 2024, Diyarbakır
  15. 26 Ekim - 03 Kasım 2024, İzmir
  16. 02 - 10 Kasım 2024, Antalya
1 Nisan 2024
Abartılı iftar sofraları israf mı?

İsrafı, “İhtiyaçtan fazlasını kullanmak, gereksiz yere harcamak ve haddi aşmak” diye özetleyebiliriz. Dinimiz israfı kesinlikle yasaklamaktadır. Birçok ayet ve hadiste de israfın günah olduğu ve zararları açıkça dile getiriliyor. İslam’ın yanı sıra, bütün dinler ve ahlâkî öğretiler de israfla ilgilenmiş, sorunun çözümü için değişik yöntemler geliştirmişlerdir. Konu gayet nettir ancak neyin israf olup olmadığı ise izaha muhtaçtır.  

Yeme içme alanındaki israfı biraz açmak gerekirse; bana göre bu alanda israf, göreceli ve biraz muğlak bir kavramdır. Bu durumu farklı bedenlere sahip iki insan örneğiyle açıklayabilirim. 100 kilogramdan fazla kilolu bir birey ile nispeten daha az kilolu bir birey arasında, yedikleri açısından israf durumu çok farklıdır. Birine bir tas çorba ve az bir porsiyon yemek yetip fazlası israf olurken, diğerine üç tabak bile az gelebilir.

Genel olarak çok fazla yenilmesine karşı olsam da, çok abartılmadığı takdirde bunu tam olarak israf saymıyorum. Hele Ramazanda 15 saat açlığa tahammül etmiş birine biraz fazla yemesinin israf olduğunu söylemenin haksızlık olacağı kanaatindeyim. Bence gerçek anlamda israf, masadaki yemeklerin yenilmeden çöpe atılmasıdır. Bu durum, hem gıdanın değerini düşürür hem de açlık çeken insanlara karşı bir duyarsızlık göstergesidir.

Günümüzün yemek alışkanlıkları açısından da bakarsak yemeyeceğin yemeği tabağına almak ve onu çöpe gitmesine göz yummak bence israftan da öte büyük günahtır. Türkiye'de her yıl milyonlarca ton gıda da bu şekilde çöpe giderek israf edilmektedir. Bu durum hem ekonomik hem de çevresel açıdan büyük bir sorundur.

Yine de israfı açgözlülüğün ve doymak bilmezliğin bir sembolü olarak görebiliriz. Masadaki bereketin ve bolluğun, hoyratça tüketilerek yok edilmesi üzücü bir durumdur. Bu nedenle, her lokmanın değerini bilmeli ve israftan kaçınmak için bilinçli bir şekilde tüketmeliyiz.

Restoranlarda iftar sofraları

Restoranlardaki iftar sofralarının israf olup olmadığı ise sofradaki çeşitlilik, porsiyonların büyüklüğü ve artan yiyeceklerin geri dönüştürülüp dönüştürülmediği gibi birçok faktöre bağlıdır. Bu şekilde abartılı iftar sofralarının israf sayılabilecek yönleri elbette bulunuyor. İhtiyaçtan fazla sayıda çeşit olması, her şeyden biraz yenmesi ve kalanların çöpe atılması gibi.

Ancak israf endişesi var diye dostlarımızı restoranlarda iftarda ağırlamaktan kesinlikle vazgeçmemeliyiz.

İşte bu nedenle son zamanlarda bazı restoranların yüksek fiyatlı iftar menülerinin eleştirildiğini görüyorum ve bu eleştirilere kısmen de hak veriyorum. Fakat bu durum tüm sektörü töhmet altında bırakmamalı. Çok uygun iftar menüsü sunan veya Ramazan öncesi fiyatıyla fix menü uygulamayan restoranlar da mevcut. Ramazan'da dostlarımızı güzel bir mekanda ağırlamanın da bir bedeli olduğunu unutmamak gerekir.

Ramazan, feyzi her bir köşede hissedilen, bereketin ve paylaşmanın doruk noktasına ulaştığı bir mevsimdir. Her yıl bu mübarek ayda, akşam ezanı ile birlikte sofralar kurulur, iftar davetleri ile gönüller bir araya gelir. Hem evlerde hem de lokantalarda sıcak bir atmosfer ve samimi sohbetler Ramazan'ın ruhunu yaşatır. Kurumlar da bu manevi coşkuya ortak olarak çalışanlarını ve müşterilerini iftar sofralarında buluşturur. Bu sofralar, sadece bir yemekten öte, dayanışma ve sevginin paylaşıldığı özel anlara dönüşür.

İftar vermenin en pratik ve keyifli yollarından biri de şüphesiz restoranlarda düzenlemektir. Böylece ev halkı yorulmadan, misafirlerin rahatı ve keyfi ön planda tutularak bu özel anlar yaşanabilir. İyi bir restoranda evlerde pek yapılamayan, döner, kebap, büryan gibi lezzetleri pek yememiş insanlar var. Senede bir ay olan Ramazanda birkaç kez restoranda bu kişilere bu lezzetleri tattırmak emin olun Allah'ın da hoşuna gidecektir.

O sofralardan israf çıkmaz, çünkü kalan yemekler evlere paket yapılıyor. Ayrıca çoğu restoranda iftar sofralarında artan yiyecekler geri dönüştürülüyor, hayvan barınaklarına ve ihtiyaç sahiplerine veriliyor.

Sonuç olarak: Ramazan ayında iftar sofraları, paylaşmanın ve bereketin simgesidir. Bunun için de illa büyük sofralar kurmak gerekmez. Bir bardak su veya bir hurma ile bile iftar vermek mümkündür. İsrafı önlemeye özen göstererek bu güzel geleneği yaşatmak hepimizin görevidir.

25 Mart 2024
Gastronomi neden çok önemli?

Çünkü gastronomi önümüze konan güzel bir tabaktan öte o safhaya gelinceye kadarki tüm süreçle ilgilenir. Bu anlamda gastronomi bir lezzet yolculuğudur. Aynı zamanda gastronomi, sadece mideye hitap eden bir olgu değil, yemek ve kültürün zarif bir ilişkisidir. Zengin ve iştah açıcı lezzetlerin sunuluşundan, belirli bölgelere özgü pişirme tekniklerine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsar.

İyi yeme sanatı ve beslenme biliminin bir araya gelmesiyle oluşan gastronomi, duyusal bir deneyim sunar. İşte bu deneyim, lezzet tomurcuklarını okşayan tatlar keşfetmeyi, yeni pişirme teknikleri denemeyi ve farklı kültürlerin mutfak geleneklerini anlamayı içerir. Gastronomi, sadece sofradaki lezzetlerle sınırlı kalmaz, insanoğlunun beslenmeyle kurduğu tarihi ve kültürel bağları da inceler.

Yemeklerin ardındaki hikayeleri keşfetmek, bir bölgenin ruhunu tatmak ve insanlığın ortak paydası olan beslenme etrafında bir araya gelmek, gastronominin sunduğu eşsiz deneyimlerden sadece birkaçıdır. Gastronomi, lezzet ve kültürün harmanlandığı bir ziyafet, duyuların şöleni, insanlığın ortak mirasıdır. Bu sofrada her damak tadına hitap eden bir lezzet ve her kültüre dair bir hikaye bulunur.

Eğer siz de bu lezzet yolculuğuna çıkmak isterseniz, TGRT Haberde gastronomi dünyasının kapıları size sonuna kadar açıktır. Yeni tatlar keşfetmeye, farklı kültürleri deneyimlemeye ve yemeklerin ardındaki hikayeleri öğrenmeye hazır olun.

Gastronomi dünyası sizi bekliyor.

TGRT Haber'de yepyeni bir köşe ile sizlerleyiz! Bu köşede gastronomiye dair her şeyi bulabileceksiniz. Leziz mekanlar, Lezzet festivalleri, sağlıklı beslenme tüyoları, illerin yöresel lezzetleri ve daha fazlası...

Lezzete yolculuk

Gastronomiye delicesine tutkun olan yazarınız ben Talip Bayram, A’dan Z’ye bu sektöre ait ne varsa birlikte inceleyecek ve bu köşede lezzet duraklarını birlikte keşfedeceğiz. Deneyimlediğim mekanların hikayelerini, lezzetlerini ve konumlarını sizlerle paylaşıyor olacağım. Benim kalemimden lezzet duraklarını keşfetmek, yeni mekanlar ve lezzetler keşfetmek için bu köşeyi takip edin lütfen.

Siz de katılın!

Lezzet duraklarını benimle keşfedin. Benden gelen lezzet önerilerine ek olarak, siz de favori mekanlarınızı ve lezzetlerinizi benimle paylaşabilirsiniz. Yorumlarınız ve geri dönüşleriniz, bu köşenin interaktif bir platform olmasını sağlayacak.

Türk Mutfağına önem veriyoruz

Köşede öncelik, Türk mutfağına ve yöresel lezzetlerimize verilecek. Erzurum'un cağ kebabı, Siirt'in büryanı, Karadeniz'in pidesi ve Konya'nın tandırı gibi her yörenin özel lezzetleri bu köşede yer alacak.

Lezzet ve sunum dengesi

Gastronomi bir sanat olarak kabul edilir. İyi bir şef, lezzete önem verdiği kadar sunuma da özen gösterir. Ben, lezzet ve sunumun birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu savunuyorum.

Bu köşede sizleri neler bekliyor?

  • Lezzet festivalleri ve gastronomi etkinlikleri hakkında haberler
  • Türkiye'nin farklı şehirlerinden lezzet durakları
  • Yöresel lezzetlerin keşfi
  • Deneyimli bir gastronomi yazarının lezzet yorumları
  • Lezzet ve sunumun buluştuğu tabaklar
  • Sizden gelen lezzet önerileri ve yorumlar

Gastronomi neden önemli?

Gastronomi aslında bir bilim dalıdır. Üniversitelerin artık bu başlıkta bölümleri bulunuyor. Gastronomi, yukarıda saydıklarımın ötesinde yediğimiz ürünlerin güvenirliğini de araştırır. Bu konunun neden çok önemli olduğunu hemen hemen her yemeğimize koyduğumuz baharatlarla ilgili bir araştırmanın sonucunu paylaşarak size anlatmaya çalışacağım. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada’nın yaptığı araştırmaya göre mutfakların vazgeçilmez baharatlarından olan ve piyasada açıkta satılan kekikler, kekik değil.

Kekik aslında doğal bir koruyucu

Prof. Dr. Yeşilada, kekiğin içinde bulunan ve kokusunu veren uçucu yağların kışın hastalıklardan koruduğunu söylüyor. Kekik, insan vücudunu mikroplardan korur. Buzdolaplarının olmadığı eski zamanlarda et gibi bozulabilecek besinler ya tuza ya da kekiğe yatırılırdı. Uçucu yağlar son derece koruyucudur. Mısırlıların bugüne kadar gelen mumyalama teknikleri de uçucu yağlar sayesinde olmuştur. Uçucu yağlar sayesinde mikroplar ölüyü çürütemez. Kekik mikroorganizmalara karşı büyük bir savaş verir ve çok kuvvetli mikrop giderici özelliği vardır.

Kekiğin içindeki değerli uçucu yağları alınmış

Prof. Dr. Yeşilada, aktarlarda açıkta satılan kekiklerin çoğunda, bitkiye kokusunu ve şifalı özelliklerini veren uçucu yağların bulunmadığını söylüyor. Marmara Bölgesi'nde yapılan bir araştırmada, açıkta satılan kekiklerin çoğunda yeterli miktarda uçucu yağ bulunamadı. Peki, neden uçucu yağlar yok? Çünkü uçucu yağlar pahalı olduğu için, kekikten arıtma yöntemiyle ayrıştırılıyor. Bu işlem sırasında bitkinin görsel görünümü bozulmadığı için, kurutulup kekik diye tekrar satılıyor.

Uçucu yağsız kekik "ceset" gibidir!

Prof. Dr. Yeşilada, uçucu yağları alınmış kekiği cesede benzetti. Uçucu yağlar alındıktan sonra, nemli ortamlarda kurumaya bırakılan kekikte, karaciğere zarar verebilecek aflatoksin adı verilen mantar ve bakteriler üremeye başlıyor.

Ne yapmalı? Sorusunun cevabını işte bu köşede vermeye çalışacağız.

Haftaya görüşmek üzere!

19 Mart 2024